(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 170, 225, 230) (5237 S. K. m. 53, 61, 62) (353 S. K. m. 207, Ek m. 1) (AYDK. 19.04.2007 T. 2007/42 E. 2007/37 K.) (AYDK. 19.01.2006 T. 2006/14 E. 2006/11 K.) (AYDK. 22.02.2001 T. 2001/21 E. 2001/24 K.) (AYDK. 21.02.2008 T. 2008/24 E. 2008/23 K.) (AYDK. 29.03.2007 T. 2007/26 E. 2007/23 K.) (AYDK. 27.01.2005 T. 2005/8 E. 2005/10 K.) (AYDK. 18.03.2004 T. 2004/59 E. 2004/53 K.) (AYDK. 26.09.2002 T. 2002/71 E. 2002/69 K.) (YCGK. 30.05.2006 T. 2005/7-173 E. 2006/145 K.) (YCGK. 28.03.1994 T. 1994/4-59 E. 1994/82 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; gerekçeli hükümde, iddianamenin kapsamı dışına çıkılıp çıkılmadığının ve usule aykırılık bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Daire; tebliğnamede belirtilen usule ilişkin hususta inceleme yapmaksızın, sanığın eyleminin emre itaatsizlikte ısrar ve askeri eşyayı gizlemek suçlarını oluşturmadığını kabul ederek, hükmün sübut yönünden bozulmasına karar vermiş;
Başsavcılık; iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiilden başka bir fiil hakkında hüküm kurulduğunu, bu durumun, 353 sayılı Kanun'un 207/3-G maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık teşkil ettiğini ve hükmün, öncelikle usul yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Uyuşmazlık konusu usule ilişkin olduğundan, öncelikle bu konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.
353 sayılı Kanun'un 5530 sayılı Kanun ile değişik Ek 1'inci maddesinin atıfta bulunduğu 5271 sayılı CMK.'nın Kamu davasının açılması başlıklı 170'inci maddesinde, görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede, diğer unsurların yanında, yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi ile suçun delillerinin de gösterileceği, yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanacağı, iddianamenin sonuç kısmında da, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiğinin açıkça belirtileceği düzenlenmiş olup; 225/1'inci maddesinde de, Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. düzenlemesi yer almaktadır.
Askeri Yargıtayın ve Yargıtayın yerleşik kararlarında, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylem olduğu, yani iddianamede açıklanan ve ferdileştirilmiş olan eylem/fiil olduğu, iddianamenin dışına çıkılarak karar verilmesinin, açılmayan ve mevcut olmayan bir dava nedeniyle karar verilmesi sonucunu doğuracağı, bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesinin o olay hakkında da dava açıldığını göstermeyeceği, dava konusu yapılacak eylemin bağımsız olarak açıklanması gerektiği kabul edilmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.04.2007 tarihli, 2007/42-37; 19.01.2006 tarihli, 2006/14-11; 22.02.2001 tarihli, 2001/21-24; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.05.2006 tarihli, 2005/7-173, 2006/145; 12.06.1995 tarihli, 1995/6-181/208; 28.03.1994 tarihli, 1994/4-59/82 Esas ve Karar sayılı kararlan bu doğrultudadır).
Diğer taraftan, T.C. Anayasası'nın 141/3'üncü maddesi; Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.;
5271 sayılı CMK.'nın 34/1'inci maddesi; Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230uncu madde göz önünde bulundurulur. ... hükmünü içermekte olup;
CMK.'nın Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar başlıklı 230'uncu maddesinin birinci fıkrasında da; (1) Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
(a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
(c) Ulaşılan kanaat, sanısın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62'nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkumiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirlerinin belirlenmesi,
(d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. denilmektedir.
Bu düzenlemelere göre; hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile hükme esas alman ve reddedilen delillerin belirtilmesinin yanında, iddia ve savunmanın bu delillere göre irdelenmesi, gerek sanığın ortaya koyduğu savunmaların, gerekse iddia makamının istemlerinin ne ölçüde ve hangi sebeplerle kabule değer bulunup bulunmadığı hususunun temyiz incelemesine imkan verecek yeterlilikte açıklanarak, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin ortaya konulması ve bu fiilin nitelendirmesinin yapılması gerekmektedir. Bu nitelikteki bir gerekçeli hükmün, kamunun bilgilenmesini, tarafların ikna olmalarını, temyiz denetiminin kolaylaşmasını, yargılamanın güvenilirliğini ve adil yargılanma ilkesinin gerçekleşmesini sağlayacağı açıktır. Yasal ve yeterli unsurları içermeyen bir gerekçeyle hüküm kurulması kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açabilir. Yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması da, hükmün gerekçeden yoksun olmasıyla aynı sonucu doğurmaktadır (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 18.02.2010 tarihli, 2010/18-17; 14.01.2010 tarihli, 2010/3-1; 21.02.2008 tarihli, 2008/24-23; 29.03.2007 tarihli, 2007/26-23; 27.01.2005 tarihli, 2005/8-10; 18.03.2004 tarihli, 2004/59-53; 17.06.2004 tarihli, 2004/93-97; 07.10.2004 tarihli, 2004/160-129; 26.09.2002 tarihli, 2002/71-69 Esas ve Karar sayılı kararları da bu yöndedir).
Hükmün gerekçeden yoksun olması, 353 sayılı Kanun'un 207/3-G maddesinde hukuka kesin aykırılık nedenleri arasında belirtilmiş olup, temyiz incelemesi yönünden hukuka kesin aykırılık hallerinin mutlak bozma nedeni teşkil ettiği kuşkusuzdur.
Söz konusu düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda dava dosyası incelendiğinde; dizi 5'te yer alan ve 07.10.2008 tarihinde sanığa tebliğ edilen Emniyet ve Kaza Önleme Özel Talimatının 1'inci maddesinde, Tüfeğin boş olması gereken zamanlarda tüfeğime şarjör takmayacağım, 17.'nci maddesinde, Soyunma dolabında, üzerimde ve herhangi bir başka yerde mermi bulundurmayacağım ve 19'uncu maddesinde, Nöbet ve eğitim haricinde tüfeğimi silahlıkta ve kilit altında bulunduracağım şeklinde emirler yer aldığı, iddianamede sanığın eyleminin, kendisine tebliğ edilen emniyet ve kaza önleme özel talimatına aykırı hareket ederek üzerinde mermi bulundurduğu, yine talimatın 19'uncu maddesinde yer alan emre aykırı hareket ettiği şeklinde belirtilmiş olduğu, ancak hangi eylemi ile talimatın 19'uncu maddesine aykırı hareket ettiğinin açıklanmadığı, gerekçeli hükümde de, emniyet ve kaza önleme talimatının içerisinde soyunma dolabında, üzerinde, herhangi bir başka yerde mermi bulundurmayacağı, tüfeğin bos olması gereken zamanlarda tüfeğine şarjör takmayacağı, nöbet ve eğitim haricinde tüfeğini silahlıkta ve kilit altında bulunduracağı maddelerinin yer aldığı belirtildikten sonra, sanığın, tüfeğini izinsiz alarak yolda bulduğunu iddia ettiği mühimmatı tüfeğine sürmeye teşebbüs ettiği ve böylelikle kendisine tebliğ edilen emniyet ve kaza önleme talimatında belirtilen emre aykırı davranarak emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulduğu, iddianamede belirtilen maddi vakanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve ne şekilde gerçekleştiğinin temyiz incelemesine imkan verecek yeterlilikte açıklanmadığı, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin (hangi eylemi ile talimattaki hangi emre aykırı hareket ettiğinin) açıkça ortaya konulmadığı gibi; iddianamede yer almadığı halde, emniyet ve kaza önleme talimatının tüfeğin boş olması gereken zamanlarda tüfeğe şarjör takılmayacağına ilişkin maddesinin de ihlal edildiği kabul edilmek suretiyle iddianamenin dışına çıkılarak karar verilmiş olduğu, anlaşılmakla; CMK.'nın 230 ve 225'inci maddelerine aykırı olan bu durumun, 353 sayılı Kanun'un 207/3-G maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık teşkil ettiği sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy