(1632 S. K. m. 67) (926 S. K. m. 127) (AYDK. 19.12.2002 T. 2002/101 E. 2002/101 K.) (AYDK. 13.07.2006 T. 2006/159 E. 2006/159 K.) (AYDK. 02.02.2006 T. 2006/29 E. 2006/25 K.) (AYDK. 27.05.2004 T. 2004/85 E. 2004/81 K.) (AYDK. 29.04.1999 T. 1999/111 E. 1999/87 K.)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ikinci yurt dışı izin talebinin reddedildiği kendisine tebliğ edildiği halde, 25.12.2006-30.12.2006 tarihlerinde tüp bebek tedavisi için izinsiz olarak yurt dışına çıkan sanığın eyleminin, yabancı memlekete firar suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Daire; sanığın suç işleme kastıyla hareket ettiğini kabul ederek, tesis olunan beraat hükmünün bozulmasına karar vermiş iken;
Askeri Mahkeme; sanığın yurt dışına firar kastıyla hareket etmediğini, maddi unsurları oluşan atılı suçun manevi unsuru yönünden oluşmadığını kabul ederek, önceki beraat hükmünde direnmiştir.
Dosyada mevcut deliller ışığında yapılan incelemede; sanığın 27.11.2006 tarihinden itibaren 20 gün süre ile yurt dışı izin talebinde bulunduğu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca yurt dışı izin talebinin onaylandığı, ancak, eşinin sağlık durumu nedeniyle yukarıda belirtilen tarihler arasında yurt dışına çıkamadığı, 25.12.2006 tarihinden itibaren 20 gün süre ile Girit'e gitmek üzere 21.11.2006 tarihinde yeniden yurt dışı izin talebinde bulunduğu, sanığın talebinin birinci sicil amiri tarafından uygun görülerek aynı tarihte Deniz Üs Komutanlığına, Deniz Üs Komutanlığınca da 23.11.2006 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığına gönderildiği, talebi içeren yazının 27.11.2006 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığında kayda girdiği, sanığın talebinin izin tarihinden en az bir ay önce personele yurt dışı izni vermeye yetkili komutanlıkta hazır bulundurulmaması nedeniyle uygun görülmediği ve bu hususun 15.12.2006 tarihinde sanığa tebliğ edildiği, sanığın 25.12.2006 tarihinde yurt içi iznine ayrılmasını müteakip 25.12.2006 tarihinde yurt dışına çıkarak tüp bebek tedavisi için eşi ile birlikte Girit'e gittiği, 30.12.2006 tarihinde de yurda dönüş yaptığı anlaşılmakta, maddi vakıanın iddia ve kabulde açıklandığı şekilde gerçekleştiği, bu konuda yargılama makamları arasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı görülmektedir.
ASCK'nın 67/1-A maddesinde; izinli olsa dahi, herhangi bir nedenle yabancı ülkeye gitme müsaadesi bulunmaksızın ülke sınırları dışında üç günü geçiren asker kişilerin, yabancı ülkeye kaçmış sayılarak cezalandırılacakları düzenlenmektedir.
ASCK'nın 67/1-A maddesinde tanımlanan yabancı ülkeye firar suçunun maddi unsuru, izinsiz vatan hudutlarından dışarı çıkmak ve orada en az üç günlük süreyi geçirmiş olmaktır. Dolayısıyla, suçun maddi unsuru açısından, hiç izin almadan kıtasından yurt dışına kaçmakla, yurt içinde kullanmak amacıyla izin alıp bu iznini yurt dışında geçirmek arasında fark bulunmamaktadır. Yurt dışına çıkış müsaadesi olmadan, ister yurt içi izin almak, isterse kıtasından izinsiz ayrılmak suretiyle yasal (Pasaportla) veya yasa dışı yollardan yurt dışına çıkan ve yasanın öngördüğü süreden fazla yurt dışında kalan asker şahıs, sınıfı ve rütbesi ne olursa olsun, yabancı ülkeye firar suçunu işlemiş olur.
Nitekim, uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında konu bu şekilde vurgulanmış, yetkili makamlardan yurt dışına çıkış müsaadesi almadan (Yurt dışı izni), yasal (Pasaportla) veya yasa dışı yollarla üç günlük süreyi geçirmenin yabancı ülkeye firar suçunu oluşturacağı kabul edilmiştir (Drl.Krl.nun 17.01.1991 tarihli ve 27-12 sayılı, 21.11.1991 tarihli ve 152-150 sayılı, 19.12.2002 tarihli ve 101-101 sayılı kararları bu doğrultuda bulunmaktadır).
Öte yandan, yurt dışı izinlerinin hangi makamlar tarafından verileceği 926 sayılı TSK Personel Kanunu'nun 127'nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Buna göre; Türk Silahlı Kuvvetleri personelinden general ve amirallere Genelkurmay Başkanlığınca, diğer personelden Genelkurmay Başkanlığına bağlı olanlara Genelkurmay Başkanlığınca, Milli Savunma Bakanlığına bağlı olanlara Milli Savunma Bakanlığınca, Kuvvet Komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığına bağlı olanlara Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığınca yurt dışı izni verileceği hükme bağlanmıştır.
Ayrıca, yurt dışı izinlerin verilme şekline ilişkin prosedür TSK İzin Yönetmeliği'nin 14'üncü ve müteakip maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 15'inci maddesi, izin evrakının izin tarihinden en az bir ay önce personele yurt dışı izni vermeye yetkili komutanlıkta bulundurulacağı hükmünü içermektedir.
Bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, sanığın görev yaptığı yer itibarıyla bağlı olduğu Deniz Kuvvetleri Komutanlığından yurt dışına çıkmak için ikinci kez izin talebinde bulunduğu, ancak talebinin kabul edilmediğinin kendisine tebliğ edilmiş olmasına karşın, 25.12.2006 tarihinde yurt dışına çıkarak, 25.12.2006-30.12.2006 tarihleri arasında yurt dışında kaldığı dosya kapsamında mevcut delillerden anlaşıldığından, atılı suçun oluşması için öngörülen maddi kurucu süre unsurunun gerçekleştiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, yabancı memlekete firar suçu genel kasıtla işlenebilen şekli bir suç olup, failin suç işlemedeki saiki suçun oluşup oluşmadığına ilişkin değerlendirmede dikkate alınmamaktadır. Genel kast ise; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir. Bu bağlamda, sanığın suç kastıyla hareket edip etmediğinin somut olayda değerlendirilmesi gerekmektedir.
Öncelikle, sanığın ve eşinin çocuk sahibi olabilmek için uzun süredir tedavi gördükleri, yurt içindeki tedavi yöntemlerinden uygun sonuç alamamaları üzerine,, yurt dışında tüp bebek tedavisi için 12.000 YTL civarında bir harcama yaptıkları, randevu verilen tarihte yurt dışındaki sağlık kuruluna başvurulmaması halinde bu masrafın boşa gideceği ve bu fırsatı kullanmadıkları takdirde bir daha bebek sahibi olamayacakları yönünde yoğun ve kabul edilebilir bir endişe taşıdıkları dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Öte yandan sanığın, eşinin yurt dışında göreceği tedavi için önceden belirlenen tarihleri kapsar şekilde, 13.10.2006 tarihinde 20 günlük (10 günü Girit'te geçirilecek şekilde) yurt dışı izin talebinde bulunduğu, söz konusu talebin 27.11.2006-18.12.2006 tarihleri olarak onaylandığı, ancak sanığın eşine uygulanacak olan tıbbi tedavinin tarihlerinin değişmesi sebebiyle, elinde olmayan nedenlerle, kendisine verilmiş olan ilk yurt dışı iznini kullanamadığı görülmektedir.
İlk talebi üzerine verilen yurt dışı iznini kullanamayan sanığın, eşinin yurt dışında göreceği tedavi için ertelenen tarihleri kapsar şekilde, 21.11.2006 tarihinde yeniden 20 günlük yurt dışı izin talebinde bulunduğu belirlenmektedir. Sanığın bu talebini uygun görerek, Deniz Üs Komutanlığı aracılığıyla, izin vermeye yetkili Dz.K.K.lığına gönderen Üs Savunma Birlikleri Komutanlığının 21.11.2006 tarihli yazısının içeriğinden de anlaşıldığı üzere, esasen ikinci talebin, ilk talep üzerine verilen yurt dışı izninin tarihlerinin değiştirilmesine yönelik olduğunun kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, sanığın ikinci izin talebini de, TSK İzin Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak süresinde yaptığı, fakat idarenin işleyişindeki gecikme nedeniyle, söz konusu dilekçenin öngörülen sürede Dz.K.K.lığında hazır bulundurulamadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, tedavinin hayati önem taşıyan Över transferi periyodunun, önceki tarih değiştirilerek 26.12.2006 tarihine kaydırılması üzerine, bu tarihi öğrenen ve sorumluluğunun bilincinde olan sanığın, yurt dışı izin tarihlerini ileriye dönük (Bir hafta) değiştirme prosedürünü başlatmış olmasının, atılı suçun manevi unsurunun değerlendirilmesinde sanık lehine sonuç doğurduğunun kabulü gerekir.
Her ne kadar sanık, her iki izin dilekçesinde de, turistik gezi maksadıyla yıllık iznini yurt dışında geçirmek istediğini belirtmiş ise de; sanığın ve eşinin mazeretlerinin aile içi hallerine dayalı olması ve herkesçe bilinmesini istememeleri karşısında, bu durumun suç kastının belirlenmesinde sanık aleyhine yorumlanamayacağı açıktır.
Bu bağlamda, onaylanan ilk yurt dışı izin talebinde belirtilen izin sürelerinin değiştirilmesinden ibaret olan ikinci izin talebinin, süresinde yapılan müracaata rağmen, idarenin işleyişindeki gecikme nedeniyle süreden reddedilmiş ve bu durum kendisine tebliğ edilmiş olmasına karşın, uzun süredir ailece maddi ve manevi büyük fedakarlık ve çabayla çocuk sahibi olmak için, telafisi ve dönüşü adeta imkansız olan bir süreç içine giren sanığın, mevcut tedavide hayati önem taşıyan Over transferi için ve sadece tedavi süresince yurt dışında bulunması karşısında, her türlü kuşkudan arınmış şekilde suç işleme kastıyla hareket ettiği ortaya konulamadığının kabulü gerekmiştir. Nitekim Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 13.07.2006 tarihli ve 2006/159-159; 02.02.2006 tarihli ve 2006/29-25; 27.05.2004 tarihli ve 2004/85-81; 29.04.1999 tarihli ve 1999/111-87 E.K. sayılı kararlarında yabancı memlekete firar suçlarında kast değerlendirilmesi yapıldığı görülmektedir.
Bu itibarla, Komutanın ve Askeri Savcının temyiz sebeplerinin reddiyle, Askeri Mahkemenin direnerek tesis ettiği beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy