(1632 S. K. m. 66) (5237 S. K. m. 29, 32, 62, 82) (765 S. K. m. 55, 456) (647 S. K. m. 4, 6)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın askerliğe elverişlilik durumunun tespiti için adli gözlem altına alınmasına gerek olup olmadığı konusunda duruşmada bilirkişi olarak dinlenen Psikiyatri Uzmanının bildirdiği mütalaanın yeterli olup olmadığına ilişkindir.
Daire; bilirkişi mütalaasının yeterli olduğunu, hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiğini kabul ederken;
Başsavcılık; sanığın askeri hastanede adli gözlem işlemine tabi tutularak askerliğe elverişli olup olmadığının tespit ettirilmesi gerektiğini ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyada mevcut delillere göre; Artvin/Borçka'da konuşlu olan Birliğinde askerlik hizmetini yapmakta iken, 02.01.2007 tarihinde çıkmış olduğu çarşı izninden aynı gün akşam saat 16.00'da dönüp Birliğine katılması gerekirken, bir süre firar halinde kaldıktan sonra 18.05.2009 tarihinde kendiliğinden gelerek Birliğine katılan sanığın, 02.01.2007-18.05.2009 tarihleri arasında firar suçunu işlediği anlaşılmakta, esasen bu konuda Daire ile Başsavcılık arasında bir ihtilaf da bulunmamaktadır.
TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nin eki Hastalık ve Arızalar Listesi'nin 16.07.2008 tarihli ve 26938 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan 16.06.2008 tarihli ve 2008/13831 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile değişik 17'nci maddesinin, (B) diliminin Antisosyal kişilik bozukluğu başlığı altındaki 1'inci fıkrasının açıklama kısmında; bu fıkraya gireceklerin; asker hastanelerinin sağlık kurullarından antisosyal kişilik bozukluğu tanısı alması, adli veya askeri mahkemeler tarafından verilmiş en az bir antisosyal eyleminden dolayı ceza almaları, bu cezalarından en az birinin infaz edilmesine rağmen davranış bozukluklarının devam ettiğinin ve askerlik ile uyumlarının bozulduğunun kıta anketi ve diğer resmi belgelerle tespiti gerektiği, keza, aynı maddenin (D) diliminin İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu başlığı altındaki 1'inci fıkrasının açıklama kısmında ise; bu fıkraya gireceklerin; antisosyal kişilik bozukluğu tanısı alması, öldürme, öldürmeye teşebbüs, gasp suçlarından en az bir hapis ya da diğer antisosyal eylemlerinden dolayı, disiplin mahkemesi dışında kalan mahkemelerce verilmiş en az üç hapis cezası alması ve cezaların kesinleştiğinin belgelerle tespit edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Bu itibarla; Antisosyal kişilik bozukluğu veya İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu nedenleriyle Askerliğe elverişsizlik kararı verilebilmesi için, ön koşul olarak, asker hastanelerinin sağlık kurullarınca Antisosyal kişilik bozukluğu tanısının konulmuş olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; sanık hakkında asker hastaneleri sağlık kurullarınca konulmuş Antisosyal kişilik bozukluğu tanısı mevcut değildir. Yargılama sırasında dinlenilen psikiyatri uzmanı bilirkişi tarafından da bu yönde bir mütalaa verilmemiştir.
Ancak sanığın müteaddit defalar birliğince sevk edildiği Erzurum Mareşal Çakmak Asker Hastanesinde yapılan muayene ve tedavi işlemleri sonucunda sosyal sorun ve anksiyete bozukluğu tanıları konularak ilaç tedavisinin öngörüldüğü de görülmektedir.
Öte yandan; dava dosyasında bulunan onaylı karar içeriğinden, sanığın, atılı suç tarihinden önce;
09.04.2001 tarihinde işlediği kan gütme saikiyle ve taammüden adam öldürmek suçundan dolayı, Şanlıurfa 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 19.06.2006 tarihli ve 2006/35-306 Esas-Karar sayılı hükmü ile; TCK'nın 82/1-a, 29, 31/2 ve 62'nci maddeleri gereğince, neticeten beş yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün 01.02.2008 tarihinde kesinleştiği,
Bu suçtan 12.04.2001-18.05.2004 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve Şanlıurfa 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinin 27.03.2008 tarihli ve 2008/194 müteferrik sayılı kararıyla, 01.02.2008 tarihinden geçerli olmak üzere gıyaben şartla salıverildiği,
Ayrıca, Adli Sicil Genel Müdürlüğü arşiv kayıtlan esas alınarak, resmi bir belge olarak düzenlenen ve içeriğindeki bilgiler konusunda kuşku bulunmayan, 07.08.2009 tarihli adli sicil ve arşiv kaydına göre, cezaevinde tutuklu bulunduğu dönem içerisinde; 02.12.2001 tarihinde işlediği müessir fiil suçundan dolayı, Şanlıurfa Sulh Ceza Mahkemesinin 22.11.2002 tarihli hükmü ile; 765 sayılı TCK'nın 456/4 ve 55/3 ile 647 sayılı Kanun'un 4 ve 6'ncı maddeleri gereğince, 94.910.400 TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine karar verildiği, hükmün 15.04.2003 tarihinde kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Yargılama sırasında sanığı muayene edip dava. dosyasını inceleyen psikiyatri uzmanı bilirkişi tarafından sunulan mütalaada, sanıkta Nevrotik kişilik yapısının mevcut olduğunun, cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişliliğinin tespiti yönünden adli gözlem altına alınmasının gerekmediğinin belirtildiği, ancak öldürme suçuna ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, sanığın, suç tarihinden önce kesinleşip, infaz edilmiş öldürme suçundan bir mahkumiyetinin mevcut olduğu, ayrıca bu suçtan cezaevinde tutuklu bulunduğu dönem içerisinde müessir fiil suçunu da işlediği, keza, müteaddit defalar birliğince sevk edildiği Erzurum Mareşal Çakmak Asker Hastanesinde yapılan muayene ve tedavi işlemleri sonucunda sosyal sorun ve anksiyete bozukluğu tanıları konularak ilaç tedavisinin öngörüldüğü, bilirkişi mütalaasında da sanıkta Nevrotik kişilik yapısının mevcut olduğunun belirtildiği gözetildiğinde; Antisosyal kişilik bozukluğu tanısı almasının da ihtimal dahilinde bulunması karşısında; öldürme suçuna ilişkin hiçbir değerlendirme yapmamış olan bilirkişinin mütalaası ile yetinilmeyerek, sanığın, adli sicil kaydında bahsi geçen müessir fiil suçundan mahkumiyetiyle ilgili gerekçeli hükmün de bir suretinin getirtilip dava dosyasına konulmasından sonra, dava dosyasıyla birlikte psikiyatri kliniği ve hekimi bulunan en yakın tam teşekküllü bir asker hastanesine sevk edilerek yapılacak adli gözlem işlemi sonunda sağlık kurulu raporuyla suç tarihlerinde askerliğe elverişli olup olmadığının belirlenmesi ve buna göre atılı suçun oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekirken, bu konuda noksan inceleme ve soruşturmayla hüküm kurulduğu sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına ve noksan soruşturma yönünden hukuka aykırı bulunan mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy