(5237 S. K. m. 43) (765 S. K. m. 80) (1632 S. K. m. 91)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, 15-20 dakika ara ile iki kez gerçekleştirdiği üste fiilen taarruz eyleminin zincirleme suç kapsamında değerlendirilip, değerlendirilmeyeceğine ilişkindir.
Daire; 5237 sayılı TCK'nın 43/3'üncü maddesinde kasten yaralama suçlarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça belirtildiğinden, lehe kanun değerlendirmesi yapılamayacağına, dolayısıyla, suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 80'inci maddesinde yer aldığı şekliyle müteselsil suç değerlendirmesi yapılması gerektiğine karar vermişken,
Başsavcılık; kasten yaralama ve üste fiilen taarruz suçları arasında genel norm - özel norm ayrımının bulunduğunu, bu nedenle sanık hakkında TCK'nın 43/3'üncü maddesinin uygulanması imkanının olmadığını, 5237 sayılı TCK'nın 43'üncü maddesinde düzenlendiği şekliyle zincirleme olarak üste fiilen taarruz suçunun işlenebileceğini öne sürerek, Daire ilamına süresinde itiraz etmiştir.
Dosyada mevcut delillere göre; Sanığın askerlik hizmetini yaparken, 20.07.2002 günü, aynı davada asta müessir fiil suçundan mahkûm olan ve temyize gelinmediği için hakkında temyiz incelemesi yapılmayan diğer sanık Lv.Çvş.E.B.'den, işi bitince iade etmek üzere Berberhanenin anahtarını aldığı, aynı gün saat 22.30'a kadar anahtarı Bölük Yazıhanesine getirmemesi üzerine, Çvş.E.B.'nin sanığın bulunduğu Koğuşa giderek anahtarı neden getirmediğini sorduğu, sanığın anahtarı temizlik yapması için bir arkadaşına verdiğini söylemesi üzerine, Çavuş'un Bir daha size anahtar verenin anasına koyayım diyerek küfür ettiği ve aralarında tartışma başladığı, önce Çavuş'un sanığa yumrukla vurduğu, sanığın da yumrukla karşılık verdiği, bir süre yumruklaştıkları ve koğuşta bulunanlar tarafından ayrıldıkları, olayın üzerinden 15-20 dakika geçtikten sonra, sanığın Çvş.E.B.'nin bulunduğu Yazıhaneye giderek konuşmak istediğini söylediği ve Yazıhanenin yakınında bulunan ağaçlık bölgeye gittiği, Çvş.E.B.'nin de aynı bölgeye gittiği, sanık ve mağdurun beraberce on adım kadar yürüdükleri, aralarında ağız dalaşının devam ettiği, sanığın Çvş.E.B.'ye hitaben Bu olay bitecek, burada veya akşam koğuşta senin işini bitireceğim dedikten sonra aniden mağdurun burnuna kafa ile vurduğu, yakında bulunan iki erin sanık ile mağduru ayırdıkları, böylece mağdurun nazal kemikte fıssür meydana gelecek, on gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı maddi olay olarak sübuta ermektedir. Esasen maddi vakıanın kabulüne ilişkin olarak Daire ile Başsavcılık arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Her ne kadar, Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık 765 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunlarında düzenlenen zincirleme (Müteselsil) suçun, üste fiilen taarruz suçlarında uygulanmasının mümkün olup olamayacağına ilişkin ise de; her iki Kanuna göre de zincirleme suçun oluşabilmesi için, öncelikle işlenmiş bulunan birden fazla suçun bulunması gerekmektedir. Bu bağlamda, somut olayda birden fazla işlenmiş üste fiilen taarruz suçunun bulunup bulunmadığının tespiti zorunludur.
Dava konusu olayda, sanığın, kendisine küfür eden, ardından yumruk vuran ve bu suretle asta müessir fiil suçunu işlediği kabul edilen diğer sanık Çvş.E.B.'ye karşı, maruz kaldığı haksız fiil sonucunda, önce koğuşlar bölgesinde yumruk vurduğu, araya girenler tarafından her iki sanığın eylemlerinin sonlandırıldığı, sanığın sakinleştirilerek koğuşta bırakıldığı, Çavuş'un ise yazıhaneye gittiği, aradan yaklaşık 15-20 dakika kadar geçtikten sonra, sanığın Çavuş'a bir kez kafa vurmak suretiyle tekrar fiili taarruzda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıntıları Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 18.02.1977 tarihli ve 1977/20-13 sayılı kararında açıklandığı gibi; aynı anda ve aynı kasıt altında müessir fiilin çeşitli şekillerde taaddüt etmesi (Çoğalması, sayısının artması) müteaddit veya müteselsil suçun mevcudiyetini göstermez. Üste fiilen taarruz suçunun mahiyetine ve kanundaki tanımına göre, taarruz teşkil eden hareketlerin taaddüdü, ancak suçun çeşitli icra hareketlerini teşkil edecektir. Burada esas olan, icra hareketlerine dış bir etki olmaksızın kendiliğinden son verilmesidir. Fail, kendisi tarafından sona erdirilen icra hareketlerinin zaman ve mekan farkı ile yeniden devam ettirecek olursa, müstakil ve ayrı suçlar söz konusu olacaktır. Çünkü fail tarafından icra hareketlerinin yeniden tekrarlanması, ayrı bir kastın varlığını gösterir.
Bu bağlamda, sanık koğuşta başladığı üste fiilen taarruz suçunu, araya girenler nedeniyle tamamlayamamış, mağdurun yazıhaneye gitmesini eyleminin devamı için uygun görerek mağdurun arkasından gitmiş ve eylemine burada devam etmiştir. Dolayısıyla, sanığın 15-20 dakika gibi kısa bir zaman aralığında, kendi iradesiyle sonlandırmadığı ilk eyleminin devamı niteliğinde gerçekleştirdiği ikinci eylemin, sanığın amacındaki birlik de dikkate alındığında, bir bütün halinde, ASCK'nın 91/1'inci maddesi kapsamında tek bir üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. (Drl.Krl.nun 15.06.1995 tarihli ve 1995/62-62 E.-K. sayılı kararının kabul tarzı da bu yöndedir.)
Bu itibarla, sanığın olayın başlangıcında kendisine yumruk atan ve üstü konumunda bulunan diğer sanığa yumrukla karşılık vermesi ve koğuşta bulunanlar tarafından araya girilerek ayrıldıktan yaklaşık 15-20 dakika gibi kısa bir zaman sonra, ilk eyleminin devamı niteliğinde olacak şekilde, aynı şahsa karşı ikinci kez üste fiilen taarruzda bulunması eylemlerinin, bütün halinde tek bir suç olarak kabulü ve buna göre tek üste fiilen taarruz suçundan uygulama yapılması gerektiğinden, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itiraz sebebinin reddine, itiraza atfen Daire ilamının kaldırılmasına ve sanığın temyizine atfen ve resen mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy