(5271 S. K. m. 256, 257, 258, 259) (353 S. K. Ek m. 1) (5320 S. K. m. 8) (5237 S. K. m. 54) (765 S. K. m. 102, 104) (YCGK. 17.02.2004 T. 2004/7-24 E. 2004/41 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine ilişkin kararlara karşı yapılan itirazların, hangi merci tarafından inceleneceğinin tespitine ilişkindir.
Daire; bu yöndeki kararları inceleme merciinin Askeri Yargıtay olduğu sonucuna varmış iken;
Başsavcılık; itirazı inceleme yetkisinin en yakın askeri mahkemeye ait olduğunu ileri sürmüştür.
Daire ilamında etraflıca izah edildiği gibi, 353 sayılı Kanunun 5530 sayılı Kanunla değişik Ek 1'inci maddesinde, aksine hüküm bulunmayan hâllerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin askeri yargıda da uygulanacağı açıklanmış, 5271 sayılı CMK'nın müsadere konusunu düzenleyen 256 ila 259'uncu maddelerinde, müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde Cumhuriyet savcısı veya katılanın davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabileceği, kararın taraf ve hak sahibi teşkili yapılarak duruşmalı olarak verileceği, verilecek hükümlere karşı Cumhuriyet savcısı, katılan ve hak sahibi kişiler için istinaf (5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8'inci maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlamasına kadar temyiz yolu) yolunun açık olduğu belirtilmiştir.
Bu itibarla; Askeri Savcının müsadere talebi üzerine konunun heyet hâlindeki askeri mahkemece duruşmalı olarak ele alınması, hak sahibi kişilerin de dahil edileceği taraf teşkilinin sağlanması ve konunun 5237 sayılı TCK'nın 54 ve 5271 sayılı CMK'nın 256-258'inci maddeleri uyarınca karara bağlanması gerekmektedir. Duruşma sonunda verilecek kararlara karşı başvurulacak yasa yolu ise temyizdir. Kararın askeri mahkemenin hâkim sınıfından bir üyesi tarafından veya heyet hâlinde verilmiş olmasının yasal kanun yolunu değiştirmeyeceği gözden uzak tutulmamalıdır. Hâl böyle olmasına karşın, sanıkların subay ve astsubay oldukları gözetilmeksizin, müsadere istemi hakkında tek hâkimle ve duruşma açılmaksızın karar verilmesi usule aykırıdır.
Ancak; münhasıran zoralıma tabi olmayan eşyaya ilişkin zoralım davaları hariç, bağımsız olarak açılan zoralım davaları (Bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesi), asıl suç için öngörülen zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır.
İtiraz konusu uyuşmazlıkta; sanığın ve hükümlünün işledikleri iddia edilen zimmet ve memuriyet görevini kötüye kullanma suçlarıyla ilgili suç tarihi 1996 yılı Temmuz ayma tekabül etmektedir. Lehe olan 765 sayılı TCK'nın 102 ve 104'üncü maddelerinin bu suçlar için öngördüğü 7,5 yıllık azami dava zamanaşımı süresi, 2004 yılı Şubat ayı itibarıyla dolmuş bulunmaktadır.
Bu nedenle; Başsavcılığın itirazına atfen ve resen Daire ilamının kaldırılmasına, açılmış olan zoralım davasının, zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle düşmesine ve müsaderesi istenen eşyanın sahiplerine iadesine karar verilmiştir. (Yargıtay CGK'nın 14.11.2000 tarihli ve 219-219 sayılı, 17.02.2004 tarihli ve 24-41 sayılı kararları da bu doğrultuda bulunmaktadır). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy