(5271 S. K. m. 216) (353 S. K. m. 207) (1412 S. K. m. 251) (AYGK. 09.12.2005 T. 2005/1 E. 2005/1 K.) (AYDK. 26.02.2009 T. 2009/25 E. 2009/20 K.) (AYDK. 19.02.2004 T. 2004/45 E. 2004/35 K.) (AYDK. 28.10.2004 T. 2004/122 E. 2004/142 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; askeri savcının esas hakkındaki mütalaasını bildirmesi ve huzurda bulunan sanığın savunmasını yapması durumunda, sanığa ayrıca son sözünün sorulmamasının savunma hakkının kısıtlanması mahiyetinde olup, olmadığı noktasındadır.
Daire; sanığın savunmasını yapmasının ardından ayrıca son söz hakkından istifade ettirilmesi gerektiğini, buna aykırı uygulamanın CMK'nın 216/3 ve ASMKYUK'nun 207/3-H maddelerinin belirlediği anlamda savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacağını kabul etmek suretiyle, mahkûmiyet hükmünü bozmuş iken,
Başsavcılık; vicahi yargılamanın huzurda bulunan sanığın sözü ile sona erdirilmiş olması durumunda, CMK'nın 216/3'üncü maddesine aykırı bir durumun meydana gelmeyeceğini ileri sürerek, aksi yöndeki Daire ilamına karşı itirazda bulunmuştur.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için konuya ilişkin mevzuat hükümlerinin incelenmesinde fayda görülmüştür.
Mülga 1412 sayılı CMUK'un 251'inci maddesi, Delillerin ikame ve münakaşası bittikten sonra söz davacıya ve ondan sonra Cumhuriyet savcısına sonra malen sorumluya ve daha sonra da hemen sanığa verilir.
Cumhuriyet savcısı sanığa ve sanık ve müdafii de Cumhuriyet savcısına cevap vermek hakkını haizdirler. Reisin müsaadesiyle davacı ve malen sorumlu da cevap verebilir. En son söz sanığındır ... hükmünü içermekte iken;
5271 sayılı CMK'nın Delillerin tartışılması başlığını taşıyan 216/1'inci maddesi; ortaya konulan delilerle ilgili tartışmada sözün sırasıyla katılan veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafi ine veya kanuni temsilcisine verileceğini öngörmüş, aynı maddenin müteakip fıkrasında, tarafların birbirlerinin açıklamalarına karşı cevap hakkına sahip olduğu belirtilmiş, son fıkrada da, hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verileceği hükme bağlanmıştır.
Madde, adil yargılanma hakkının asli unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesine paralel hükümler içermek suretiyle, iddia ve savunmanın yargılama faaliyetine eşit imkânlar dahilinde iştirakini hedeflemiştir.
Hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmesi, kovuşturmanın son kişi olarak hazır bulunan sanığın konuşmasıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir. Yargılamanın taraflarının sanığın sarf ettiği sözlerin tesir ve kuvvetini zedeleyerek birtakım açıklamalarda bulunmalarını ihtimal dahilinde gören kanun koyucu, bu olasılığı bertaraf etmek amacıyla, yargılamanın sanığın beyanı ile son bulmasını zorunlu tutmuştur.
Konu öğretide de bu şekilde kabul edilmiş, Yasa son diyeceğin değil, en son sözün sanığa verilmesini öngörmektedir. (Osman YAŞAR-Uygulamalı ve Yorumlu Ceza Muhakemesi Kanunu, 3'üncü Bası, 2007, s. 1119) denilmiştir.
Prof. Dr. Faruk EREM, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu isimli 1996 tarihli kitabının 538'inci sayfasında, Ceza Usul Kanunu'nun 251'inci maddesinin, son sözün değil, en son sözün sanığa verilmesini istediğini belirtmiştir.
Mülga 1402 sayılı CMUK'nın 251/2'nci maddesi ile hâlen yürürlükte bulunan CMK'nın 216/3'üncü maddesi arasında başka yönde bir uygulamaya imkân sağlayacak farklılık bulunmaması nedeniyle, bu görüşün yürürlükteki kanun hükmü için de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun emsal nitelikteki 22.01.2004 tarihli ve 2004/2-12 E.K.; 22.01.2004 tarihli ve 2004/31-15 E.K.; 19.02.2004 tarihli ve 2004/45-35 E.K.; 23.09.2004 tarihli ve 156-118 E.K.; 28.10.2004 tarihli ve 2004/122-142 E.K.; 25.11.2004 tarihli ve 2004/155-158 E.K. sayılı kararlarında, duruşmaya son verilmeden önce en son konuşan kişinin sanık olması durumunda, ayrıca sanığa son sözünün sorulmamış olmasının savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelemeyeceği açık bir biçimde vurgulanmış, Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 09.12.2005 tarihli, 2005/1-1 E.K. sayılı kararında da aynı kabul şekli benimsenmiştir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2006 tarihli ve 2006/3-124 E.K. ve 29.01.2008 tarihli ve 2008/193-7 E.K. sayılı kararlarında da bu hükmün, kovuşturmanın sona erdirilmesi ve hükmün tesis ve tefhimine geçilmesi öncesinde, son konuşan tarafın hazır bulunan sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gerektiği ifade edilmiş, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 26.02.2009 tarihli ve 2009/25-20 E.K. sayılı, 12.03.2009 tarihli ve 2009/40-32 E.K. sayılı kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir.
Son duruşmaya ait tutanağın incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasını sunmasının ardından sanık savunmasını bildirmiş, usule veya esasa yönelik herhangi bir işlem yapılmadan ve başkaca bir kimseye söz hakkı tanınmadan yargılamaya son verilerek hüküm tesis edilmiştir.
Bu anlamda yargılama CMK'nın 216/3'üncü maddesine uygun biçimde sanığın son sözü ile sona erdirilmiş, Mahkemece bu açıklamaların tesir ve kuvvetini etkileyecek ne başka bir söze ne de bir işleme imkân verilmiştir.
Bu itibarla; Askeri Yargıtay Başsavcılığının konuya ilişkin itirazının kabulü doğrultusunda, Daire ilamının kaldırılmasına ve dosyanın incelemeye devam edilmek üzere Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy