(353 S. K. m. 209, 214, 215) (7201 S. K. m. 16) (YCGK. 30.06.2009 T. 2009/3-143 E. 2009/185 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık tarafından süresinde temyiz edilmesine rağmen, Askeri Mahkemece, temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilip hukuka aykırı olarak kesinleştirilen hükmün, itiraz süresi geçtikten sonra sanık tarafından verilen dilekçe üzerine temyizen incelenip incelenemeyeceğine ilişkindir.
Daire; sanığın kanuni süresi içinde temyiz kanun yoluna başvurmuş olması nedeniyle ortada kesinleşmiş bir hüküm bulunmadığını, süresinde yapılmış olan temyiz isteminin, sonradan verilen ve kesinleşen duruşmasız işlere ait bir kararla ortadan kaldırılmasının ve yok sayılmasının yargılama hukukunun temel ilkelerine aykırı olacağını ve hükmün temyizen incelenmesi gerektiğini kabul ederken;
Başsavcılık; Askeri Mahkemece, sanığın temyiz talebinin süresinde olmadığı kabul edilerek reddine karar verilmesi hukuka aykırı olmakla birlikte, usulüne uygun olarak verilen kesinleşmiş bir kararın söz konusu olduğunu ve bu kararın ancak kanun yararına bozma olağanüstü kanun yolu ile ortadan kaldırılabileceğini, bu nedenle sanığın talebiyle sınırlı olarak, sadece yargılamanın yenilenmesi yönünden inceleme yapılması gerektiğini ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de iki koşulun varlığı gereklidir.
Bunlardan, uyuşmazlık konusunu da ilgilendiren birincisi, Süre koşuludur. 353 sayılı Kanun'un 209'uncu maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir.
Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan ikinci koşul ise, İstek koşuludur. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan Davasız yargılama olmaz ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz; bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. İstek koşulunun ise, bu konuda hak ve yetkisi olan kişilerce yerine getirilebileceği kanun gereğidir. 353 sayılı Kanun'un 205'inci maddesinin ikinci fıkrasında bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden (resen) yapılması kabul edilmiş ise de, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezasına ilişkin olanlar dışında kalan hükümlerde, süre ve istek koşullarına uygun temyiz davası açılmamış ise, hükmün Askeri Yargıtayca incelenmesi mümkün değildir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 10.06.2010 tarihli, 2010/22-55; 27.05.2010 tarihli, 2010/41-50; 27.05.2010 tarihli, 2010/39-49; 27.05.2010 tarihli, 2010/54-54 ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.06.2009 tarihli, 2009/3-143 Esas ve 2009/185 Karar sayılı kararları da bu yöndedir).
353 sayılı Kanun'un Temyiz isteminin hükmü veren askeri mahkemece reddi başlıklı 214'üncü maddesinde, Temyiz istemi, kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmişse veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan askeri mahkeme bir karar ile temyiz istemini reddeder.
Temyiz eden taraf bu red kararının kendisine tebliğinden başlayarak bir hafta içinde Askeri Yargıtay'dan bu hususta bir karar verilmesini isteyebilir. Bu takdirde dosya Askeri Yargıtay 'a gönderilir. Şu kadar ki, bu sebepten dolayı hükmün yerine getirilmesi geri bırakılmaz. düzenlemesi yer almakta;
Kanun'un Temyiz dilekçesinin veya beyanının etkisi başlıklı 215'inci maddesinin birinci fıkrası ise, Süresi içinde verilen temyiz dilekçesi veya beyanı hükmün kesinleşmesini önler. hükmünü içermektedir.
Buna göre, Askeri Mahkemenin temyiz istemini reddetme yetkisi, temyiz isteminin kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış olması, temyiz edilemeyecek bir hükmün temyiz edilmiş olması veya temyiz edenin buna hakkının bulunmaması halleriyle sınırlı olup, kanuni süre içerisinde verilmiş bir temyiz dilekçesi, hükmün kesinleşmesini önleyeceğinden, böyle bir durumda kesin hükmün varlığından ve dokunulmazlığından söz etmek mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; sanığın yokluğunda tefhim edilen hükmün, 29.01.2009 tarihinde Tebligat Kanunu'nun 16'ncı maddesine uygun olarak aynı konutta oturan babası S.K.'ya tebliğ edildiği, sanığın da aynı tarihte Diyarbakır Postanesine verdiği ve 07.05.2009 tarihinde 7'nci Kor.K.lığı Askeri Mahkemesinde kayda giren dilekçeyle temyiz kanun yoluna başvurduğu, temyiz isteminin kanuni süre içerisinde yapılmış olduğu, buna rağmen Askeri Mahkemece, gerekçeli hükmün M.K. isimli şahsa 14.04.2009 tarihinde tebliğ edildiği ve temyiz dilekçesinin 7'nci Kor.K.lığı Askeri Mahkemesince kayıt altına alındığı 07.05.2009 tarihi esas alınarak, temyiz isteminin, bir haftalık kanuni süre geçtikten sonra yapıldığı kabul edilmek suretiyle, süre yönünden reddine karar verildiği, bu karara taraflarca itiraz edilmediği, ancak sanığın, 21.05.2010 tarihinde Lice Kapalı Cezaevi Müdürlüğü kanalıyla gönderdiği bir dilekçeyle, sübuta ve noksan soruşturmaya ilişkin nedenler ileri sürerek, dava dosyasının ve hastane raporlarının tekrar gözden geçirilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkemece, hükmün kanuni süre içerisinde sanık tarafından temyiz edilmiş olmasına rağmen, hukuka aykırı olarak temyiz isteminin reddedilmiş olması karşısında, kesinleşmiş bir hükmün varlığından söz etmenin mümkün olmadığı, sanığın daha sonraki dilekçesinin de temyiz istemine yönelik ve önceki dilekçesiyle aynı nitelikte olduğu, süre ve istek şartlan gerçekleşmiş bir temyiz davasının varlığını sürdürdüğü görülmektedir.
Bu itibarla, temyiz isteminin süre yönünden reddine ilişkin Askeri Mahkemenin duruşmasız işlere ait kararına itiraz edilmemiş ise de, yokluğunda verilen hüküm, 29.01.2009 tarihinde aynı konutta oturan babasına tebliğ edilmiş olan sanığın, aynı gün Diyarbakır Postanesine verdiği dilekçe ile kanuni süre içerisinde temyiz kanun yoluna başvurmuş olması nedeniyle, hükmün kesinleştirilmesinin hukuka aykırı olduğu ve 353 sayılı Kanun'un 215'inci maddesi gereğince kesinleşmiş bir hükmün varlığından söz edilemeyeceği, ayrıca sanık tarafından daha sonra verilen ve yargılamanın yenilenmesi istemi olduğu ileri sürülen 21.05.2010 tarihli dilekçesinin, temyiz dilekçesiyle aynı mahiyette olduğu, bu nedenlerle Dairece, hükme yönelik temyiz incelemesi yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy