(765 S. K. m. 7, 102, 104) (1632 S. K. m. 88) (CGK. 01.04.1997 T. 1997/6-65 E. 1997/73 K.) (AY. 3. D. 10.05.2005 T. 2005/561 E. 2005/558 K.) (CGK. 27.04.1999 T. 1999/6-82 E. 1999/81 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bozma ilamından sonra sanığın cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişliliğinin tespitine yönelik olarak düzenlenen gıyabi tutuklama müzekkeresinin, dava zamanaşımı süresini kesip kesmediğine ilişkindir.
Daire; bozma ilamından sonra çıkartılan gıyabi tutuklama müzekkeresinin, dava zamanaşımını kesen en son işlem olduğuna, bu işlemden sonra da 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediğine karar vermişken,
Başsavcılık; sanığın cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişlilik durumunun tespitine yönelik olarak düzenlenen gıyabi tutuklama müzekkereleri ile ifadelerinin, usule ilişkin muamelelerden olması nedeniyle dava zamanaşımını kesmediğini, dolayısıyla, somut olayda dava zamanaşımı süresinin dolduğunu öne sürerek, Daire ilamına süresinde itiraz etmiştir.
Dosya içeriğine göre; sanığın 15.04.2002 tarihinde işlediği suç yönünden zamanaşımını kesen muameleler olarak, 07.06.2002 tarihinde düzenlenen iddianamenin, 09.07.2002 tarihinde saptanan sorgusunun, 05.06.2003 tarihli mahkûmiyet hükmünün mevcut olduğu hususunda, taraflar arasında herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.
Ancak, mahkûmiyet hükmünün noksan soruşturma yönünden, bozulması üzerine, sanığın cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişliliğinin tespitine yönelik olarak düzenlenen 01.07.2004 ve 18.04.2006 tarihli gıyabi tutuklama müzekkerelerinin, somut olayda dava zamanaşımı süresini kesen işlemler olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Zamanaşımı konusunda, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğü giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununa göre lehe hükümler içermediğinden, aynı Kanun'un 7/2'nci maddesi de dikkate alınarak, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümlerinin esas alınması gerekmektedir.
Toplu asker karşısında emre itaatsizlikte ısrar suçunun düzenlendiği ASCK'nın 88'inci maddesinin birinci cümlesinde öngörülen hapis cezasının süresine ve niteliğine göre, 765 sayılı TCK'nın 102/1(2)'nci maddesi uyarınca 5 yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımını kesen işlemler dikkate alındığında, olağanüstü dava zamanaşımı süresinin en fazla 7 yıl 6 ay olabileceği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Mülga 765 sayılı TCK'nın 104'üncü maddesine göre dava zamanaşımı, mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp ve ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilmekte ve bu hâlde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlamaktadır.
Bozma kararından sonra, sanığın cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişliliğinin tespiti için, Askeri Mahkemece 01.07.2004 ve 18.04.2006 tarihlerinde, sanığın yargılamadan kaçması sebebiyle yakalanmasının temini için, iki ayrı gıyabi tutuklama müzekkeresi düzenlendiği görülmektedir. Bu itibarla, farklı tarihlerde düzenlenen iki ayrı gıyabi tutuklama müzekkeresinin dava zamanaşımı süresini kesip kesmeyeceğinin, bu bağlamda dava zamanaşımı süresinin sona erip ermediğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Öğretide ve uygulamada, hangi amaçla çıkarılmış olursa olsun tutuklama müzekkerelerinin dava zamanaşımını keseceği (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.03.1989 tarihli ve 1989/7-44 E. 1989/100 K. sayılı, 01.04.1997 tarihli ve 1997/6-65 E. 1997/73 K. sayılı kararları), bu konuda gıyabi tutuklama müzekkeresi ile vicahi tutuklama müzekkereleri arasında ayrım yapılmadığı (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.01.1984 tarihli ve 1984/7-31 E. 1984/36 K. sayılı kararı) hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, gerekli olmamasına karşın sanığın ek savunmasının tespiti için çıkartılan gıyabi tutuklama müzekkeresinin (Askeri Yargıtay 3'üncü Dairesinin 24.11.2004 tarihli ve 2004/1121-1108 E.K. sayılı kararı), gerekli olmamasına karşın bozmaya karşı sanığın diyeceklerinin tespiti için çıkartılan gıyabi tutuklama müzekkeresinin (Askeri Yargıtay 3'üncü Dairesinin 10.05.2005 tarihli ve 2005/561-558 E.K., 1'inci Dairesinin 08.06.2005 tarihli ve 2005/650-635 E.K. sayılı kararları), yine sanık lehine olan kurallara riayetsizlik sonucu yeniden tesis edilmek zorunda kalınan işlemlerin (Sorgu, celp, tutuklama müzekkeresi v.b.) (Askeri Yargıtay 1'inci Dairesinin 11.10.2006 tarihli ve 2006/1121-1464 E.K., sayılı 2'nci Dairesinin 22.11.2006 tarihli ve 2006/1605-1594 E.K. sayılı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.04.1999 tarihli ve 1999/6-82 E. 1999/81 K. sayılı, 03.10.1960 tarihli ve 1960/6-25 E. 1960/28 K. sayılı kararları), dava zamanaşımını kesmeyeceği kabul edilmektedir.
Bu itibarla, sanık lehine getirilmiş kurallara riayetsizliğin aleyhe sonuç doğuracak şekilde yorumlanmasına sebebiyet vermeyen, ancak sanığın kusurundan kaynaklanan ve yargılamayı sona erdirmek üzere usule ve kanuna uygun olarak çıkartılan gıyabi tutuklama müzekkerelerinin dava zamanaşımını keseceğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, sanığın askerliğe elverişliliğinin ve cezai ehliyetinin tespitinin, suçun işlenemez suç olarak değerlendirilmesi durumunda sanık lehine sonuç doğuracak bir işlem olması yanında, yargılamayı sona erdirmeye yönelik işlem olarak da kabulü gerekmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında 01.07.2004 tarihli gıyabi tutuklama müzekkeresi incelendiğinde, müzekkerenin sanığın cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişliliğinin tespiti için ve yargılamadan kaçması sebebiyle yakalanmasını temin bakımından çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkûmiyet hükmünün bozulması üzerine Askeri Mahkemece, sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin tespitine ve müşahede işleminin yaptırılmasına karar verildiği ve bu hususta sanığın dosya kapsamından belirlenen ....İlçesi, Camikebir Mahallesi Karakeçi Sokak No: 32/A şeklindeki adresin bildirilerek Askeri Savcılıktan talepte bulunulduğu, Askeri Savcılığın da aynı adresi bildirmek suretiyle İlçe Cumhuriyet Başsavcılığına talebi ilettiği, kolluk tarafından düzenlenen 01.04.2004 tarihli tutanakta, sanığın Karakeçi Köyünde oturduğunun, ekindeki tutanakta ise, Köyde tanınmadığının belirtildiği, söz konusu tüm bu tutanakların Askeri Mahkemeye gönderilmesi üzerine, İlçe Nüfus Müdürlüğü ve Askerlik Şubesinden adres araştırması istenildiği, ilgili birimlerden üçer adresin bildirildiği görülmektedir.
Sanığın dosyada bulunan ve Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan 17.02.2004 ve 23.03.2004 tarihli talimatlarda yer alan Karakeçi Sokaktaki adreste bulunamadığına dair hiçbir kayıt bulunmamasına karşın, Askeri Mahkemece bu adresten ve adres araştırması sonucu ilk defa bildirilen adreslerden yeniden araştırma yapılmaksızın, 01.07.2004 tarihinde sanığın gıyaben tutuklanmasına karar verildiği, sanığın gıyabi tutuklama müzekkeresine istinaden adliye binasında yakalandığı ve adresini yeniden Karakeçi Sokak olarak bildirdiği anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, dosya kapsamına göre sanığın kusurundan kaynaklandığı duraksamasız söylenemeyen ve yeterli ve etkin bir araştırma yapılmaksızın çıkartılan 01.07.2004 tarihli gıyabi tutuklama müzekkeresinin, usule ve kanuna uygun olarak düzenlenen ve dolayısıyla, dava zamanaşımını kesen bir işlem olarak kabulü mümkün görülmemiştir.
18.04.2006 tarihli gıyabi tutuklama müzekkeresi yönünden yapılan incelemede ise; 01.07.2004 tarihli gıyabi tutuklama müzekkeresine istinaden 10.01.2005 tarihinde tutuklanan ve 25.01.2005 tarihinde tahliyesini müteakip, dosyası kendisine verilmek suretiyle müşahede işlemi için Diyarbakır Asker Hastanesine sevki yapılan sanığın, Hastaneye müracaat etmemesi nedeniyle adresinden (Karakeçi Sokak) araştırıldığı ve tarım işçisi olarak adresi belli olmayacak şekilde Adana iline gittiğinin saptandığı, bu suretle yargılamadan kaçtığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, müşahede için serbest olarak sevk edilmesine karşın, bu işlemden ve dolayısıyla yargılamadan kaçan, etkin ve yeterli bir araştırmaya karşın elde edilemeyen sanığın kusurlu davranışları karşısında, yakalanmasının temini için çıkartılan 18.04.2006 tarihli gıyabi tutuklama müzekkeresinin usul ve kanuna uygun olduğunun kabulü ve dolayısıyla, dava zamanaşımı süresini kestiğinin kabulü gerekmiştir.
Bu suretle, somut olayda olağanüstü dava zamanaşımı süresinin henüz sona ermediği anlaşıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy