(5271 S. K. m. 147, 150, 231) (Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi Ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik m. 7)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; önceki mahkûmiyet hükmünü temyiz eden zorunlu müdafiinin görevinin hangi aşamada sona ereceği, zorunlu müdafiinin, uyarlama hükmünü temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Daire; daha önce hükümlü hakkındaki mahkûmiyet hükmünü zorunlu müdafi sıfatıyla temyiz eden avukata uyarlama yargılamasına dair duruşma günü bildirilerek beyanlarının saptanması gerekirken, sadece hükümlünün beyanları ile yetinilerek hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğunu kabul ederken;
Başsavcılık; Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 7'nci maddesine göre müdafiinin görevinin kovuşturma evresinde esasa ilişkin hükmün kesinleşmesiyle sona erdiğini, daha sonra verilen uyarlama hükmünün tebliğ edilmesinin zorunlu müdafi açısından temyiz hakkı doğurmayacağını ileri sürerek Daire kararma itiraz etmiştir.
Dosyada mevcut delililere göre, hükümlünün yargılama sürecinde adli müşahede altına alınması kararı üzerine Ankara Barosu Başkanlığından zorunlu müdafii tayin edilmesinin istenildiği, yargılama sonunda verilen mahkûmiyet hükümlerinin hükümlü ve müdafii onanarak kesinleştiği, infaz aşamasında Askerî Mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanıp uygulanmamasına ilişkin duruşma açılmasına karar verilip, hükümlünün uyarlama yargılamasından haberdar edilerek, duruşmadan bağışık tutulmayı istediği takdirde diyeceklerinin tespitinin istenildiği, istinabe mahkemesince icra edilen duruşmada, hükümlünün duruşmadan bağışık tutulmasını istediği, CMK'nın 147'nci maddesinde yer alan haklarının hatırlatıldığı, hükümlünün müdafii talep etmediğini beyan ederek savunmasını yaptığı anlaşılmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 7'nci maddesi;
(1) Müdafi veya vekilin görevi;
a) Soruşturma evresinde; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi, yetkisizlik veya görevsizlik karan, kamu davası açılması hâlinde ise iddianamenin kabulü kararı verilmesi,
b) Kovuşturma evresinde; yargılamanın yapıldığı il ve ilçe dışında yargılamayı gerektirir görevsizlik veya yetkisizlik kararı, esasa ilişkin hükmün kesinleşmesi ya da davanın nakline karar verilmesi,
c) Müdafi, vekil veya kendisine müdafi ya da vekil görevlendirilen kişinin ölmesi,
ç) Kişinin kendisine bir müdafi veya vekil seçmesi,
hâllerinde sona erer.
(2) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekil azledilemez." hükmünü içermektedir.
Bu hüküm karşısında, önceki mahkûmiyet hükümlerini temyiz eden zorunlu müdafiinin görevinin, Askerî Mahkemece tesis olunan mahkûmiyet hükümlerinin Askerî Yargıtay 3'üncü Dairesince onanarak kesinleşmesi ile sona erdiği anlaşılmaktadır.
Hükümlü hakkındaki hükümlerin kesinleşmesinden sonra, Askerî Mahkemece CMK'nın 231'inci maddesinde yapılan değişiklikler nedeniyle duruşma açılarak, hükümlünün beyanları tespit edildikten sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin olarak verilen uyarlama karan, önceki yargılama sırasında zorunlu müdafiilik görevi yapan avukata tebliğ edilmiştir. Oysa, uyarlama yargılamasından önce (hükümler kesinleştikten sonra) zorunlu müdafi ile hükümlü arasındaki hukuki ilişki anılan Yönetmeliğin 7'nci maddesi gereğince sona ermiştir. Bu aşamadan sonra hükümlü tarafından zorunlu müdafiiye vekalet verilmediği gibi, dava dosyasında, hükümlünün, temsil edilmesi yönünde yazılı veya sözlü, açık veya örtülü şekilde onay verdiğine ilişkin belge ya da bilgi mevcut değildir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili uyarlama yargılamasında hükümlünün müdafi tayinini istemediğini açık olarak belirtmesi ve zorunlu müdafi de görevlendirilmemesi karşısında, uyarlama kararının tebliğ edilmesi, önceki yargılama sırasında tayin edilen zorunlu müdafiye uyarlama kararının temyiz hakkı vermeyeceği gibi, zorunlu müdafinin hükümlüyü temsil yetkisi de bulunmamaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafinin görevi kovuşturma evresinde esasa ilişkin hükmün kesinleşmesi hâlinde sona ereceğinden, uyarlama kararı tebliğ edilse dahi zorunlu müdafi açısından temyiz hakkı doğurmaması, hükümlünün de uyarlama yargılaması sırasında müdafi talep etmediğini açıklaması karşısında, zorunlu müdafinin uyarlama yargılaması sonucunda verilen kararı temyiz hakkı bulunmadığı sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına, müdafiin temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy