(1632 S. K. m. 66) (Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği m. 57) (AYDK. 20.04.2000 T. 2000/87 E. 2000/86 K.)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, iznini tecavüz etmesine neden olarak ileri sürdüğü mazeretin geçerli kabul edilip edilmeyeceğine ilişkindir.
Daire; TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57/a maddesinde yazılı yükümlülüklerini yerine getirmeyen ve bu yükümlülükleri yerine getiremeyecek şekilde ağır bir rahatsızlığı bulunmadığı anlaşılan sanığın, rahatsızlığı nedeniyle birliğine zamanında katılamadığına dair savunmasına itibar edilemeyeceğini kabul ederken;
Askeri Mahkemece; sanığın izin süresini geçirdiği sürenin kısalığı ve kendiliğinden birliğine döndüğü hususu da dikkate alındığında, TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57nci maddesi kapsamında değerlendirilebilecek bir mazeretinin bulunduğu, rahatsızlığı nedeniyle birliğine katılmadığı, en azından bu hususta şüphe mevcut olduğu ve şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği, atılı suçun manevi unsuru itibarıyla oluşmadığı gerekçesiyle beraat hükmünde direnilmiştir.
Dava dosyasındaki delillerden; sanığın temel askerlik eğitimi sonunda 05.02.2005 tarihinde 7 gün süre ile dağıtım iznine gönderildiği, en geç 13.02.2005 tarihinde tertip edildiği birliğe katılması gerekirken, 21.02.2005 tarihinde katıldığı anlaşılmaktadır.
TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57/a maddesinde, izinli bulunurken vaktinde kıtasına dönemeyecek kadar sıhhi mazereti çıkanların merkez komutanlığı bulunan yerlerde bu komutanlığa, merkez komutanlığı olmayan yerlerde ise askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat ederek, askeri tabibe, askeri tabip yoksa hükümet tabibine muayene olup mazeretlerini belgelendirmeleri gerekmektedir.
Bu başvuru ve belgelendirme idari nitelikte olup, sanığın mazeretinin bulunup bulunmadığı hususu bir geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartı niteliğindedir. Ceza hukukunda Resen araştırma ilkesi geçerli olduğundan, dava konusu olayın tanık, bilirkişi ve yazılı deliller gibi ispat aracı ile ortaya konulması mümkün bulunduğundan, sanığın suçsuzluğunu ispat etmek ve belgelendirmek yükümlülüğünün bulunmadığı, yargılama makamlarınca sanığın suçluluğu ya da suçsuzluğunun resen araştırılarak hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde ortaya konulması gerekmektedir.
İzin tecavüzü suçunun oluşumu için izin süresinin mazeretsiz olarak tecavüz edilmesi zorunlu olup; ileri sürülen mazeretin gerçek olup olmadığı, niteliği, hayatın akışı ve toplumsal realitenin koşulları içerisinde makul görülebilecek bir düzeyde ve tecavüz olunan iznin bu mazeretle bağdaşacak bir süre içerisinde olup olmadığının takdiri Askeri Mahkemeye ait bulunmaktadır (As.Yrg. Drl.Krl.nun 20.04.2000 tarihli, 2000/87-86 Esas ve Karar sayılı kararı da bu yöndedir).
Askeri Mahkemece, sanığın mazereti resen araştırılmış, yapılan mahalli tahkikat sonucu iznini ailesinin yanında değil, arkadaşının yanında geçirdiği tespit edilmiş, bu yöndeki beyanının doğrulanması üzerine iznini yanında geçirdiği arkadaşının tanık sıfatıyla ifadesine başvurulmuş, anılan tanığın, sanığın dağıtım izninde rahatsızlandığını, maddi durumu iyi olmadığından doktora gidemediğini, bu sebeple evde istirahat ettiğini, biraz kendini toparlayınca birliğine döndüğünün belirtildiği anlaşılmıştır.
Sanığın bahse konu rahatsızlığının seyahat etmeyi güçleştirecek nitelikte olup olmadığının tespiti amacıyla mahkemece dinlenilen tabip bilirkişi; dosyadan elde edilen bilgiler ışığında, sanığın soğuk algınlığı-grip benzeri bir rahatsızlık geçirdiğini değerlendirmekte olduğunu, üst solunum yollarının viral hastalıklarında ateş, halsizlik, bitkinlik, nefes almada zorluk, baş ve boğaz ağrısı gibi belirtilerin seyahat etmesini güçleştirebileceğini ve istirahatını gerektirebilir nitelikte olduğunu belirtmiştir.
Sanığın izin süresini geçirdiği sürenin kısalığı ve kendiliğinden birliğine döndüğü hususu da dikkate alındığına, TSK İç Hizmet Yönetmeliği'nin 57/a maddesi kapsamında değerlendirilebilecek bir mazeretinin (üst solunum yolları enfeksiyonu rahatsızlığı) bulunduğu, rahatsızlığı nedeniyle birliğine katılamadığı, en azından mazeret ve suç kastı yönünden kuvvetli şüphe mevcut olduğu, şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği, Askeri Mahkemece sanığa atılı suçun manevi unsuru itibarıyla oluşmadığının kabulü ile beraatına karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından; Askeri Savcının temyiz nedenlerinin reddi ile beraata ilişkin direnme hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy