(1632 S. K. m. 144, 115) (765 S. K. m. 102, 104, 240) (353 S. K. m. 162, 220, 221, Ek. m. 1) (5271 S. K. m. 223) (AYGK. 09.06.1995 T. 1995/1 E. 1995/1 K.) (AYDK. 05.01.2006 T. 2006/6 E. 2006/3 K.)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, iddianamede memuriyet görevini kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilen eylemlerin, iki ayrı suça (Memuriyet görevini kötüye kullanma ve memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçları) veya tek bir memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçuna vücut verip vermeyeceği ile suç tarihlerinin belirlenmesine ilişkindir.
Daire; iddianamede yazılı eylemlerin, bütün halinde memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu, suç tarihlerinin ise, iddianamenin başlık kısmından (Aralık 1999 - Ocak 2000) farklı olarak, dosya kapsamından 01.12.1999-04.07.2001 olarak belirlenebildiğini ve bu bağlamda zamanaşımı süresinin dolmadığını kabul etmiş ve sanık hakkında tesis olunan düşme ve beraat hükümlerinin bozulmasına karar vermiş;
Askeri Mahkeme; iddianamede memuriyet görevini kötüye kullanma suçunu oluşturduğu iddia edilen eylemlerin, memuriyet görevini kötüye kullanma ve memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçlarını oluşturabileceğini, ancak, iddianamenin başlık kısmında yer alan suç tarihleri itibarıyla, memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçunun zamanaşımına uğradığını, memuriyet görevini kötüye kullanma suçuna konu edilebilecek eylemin ise suç teşkil etmediğini kabul ederek, önceki düşme ve beraat hükümlerinde direnmiştir.
Somut olayda, Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık konusu incelenmeden önce, atılı suçların işlendiği kabul edilen tarihler itibarıyla, öncelikle dava zamanaşımı süresi yönünden inceleme yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Gerek Askeri Mahkemece ve gerekse Dairece, iddia konusu yapılan eylemlerin farklı suçu oluşturdukları kabul edilmekte ise de; esasen ASCK'nın 144'üncü maddesi delaletiyle 765 sayılı TCK'nın 240'ıncı maddesinde düzenlenen memuriyet görevini kötüye kullanma veya ASCK'nın 115'inci maddesinde düzenlenen memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçlarının tabi oldukları zamanaşımı süresi yönünden bir farklılık bulunmamaktadır.
Bu bağlamda, memuriyet görevini kötüye kullanma ve memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçlarının, öngörülen hapis cezasının miktar ve niteliğine göre, 765 sayılı TCK'nın 102/l(2)'nci maddesi uyarınca 5 yıllık dava zamanaşımı süresine tabi oldukları, TCK'nın 104'üncü maddesine göre dava zamanaşımını kesen işlemler dikkate alındığında, dava zamanaşımı süresinin en fazla 7 yıl 6 ay olabileceği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, atılı suçların işlenme tarihleri bakımından, gerek Askeri Mahkemece benimsenen iddianamenin başlığındaki Aralık 1999-Ocak 2000 şeklindeki suç tarihleri, gerekse Dairece dosya kapsamından belirlenen 01.12.1999-04.07.2001 tarihleri dikkate alındığında, atılı suçlar için 765 sayılı TCK'nda öngörülen dava zamanaşımı süresinin azami haddinin dolmuş olduğu anlaşılmaktadır.
Yapılan açıklamalar ışığında, Askeri Mahkemece tesis olunan hükümler ayrı ayrı incelendiğinde;
1) Memuriyet görevini kötüye kullanma suçundan tesis olunan beraat hükmüne ilişkin yapılan incelemede;
353 sayılı Kanun'un mülga 162/3'üncü maddesi, Derhal beraat kararı verilecek hallerde duruşmanın tatili veya düşme kararı verilemez. hükmünü içermekte olup; 353 sayılı Kanuna 29.06.2006 tarihli ve 5530 sayılı Kanun'un 61'inci maddesiyle eklenen Ek-1'inci maddesinin atıfta bulunduğu 5271 sayılı CMK'nın 223/9'uncu maddesinde de, Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. şeklinde benzer düzenleme yer almaktadır.
Derhal beraat kararı verilebilecek haller kanunda açıkça sayılmamakla birlikte; uygulamada iddianamede sanık olarak gösterilen kişinin esasen o eylemin sanığı olmadığının anlaşılması, iddia konusu eylemin açıkça tanımlandığı şekliyle suç teşkil etmemesi veya daha sonra suç olmaktan çıkarılması hallerine özgü olarak derhal beraat kararı verilebileceği kabul edilmektedir. Nitekim Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 09.06.1995 tarihli ve 1995/1-1 E.K. sayılı kararında da, bu husus belirtilmektedir.
Bu bağlamda, söz konusu bu düzenlemenin karşı anlamından; derhal beraati gerektirmeyen durumlarda, şartlarının oluşması halinde sanığın beraati veya mahkûmiyetine ilişkin delil değerlendirmesine girilmeksizin kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği sonucunu çıkarmak, kanunun amacıyla uyumlu bir değerlendirme olacaktır. Nitekim, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 05.01.2006 tarihli ve 2006/6-3 sayılı ilamında da bu görüş vurgulanmaktadır.
Bu itibarla, dava zamanaşımının söz konusu olduğu hallerde, yargılamanın olduğu yerde duracağı ve herhangi bir araştırmaya gidilmeyeceği, ayrıca somut olayda sanık hakkında derhal beraat kararı verilebilecek hal mevcut olmadığı gözetildiğinde, gerek memuriyet görevini kötüye kullanma suçunun işlendiği kabul edilen tarih itibarıyla, gerekse suç vasfının memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma olarak kabul edilip, suç tarihinin de dava dosyası kapsamından belirlenen tarihe götürülmesi halinde, dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından,
Sanık hakkında memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan, Askeri Mahkemenin direnerek tesis ettiği beraat hükmünün, Askeri Savcının temyizine atfen ve resen, 353 sayılı Kanunun 221/1 'nci maddesi gereğince, dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle bozulmasına, ancak, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, sanık hakkındaki kamu davasının, 353 sayılı Kanun'un 220/2-C maddesi gereğince düşmesine karar verilmiştir.
2) Memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçundan tesis olunan düşme hükmüne ilişkin yapılan incelemede;
Askeri Mahkemece, memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçunun, iddianamenin başlığından belirlenen Aralık 1999-Ocak 2000 tarihlerinde işlendiği kabul edilerek, zamanaşımı süresi belirlenmiş ve karar tarihi itibarıyla düşme hükmü tesis edilmiştir.
Her ne kadar, Daire tarafından, dosya kapsamından belirlenen 01.12.1999-04.07.2001 tarihlerinin suç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de; belirtilen kabul halinde dahi, TCK'nın 104'üncü maddesine göre dava zamanaşımını kesen işlemler dikkate alındığında, en fazla 7 yıl 6 ay sürecek olan dava zamanaşımı süresinin 04.01.2009 tarihi itibarıyla dolduğu anlaşılmaktadır.
Memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suçunun, gerek Askeri Mahkemece işlendiği kabul edilen tarih itibarıyla, gerekse suç tarihinin dava dosyası kapsamından belirlenen tarihe götürülmesi halinde, dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından,
Askeri Savcının ve sanık müdafilerinin temyiz sebeplerinin reddine, sanık hakkında memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma suçundan, Askeri Mahkemenin direnerek tesis ettiği düşme hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy