(5271 S. K. m. 109, 115, 166, 234, 237, 238, 272, 285) (353 S. K. m. 196, 237, 257, Ek m. 1) (1412 S. K. m. 365) (YCGK. 30.05.2006 T. 2006/11-143E. 2006/147 K.) (YCGK. 27.03.2007 T. 2007/5-45 E. 2007/77 K.) (AYDK. 21.01.2010 T. 2010/8 E. 2010/6 K.) (AYDK. 24.10.2002 T. 2002/80 E. 2002/80 K.) (AYDK. 18.04.2002 T. 2002/35 E. 2002/33 K.) (AYDK. 24.05.2001 T. 2001/55 E. 2001/56 K.) (AYDK. 07.05.1998 T. 1998/68 E. 1998/67 K.)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların emriyle garaj çatısının onarımında çalışırken düşerek yaralanan ve ifadesi saptanırken sanıklardan şikayetçi olduğunu belirten mağdura sanıklar hakkındaki kamu davasına katılıp katılamayacağının sorulmamasının bozma nedeni yapılıp yapılmayacağına ilişkindir.
Daire; Tnk. Er M.Ö.'nün dava konusu olayda suçtan zarar gören kişi konumunda olması ve istinabe suretiyle tespit edilen ifadesinde, sanıklardan şikayetçi olduğunu beyan etmesine rağmen, kendisine duruşma günü tebliğ edilerek CMK.'nın 237 ve 238'inci maddeleri gereğince müdahil olarak kamu davasına katılıp katılmayacağının sorulmamasının usule aykırı olduğunu kabul ederken;
Askeri Mahkeme; mağdurun suçtan doğrudan değil, dolaylı olarak zarar gördüğü gerekçesiyle mahkûmiyet hükümlerinde direnilmesine karar vermiştir.
Dava konusu olayda, sanıkların emriyle garaj çatısının onarımında çalışırken düşerek yaralanan Tnk. Er M.Ö.'ye hükmün tebliğ edilip hakları bildirilerek, kanun yoluna müracaat edip etmeyeceğinin belirlenmesi amacıyla dava dosyasının Başsavcılığa iadesi üzerine Tnk. Er M.Ö.'ye usulüne uygun tebligat yapıldığı, ancak mağdurun yasal süre içerisinde kanun yoluna müracaat etmediği anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirtilen ara kararda açıklandığı üzere; Katılma yolu ile dava 353 sayılı Kanun'un 257'nci maddesinde düzenlenmişken, madde 29.6.2006 tarihli ve 5530 sayılı Kanunla kaldırılmış, Kanun'un Ek-1'inci maddesiyle de Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109 ila 115, 166, 272 ila 285'inci maddeleri hükümleri hariç olmak üzere, diğer hükümlerinin askeri yargıda da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Askeri Mahkemece tanık sıfatıyla dinlenilen ve sanıkların emri üzerine çıkmış olduğu çatıdan düşerek yaralanan terhisli Tnk. Er M.Ö.n'ün 25.11.2005 tarihli ifadesinde, Sanıklardan şikayetçiyim, cezalandırılmalarını talep ediyorum şeklinde beyanda bulunduğu görüldüğünden, 1.6.2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler ve bu kapsamda, CMK.'nın mağdur ve şikayetçinin hakları, davaya katılma, yasa yollarına başvurma hakkını düzenleyen hükümlerinden önce, mağdur ve suçtan zarar gören kavramlarının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
CMK.'nın 237/1'inci maddesinde; Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler şeklinde yer alan düzenlemeyle, kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde belirlenmiştir. Söz konusu düzenleme, 1412 sayılı CMUK.'un 365'inci maddesindeki, Suçtan zarar görenler, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilirler hükmü ile paralellik göstermekle birlikte, yeni hükme önceki yasada yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmiş, bu şekilde madde, öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde yasalaşmıştır.
Gerek 5271 sayılı Kanunda gerek 1412 sayılı Kanunda, kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, katılma yetkisi bulunan kişinin Suçtan zarar görmesi koşulu aranmış, ancak Suçtan zarar gören ve Mağdur kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olması şeklinde bir ayrım da yapılmamıştır.
Bu nedenle öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen Mağdur, Suçtan zarar gören ve Malen sorumlu olan kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.
Malen sorumlu; işlenmiş olan suçun hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.
Mağdur; dar anlamda suçtan zarar gören, suçun maddi unsuruna muhatap olan ve bu nedenle suçla korunan hukuki yaran zedelenen kişiyi ifade etmektedir (B.Ö. - R.E., Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 317 vd.; V. Ö. Ö., Ceza Muhakemesi Hukuku s. 235).
Bu şekilde malen sorumlu ve mağdur (dar anlamda suçtan zarar gören) kavramları açıklandıktan sonra, katılmanın kapsamını belirlemek için, suçtan zarar gören kavramının ve kapsamının da belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Suçtan zarar gören kavramının kapsamı konusunda öğretide farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüş, suçun maddi unsuru ile korunan hukuki çıkarı zedelenen kişiyi suçtan zarar gören olarak kabul ederken, bir başka görüş, iddia edilen fiil ile haklı çıkarı zedelenen kişiye suçtan zarar gören niteliği tanımaktadır. Bu görüş yanlıları, iddia edilen ve cezalandırılması istenen fiille haklı bir çıkarı zedelenen kişinin, o suçun kovuşturulması konusundaki isteğini, suçun o kişide yaratmış olduğu tatmin edilme gereksinmesini esas almakta, suçun kişi üzerinde yarattığı psikolojik etkiyi göz önünde tutmaktadır.
Suçtan zarar gören kavramının sınırları saptanırken, kesinlik taşıyan bir ölçüte ulaşılamamış ise de, yargıca yol gösterici nitelikte olabileceği değerlendirilen Haklı çıkar ve Cezalandırma istemek için gerekli psikolojik durum şeklindeki kriterlere yer verilmiştir (E. Y., Ceza Yargılaması Hukuku, B.12, s. 211 vd.).
Benzer görüşü savunanlar, ... Suçun maddi unsuru ile korunan menfaatte yakın ve haklı görülecek bir ilgisi bulunan herkes suçtan zarar görmüş diyebiliriz. Bu ilgi sadece menfaat ilgisi olmalıdır. ... (S. O., Kamu Davasına Müdahale, 1968, s. 57); ... Suçtan zarar görmek demek, suçun maddi unsurunun ilgilendirdiği, yöneldiği ve etkilediği bir hakkın sahibi olmak demektir. ... (Ö.T., Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. 1, s. 205-206) şeklinde görüş belirtmişlerdir.
Prof. Dr. B.K.; sadece eylemin doğrudan doğruya zarar verdiği kişilerin suçtan zarar gören kişi olduğunu, eylemden vasıtalı şekilde zarar görenlerin bu kavrama dahil edilmeleri halinde, konuya bir sınır çizilemeyeceğini (B.K., Ceza Muhakemesi Usulü, 1957, s. 431);
KUNTER-YENİSEY ise, suçtan zarar görene haklar tanınıp, ödevler verilirken, her hak ve ödevde kanun koyucunun farklı ölçü ile hareket etmesi mümkün olduğundan, suçtan zarar gören teriminin ihtiyaca ve somut olaya göre yorumlanması zorunluluk gösterdiğini belirtmişlerdir (KUNTER-YENİSEY; Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2000, B. 11, s. 269).
Bu itibarla, çeşitli yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, yargıç bir olayda suçtan zarar göreni belirlerken, sanığa yüklenilen ve cezalandırılması istenilen fiille haklı bir çıkan zedelenen kişinin ceza kovuşturması konusundaki isteğini göz önünde tutmak ve bu haklı görüldüğünde kişiye suçtan zarar gören niteliği tanımak durumundadır (CGK.'nun 29.06.1992 tarihli, 1992/176-201; 11.4.2000 tarihli, 2000/65-69; 15.7.2008 tarihli, 2008/95-195 E.K. sayılı kararlan).
Görüldüğü gibi, gerek öğretide gerek yargısal kararlarda, kamu davasına katılma için aranan ve yargıcın değerlendirmesi gereken keyfiyet, ihtiyaca ve somut olaya göre, Haklı çıkarın zedelenmesi ve Cezalandırma konularındaki psikolojik durum ölçütlerinin yorumlanmasıdır.
Bu bağlamda inceleme konusu olaya dönüldüğünde; sanıkların suça konu eylemleri ile Er M.O.'nün yaralanması olayının bütünlük teşkil etmediğini ve aralarında illiyet bağının bulunmadığını söylemek mümkün görülmemiştir. Bu itibarla, Er M.O.'nün maddi olaydan zarar gördüğü hususunda duraksama bulunmamaktadır.
CMK.'nın mağdur ve şikayetçinin haklarını düzenleyen 234'üncü maddesinde; mağdur ile şikayetçinin kovuşturma evresinde, duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve belgelerden vekili aracılığı ile örnek isteme, tanıkların davetini isteme, vekili yoksa baro tarafından kendisine avukat atanmasını isteme, davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı yasa yollarına başvurma haklarının bulunduğu, bu hakların mağdur ve şikayetçiye anlatılıp, açıklanacağı ve bu hususun tutanağa yazılacağı düzenlenmiştir.
Kanun'un kamu davasına katılmaya ilişkin 237'nci maddesinde; mağdurun, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilecekleri belirtilmiştir.
Diğer taraftan, kamu davasına katılma usulünü düzenleyen 238'inci maddede; duruşma sırasında şikayeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulacağı düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin emredici olması sebebiyle, katıldığı duruşmada şikayetçi olduğunu beyan edene davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulması zorunluluğu bulunmaktadır.
Kanun yollarına ilişkin genel hükümlerin yer aldığı 353 sayılı Kanun'un 196'ncı maddesinde; Kanun yolları, askeri savcı, şüpheli, sanık ve katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar ile teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt'a komutanı ve askeri kurum amirine açıktır,
CMK.'nın 237'nci maddesinde ise; Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır,
Hükümlerine yer verilmiştir.
Belirtilen yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; suçtan zarar gördüğü belirlenen Er M.Ö.'nün, 25.11.2005 tarihinde istinabe suretiyle tespit edilen ifadesinde sanıklardan şikayetçi olduğunu belirtmesine rağmen, davaya katılmak isteyip istemediği sorulmamış ise de; Askeri Yargıtay Başsavcılığınca usulüne uygun yapılan tebligata rağmen yasal süre içerisinde kanun yoluna müracaat etmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, hükümlerin sadece sanıklar ve sanık Uzm. Çvş. H.İ.K. müdafii tarafından temyiz edilmiş olması karşısında, suçtan zarar görene davaya katılmak isteyip istemediği sorulmadığından bahisle bu hususta bir istem olmaksızın aleyhe sonuç doğuracak şekilde bozulması mümkün değildir (Yargıtay CGK.'nun 30.05.2006 tarihli, 11-143-147, 27.03.2007 tarihli, 5-45-77 Esas ve Karar sayılı kararlan da bu yöndedir).
Açıklanan nedenlerle, istinabe suretiyle ifadesi tespit edilirken sanıklardan şikayetçi olduğunu belirten suçtan zarar gören kişi durumundaki Er M.Ö.'ye hakları hatırlatılıp davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulmaması şeklindeki eksikliğin, gerekçeli hüküm tebliğ edilerek kanun yoluna müracaat imkanı tanınarak giderilmesi gerekirken bu hususun bozma nedeni yapılması hukuka aykırı olduğundan, gerekçesi farklı olmakla birlikte direnmenin yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Ancak, temyizin incelenmesinde öncelikle Dairenin inceleme ve denetleme yetkisi asıldır. Dairesi tarafından incelenmemiş bir hususun doğrudan doğruya ve ilk kez Daireler Kurulunda incelenmesi mümkün değildir. Daireler Kurulunun incelemesi ise bir sonraki aşamadır. Daireler Kurulu, ancak Askeri Mahkemece verilen hükmün direnme konusunu teşkil eden kısmını incelemeye yetkilidir. Somut olayda, Daire, Askeri Mahkemece verilen hükmün esas ile ilgili olarak henüz bir inceleme yapmamış ve bu konuya yönelik bir karar vermemiştir. Bu durumda, işin esasının incelenmesi yetkisinin önceki incelemeyi yapan Daireye ait olduğu sonucuna varıldığından; diğer yönlerden incelemeye devam edilmek üzere dava dosyasının Daireye gönderilmesine karar verilmiştir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 21.1.2010 tarihli, 2010/8-6, 2.10.2003 tarihli, 2003/84-74, 24.10.2002 tarihli, 2002/80-80, 18.4.2002 tarihli, 2002/35-33, 24.5.2001 tarihli, 2001/55-56, 7.5.1998 tarihli, 1998/68-67, 29.11.1968 tarihli, 1968/95-96 Esas ve Karar sayılı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.5.2006 tarihli, 2006/1-13 Esas, 2006/146 Karar sayılı, 15.3.1993 tarihli, 1993/7-314 Esas, 1993/67 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy