(2709 S. K. m. 36) (5237 S. K. m. 53) (353 S. K. m. 207, 220, 254) (1632 S. K. Ek m. 8) (5275 S. K. m. 98, 101) (AİHS. m. 6)
Uyuşmazlığın konusu; hapis cezasıyla birlikte tayin edilen ve 5237 sayılı TCK'nın 53/1'inci maddesinde belirtilen hak yoksunlukları ile ilgili kararlardaki hukuka aykırılıkların, tek başına bozma sebebi teşkil edip etmediği noktasındadır.
Sanığın birlik içerisinde cep telefonu bulundurmayı ve kullanmayı yasaklayan askeri hizmete ilişkin emirden haberdar olmasına karşın, emre aykırı hareket ederek, birlik içerisinde iki adet cep telefonu bulundurduğu ve kullandığı, bu durumun 01.08.2008 tarihinde yapılan kontrolde tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay Daireler Kurulu ve daire kararlarında, kışla içerisine cep telefonu sokulması ve kullanılması eyleminin emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturacağı kabul edildiğinden, Askeri Mahkemenin sübuta, vasfa, takdir ve uygulamaya ilişkin değerlendirmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenebilmesi bakımından 5237 sayılı TCK'nın 53'üncü maddesinin düzenlediği hak yoksunluğu sisteminin neleri içerdiği Kurulumuzca müzakere edilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 53'üncü maddesinde; (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya ve seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan,
c) Velayet haklarından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dosyasıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş ve fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adli para cezasına mahkûmiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katma kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmünün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar. şeklindeki hüküm ile hak mahrumiyetleri ve kısıtlılıkları, güvenlik tedbiri olarak tek bir madde altında toplanmıştır.
Maddenin 1'inci fıkrasında, kasten işlediği suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olan kişinin, mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak, bu fıkrada sayılan haklardan yoksun bırakılacağı,
2'nci fıkrasında, failin bu hakları hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kullanamayacağı,
hususları düzenlenmektedir.
3'üncü fıkrada, mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından 1'inci ve 2'nci fıkra hükümlerinin uygulanmayacağı ve mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında 1'inci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebileceği öngörülmekte, 4'üncü fıkrada ise, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmünün uygulanmayacağı belirtilmektedir.
TCK'nın 53'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasında, kural olarak birinci fıkrada belirlenen hak yoksunluklarının cezası ertelenen hükümlü hakkında da uygulanacağı, ancak mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından 1'inci ve 2'nci fıkra hükümlerinin uygulanmayacağı, ayrıca koşullu olarak salıverilen hükümlünün velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinden sadece kendi alt soyu üzerindeki yetkilerini koşullu salıverilme ile kazanacağı hususlarının belirtilmesi nedeniyle, hükümlünün her halde, kendi alt soyu dışındaki kişiler yönünden velayet hakkı ile vesayet ve kayyımlık yetkilerini ancak hapis cezasının infazı tamamlandığında kullanabilmesi olanaklı görülmektedir.
Keza, maddenin 4'üncü fıkrasında, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmünün uygulanmayacağının belirtilmesi dikkate alındığında, cezası ertelenen kişiler yönünden cezanın kısa süreli olup olmamasına göre bir ayrım yapıldığı, kısa süreli hapis cezasına hükmedilip cezası ertelenmiş olan kişiler yönünden belli hakların kullanılmasından yoksun bırakılma güvenlik tedbirine hükmedilmesinin mümkün olmadığı, kısa süreli hapis cezası dışında süreli hapis cezasına mahkûm olan ve cezası ertelenen kişiler yönünden belli hakların kullanılmasından yoksun bırakılma güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
5'inci fıkrada, 1'inci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet halinde, ayrıca cezanın infazının sona ermesinden sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar ve 1'inci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adli para cezasına mahkûmiyet halinde, adli para cezasının tamamen infazından itibaren başlamak üzere, hükümde belirtilen gün sayısının yansından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verileceği belirtilerek, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmaktadır.
6'ncı fıkrada ise, belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği, yasaklama ve geri almanın, hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe gireceği ve sürenin cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlayacağı hususu düzenlenmektedir.
Askeri Ceza Kanunu'nun Ek-8'inci maddesinin 3'üncü fıkrasına göre, kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma veya bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına dair güvenlik tedbirlerinin, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları hakkında, öngörülen süre kadar açığa çıkarılma şeklinde uygulanması gerekmekte olup, yedek subaylar ile erbaş ve erler hakkında bu tedbirin uygulanması askerlik hizmetlerinin tamamlanmasından sonra mümkündür. Bu düzenlemeye göre, askerlik hizmetinin tamamlanmasından sonra yerine getirilmesi gereken tedbir, TCK'nın 53'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının a bendinde düzenlenen Kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma ve 5'inci fıkrasında düzenlenen Kamu görevinin kullanılmasının yasaklanması güvenlik tedbirleridir.
Askeri Ceza Kanunu'nun Ek-8'inci maddesinin 3'üncü fıkrasındaki düzenleme ile asker kişilerin ifa etmekte oldukları ve bir kamu görevi olduğunda kuşku bulunmayan askerlik hizmetlerinin, terhis işlemine kadar kesintiye uğramaması yanında, kamu görev ve yetkisinin kullanılmasının yasaklanması tedbirinin TSK mensupları yönünden açığa çıkarılmak suretiyle uygulanması amaçlanmıştır. TCK'nın 53'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının a bendinde düzenlenen Kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma tedbiri, belirli bir süreye bağlı olmayan ve hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanabilecek bir güvenlik tedbiri olup, mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden cezanın infazının tamamlanmasına kadar her hükümlü için değişkenlik gösterebilecek niteliktedir. Askeri Ceza Kanunu'nun Ek 8'inci maddesinin 3'üncü fıkrasına göre, mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra hükümlünün halen asker olması halinde Kamu görevinin üstlenilmesinden yoksun bırakılma güvenlik tedbirinin uygulanması mümkün olmayıp, bu güvenlik tedbirinin sadece hükümlünün askerlik hizmeti sırasında hapis cezasının yerine getirilememiş olması halinde, askerlik hizmetinin tamamlanmasından hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanması mümkün bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde, hükümlünün TCK'nın 53/1'inci maddesinde sayılan haklardan yoksun kalmasının mahkûmiyetin yasal sonucu olması nedeniyle, hüküm kurulduğu esnada hapis cezasının ertelenmesi hali ile TCK'nın 53'üncü maddesinin 5'inci ve 6'inci fıkralarında öngörülen durumlar dışında, bu maddenin uygulanması konusunda bir karar verilmesi zorunlu olmamakla birlikte, hükümde sanığın TCK'nın 53/1'inci maddesinde belirtilen haklardan yoksun bırakılmasına karar veren Askeri Mahkemenin, TCK'nın 53/2'nci maddesi gereğince, ASCK'nın Ek-8'inci maddesi dikkate alınarak, mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, sanığın TCK'nın 53'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan haklan kullanmaktan yoksun bırakılmasına ve koşullu olarak salıverilmesi durumunda, TCK'nın 53'üncü maddesinin 3'üncü fıkrası gereğince, sanığın kendi alt soyu üzerindeki velayet ile vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmak yetkileri açısından yukarıda belirtilen hak yoksunluğu kararının uygulanmamasına karar vermesi gerekirken, Sanığın TCK'nın 53/1'inci maddesinin a, b, d, e bentlerinde yer alan hakları kullanmaktan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, c bendinde sayılan hakları kullanmaktan koşullu olarak salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına karar vermesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Ancak, TCK'nın 53'üncü maddesinin tatbikinde ortaya çıkan hukuki hata, 353 sayılı ASMKYUK'nın 207/3'üncü maddesinde belirtilen mutlak bozma nedenleri arasında yer almadığı gibi, hükmü doğrudan etkileyecek niteliğe de sahip değildir.
Esasen, yukarıda açıklandığı gibi TCK'nın 53/1'inci maddesinde belirtilen hak mahrumiyetleri, mahkûmiyetin doğal ve zorunlu bir sonucu olduğundan (Hapis cezasının ertelenmesi ve TCKnın 53'üncü maddesinin 5'inci ve 6'ncı fıkralarında öngörülen durumlar haricinde), mahkemece bu konuda bir karar verilmesine gerek bile bulunmamaktadır.
Belirtilen hukuka aykırılığın, 353 sayılı ASMKYUK'un 220'nci maddesinde sayılan ve bozmayı müteakiben hükmün düzeltilerek onanmasına imkan sağlayan nitelikte olmaması sebebiyle, Başsavcılığın hükmün düzeltilerek onanması yönündeki istemi kabule değer görülmemiştir.
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/1'inci maddesinde yer alan ve 03.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un 14'üncü maddesiyle Anayasanın 36/1'inci maddesine eklenen düzenleme ile Adil Yargılama Hakkı her aşamada uyulması zorunlu bir hukuk kuralı haline gelmiştir.
Adil Yargılama Hakkının en önemli alt unsurlarından birini de, sanıkların davalarının makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmasını isteme hakkı oluşturmaktadır.
Yargı organlarının açılan davaları makul süre içerisinde sonuçlandırma yükümlülüğü ise, adil yargılama hakkının diğer bir yönünü oluşturmaktadır.
İtiraz konusu uyuşmazlıkta, sanığa yüklenen emre itaatsizlikte ısrar suçunun sübuta erdiğinin kabulünde ve tayin ve takdir edilen hapis cezasında isabet bulunduğuna bakılmaksızın, ancak hükmün infazı aşamasında ortaya çıkabilecek tali nitelikte bir konunun asıl davanın önüne geçmesi ve bu hususun bozma sebebi sayılarak yargılamanın uzaması, Adil Yargılanma Hakkına da aykırı düşmektedir.
Dosyada yer alan bilgilere göre bekar ve çocuk sahibi olmayan sanıkla ilgili olarak TCK'nın 53/1-c maddesinde öngörülen velayet veya vesayet ya da kayyımlığa ait bir hakkın kullanılması noktasında doğabilecek tereddütlerin, 5275 sayılı Kanun'un 98, 101 ve 353 sayılı ASMKYUK'nın 254'üncü maddeleri gereğince, ilgili mahkemeden alınacak bir kararla giderilmesi her zaman mümkündür.
Bu itibarla; TCK'nın 53'üncü maddesi yönünden ortaya çıkan hukuka aykırılığın, müstakil bir bozma sebebi teşkil etmeyeceği sonucuna varıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy