(AİHS. m. 6) (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 10) (5271 S. K. m. 170, 179, 181, 206, 207, 215) (353 S. K. m. 115, 124, 125, 148) (1412 S. K. m. 124, 163, 215)
Daire ile Askerî Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;
1- Aynı oturumda dinlenilmeleri olanağı bulunan sanık ve tanık için ayrı ayrı talimat yazılarak, aynı günde farklı oturumlarda dinlenilmelerinin usule aykırılık oluşturup oluşturmadığına,
2- Soruşturma aşamasında birlik komutanı tarafından ifadeleri tespit edilen tanıkların, olayın yeterince aydınlatılması bakımından dinlenilmelerinin gerekip gerekmediğine, ayrıca, mahkemece hiç dinlenilmemiş olmalarının usule aykırılık oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Daire; sanık için ayrı, tanıklar için ayrı talimat yazılarak, sanığın dinlenilen tanık beyanlarına karşı diyeceklerinin sorulmasına imkân tanınmamış olmasının, keza, soruşturma aşamasında birlik komutanı tarafından ifadeleri tespit edilen tanıkların mahkemece dinlenilmemelerinin de usule aykırılık oluşturduğuna, ayrıca eylemle ilgili bilgilerinin muhtemel olması nedeniyle, bu hususun noksan soruşturma oluşturduğuna karar vermiş iken;
Askerî Mahkeme; sanığın vareste tutulmayı talep etmekle duruşmanın gıyabında yapılmasını talep ettiğini, tensip yapan hâkimin, kendisini maddi gerçeğe götürecek delilleri serbestçe takdir etmek hakkına sahip olduğunu, dava konusu olayda sübuta ilişkin hiçbir problemin bulunmadığını, sanığın da mağdura vurduğunu ikrar ettiğini, tensipte dinlenilmesine karar alınmayan tanıkların dinlenilmesinden vazgeçilmesine dair karar alınmasına da gerek bulunmadığını kabul ederek, önceki mahkûmiyet hükmünde direnmiştir.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin yapılan incelemede; Askerî Mahkemece sanığın sorgusunun tespiti ile tanıklar Er S.K. ve Er C.P.'nin ifadelerinin tespiti için görevli oldukları birlik komutanlığı aracılığı ile Kırkağaç Asliye Ceza Mahkemesine iki ayrı talimat yazıldığı, sanık ile birlikte aynı gün Asliye Ceza Mahkemesinde hazır bulundurulan sanık ve tanık Er C.P.'nin, 16.10.2006 tarihinde iki ayrı oturum açılarak, farklı oturumlarda dinlenildikleri, dolayısıyla sanığın hazır bulunduğu günde Kırkağaç Asliye Ceza Mahkemesinde dinlenilen ve beyanı hükme esas alınan tanığın ifadesine karşı ne diyeceğinin, farklı oturumda dinlenilmesi sebebiyle sanıktan sorulamadığı,
Öte yandan, soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenilen Erler M.B. ve M.Ç.'nin ifadeleri dosyaya konulduğu ve iddianamede suçun delilleri arasında gösterildiği hâlde, tensip kararı ile birlikte bu tanıklar için talimat yazılmadığı gibi, dinlenilmelerinden vazgeçilmesi konusunda karar da alınmadığı, görülmektedir.
Anayasanın 4709 sayılı Kanunla değişik 36'ncı maddesinde yer olan Adil Yargılanma Hakkı", ilk olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 10'uncu maddesinde öngörülmüş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6'ncı maddesinde ayrıntılı bir biçimde düzenlendikten sonra, 19.12.1966 tarihli Siyasal Haklar Bildirgesinin 14'üncü maddesinde yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1'inci maddesinde, Herkesin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde aleni ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkı"na sahip olduğu belirtilmiş, 6/3'üncü maddesinde de, Adil Yargılanma Hakkının kapsam ve içeriği ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır.
Aynı Sözleşmenin 6/3-(d) maddesinde ise; sanıkların iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasının ve dinlenilmesinin sağlanmasını istemek hakları olduğu belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu hükmün, Adil Yargılanma Hakkı kavramı içinde yer alan Silahların Eşitliği ilkesinin özel bir düzenlemesi olduğunu çeşitli kararlarıyla vurgulamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin inceleme konusu uyuşmazlıkla özdeş nitelik taşıyan bir kararında, sözleşmeye taraf olan ülkelerin, sözleşmede tanınmış bir haktan açıkça vazgeçmemeleri hâlinde, ilgili devletlerin o hakkın gerçekleşmesi için olumlu tüm önlemleri alma yükümlülüğü altında bulundukları vurgulanarak, bunun tanıklara soru sorma ve sordurma haklarını da kapsadığına işaret olunmuştur.
Söz konusu kararda, istinabe suretiyle ifadeleri tespit edilecek tanıkların, hangi tarihte ve hangi istinabe mahkemesince dinlenileceğinin sanığa önceden haber verilmemesi hâlinde, sanığın AİHS'nin 6/3-d maddesinde belirtilen haklardan vazgeçtiğini söylememenin mümkün olmadığı açıklanmıştır (Adil Yargılanma Hakkı-Global Hukuk Eğitimi Programlan Direktörlüğü/İstanbul, S: 2004/4, s. 396).
... Silahların eşitliği, diğer bir ifadeyle mahkeme önünde sahip bulunulan hak ve yükümlülükler bakımından iddia ve savunma tarafları arasında tam bir eşitliğin gözetilmesi, adil yargılamanın ilk ve önemli bir gereğidir. İddia ve savunma makamları arasındaki bu dengenin yargılama boyunca korunması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, mahkeme önünde delil ve karşı delillerin sunulması ve tartışılması, dava dosyasının incelenmesi, duruşmaya katılma, şahit kabulü gibi mücadelenin eşit silahlarla yapılması gerekmektedir. Silahların eşitliği ilkesinin bir uzantısı, şahitlerin dinlenilmesinde nitelik bakımından hak eşitliğidir. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 30.10.1991 tarihli Borgers-Belçika Davası).
Diğer yandan, 353 sayılı ASMKYUK, 1412 sayılı CMUK ve 5271 sayılı CMK'nm benimsediği sistem gereğince, ceza yargılaması faaliyetinin vicahilik ilkesini (Yüze karşılığı) hakim kılacak usul ve esaslar dahilinde sürdürülmesi gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nın 181/1'inci maddesinde; tanık ve bilirkişilerin dinlenilmesi için belirlenen günün (İşin gecikmesine sebep olma gibi, herhangi bir istisnaya yer verilmeksizin), yargılamanın taraflarına önceden bildirilmesi gerektiği düzenlenmiş, Kanun'un 215'inci maddesinde ise, tanığın dinlenilmesinden sonra, buna karşı diyeceklerinin sanığa sorulacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu itibarla, istinabe yoluyla ifadesi saptanmış olan tanığın beyanına karşı, aynı gün aynı mahkemede hazır bulunan ve farklı bir oturumda sorgusu yapılan, esasen tanığın ifadesinin tespit edildiği oturumda sorgusunun saptanması olanağının bulunduğu anlaşılan sanığın diyeceklerinin sorulmasına imkân sağlanmaması, gerek 5271 sayılı CMK'nın 181/1 ve 215'inci maddelerine, gerekse adil yargılanma hakkının genel prensiplerine aykırılık oluşturmaktadır.
Emredici usul kuralına riayetsizlik niteliğindeki bu durum, 353 sayılı Kanun'un 207/3-H maddesindeki Hüküm için önemli noktalarda mahkeme karan ile savunma hakkının kısıtlanmış olması sonucunu da doğurduğundan, hükmün öncelikle bu usule aykırılık nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Nitekim, Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun uyuşmazlık konusu mesele ile benzerlik gösteren incelemeler sonunda verdiği 01.04.2005 tarihli ve 2005/34-34 E.K.; 07.07.2005 tarihli ve 2005/70-34 E.K. sayılı kararlarında da, usule aykırılık teşkil eden bu durumun mutlak bozma sebebi olduğu açık bir şeklide kabul ve ifade edilmiştir.
Diğer taraftan, duruşma hazırlığı kapsamında 04.10.2006 tarihinde tensip işlemi yapan Askerî Mahkeme Kıdemli Hâkimince, iddianamede tanık olarak gösterilen dört kişiden S.K. ile C.P.'nin istinabe yoluyla dinlenilmeleri için talimat yazılmasına karar verildiği, diğer tanıkların hiç dinlenilmedikleri gibi, dinlenilmelerinden vazgeçilmesi konusunda da karar alınmadığı görülmektedir.
İşlem tarihinde yürürlükte olan 353 sayılı Kanun'un mülga 115'inci maddesi; İddianame sanığın kimliğini, suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu ve kanuni unsurları ile delilleri, uygulanması istenen kanun maddelerini ve varsa Hazine zararını ve duruşmanın hangi askerî mahkemede yapılacağını gösterir.
124'üncü maddesi; Askerî mahkeme kıdemli askerî hâkimi de kendiliğinden tanık ve bilirkişilerin çağrılmasına ve başkaca sübut delillerinin toplanmasına karar verebilir.
125'inci maddesi de; Sanık doğrudan doğruya çağırttığı veya duruşmaya birlikte getireceği tanık ve bilirkişilerin ad ve soyadları ile konut ve ikametgahlarının zamanında askerî savcıyla bildirir.
Askerî savcı da iddianamede gösterilen ve sanığın istemi üzerine çağrılan tanık ve bilirkişilerden başka gerek askerî mahkeme kıdemli askerî hâkiminin karan ve gerekse kendiliğinden başka kimseleri çağırtacak ise bunların isimleri ile konut veya ikametgahlarını sanığa zamanında bildirir.
düzenlemelerini içermekte idi.
Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan CMUK'un 163/2, 124 ve 215'inci maddeleri ile 05.10.2006 tarihinden itibaren askerî mahkemelerde de uygulanan CMK'nın 170 ve 179'uncu maddelerinde de yer almaktadır.
Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, davanın hukuki dayanağı teşkil etmeleri sebebiyle iddianamede delil olarak gösterilen tanıklar, askerî mahkeme kıdemli askerî hâkiminin kendiliğinden çağrılmasına karar verdiği ya da sanığın veya askerî savcının (İddianamede gösterilenler dışında) sonradan çağırttığı tanıklardan farklı durumda bulunmaktadır. İddianamede sübut delili olarak gösterilen tanıkların duruşmaya çağrılarak dinlenilmeleri esastır. Tensip işlemi yapan askerî mahkeme kıdemli askerî hâkiminin kurulca bakılan işlerde iddianamede gösterilen tanıklar arasından istediğini seçip dinlemek gibi bir takdir hakkı bulunmamaktadır.
Ancak, tensip işlemini yapan kıdemli askeri hâkiminin tek başına yetkisinde olmamakla birlikte, askerî mahkemenin, iddia makamı ile savunmanın gösterdiği tanıkların dinlenilmesinden vazgeçmesi veya gösterilen delili reddetmesi, 353 sayılı Kanun'un mülga 148'inci (5271 sayılı CMK'nın 206'ncı maddesinin 2'nci ve 3'üncü fıkraları) maddesinde belirtilen usule uyularak mümkün bulunmaktadır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; 22.09.2006 tarihli ve 2006/834-405 E.K. sayılı iddianamenin deliller kısmında, tanıklar S.K. ve C.P.'nin yanında, M.Ç. ve M.B.'nin isimlerinin de zikredildiği ve maddi vakıanın tanık beyanları ile sübuta erdiğinin belirtildiği görülmektedir.
Bu itibarla, Er M.Ç. ve M.B.'nin Askerî Savcı tarafından iddianamede tanık olarak gösterildiklerinin kabulü gerektiğinden, Kıdemli Askerî Hâkimin, 353 sayılı Kanun'un mülga 148'inci (5271 sayılı CMK'nın 206'ncı maddesi) maddesinde belirtilen usule uymaksızın, söz konusu tanıkların dinlenilmesinden fiili yolla vazgeçmesi usule aykırılık oluşturmaktadır.
Kaldı ki, olayın oluş anına ilişkin olmasa da, olayın hemen öncesi ve sonrasına ilişkin görgüye dayalı bilgileri olduğu anlaşılan tanıklar Er M.Ç. ve M.B.'nin dinlenilmemeleri, aynı zamanda haksız tahrik bakımından maddi vakıanın tespiti açısından noksan soruşturma oluşturmaktadır.
Bu itibarla, Askerî Mahkemece, direnilerek tesis edilen mahkûmiyet hükmünün, sanığın temyizine atfen ve resen, usule aykırılık ve noksan soruşturma yönlerinden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy