(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 36, 90) (5271 S. K. m. 147, 150, 324, 325) (353 S. K. m. 87, 92, 256, Ek m. 1) (5320 S. K. m. 13) (Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi Ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik m. 5, 8) (YCGK. 18.03.2008 T. 2008/9-7 E. 2008/56 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; istinabe suretiyle sorgu ve savunması tespit edilen sanığa hakları hatırlatılırken, müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemenin yargılama giderinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceğinin bildirilmiş olmasının savunma hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığına ilişkindir.
Daire; sanığa, bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde kendisine baro tarafından görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemenin yargılama giderinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceğinin hatırlatılmasının, 353 sayılı Kanun'un 256'ncı maddesine aykırılık teşkil ettiğini ve savunma hakkının kısıtlanmasına neden olduğunu kabul ederken,
Başsavcılık; sanığın talebi üzerine görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemenin yargılama giderinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceğinin hatırlatılmasının savunma hakkının kısıtlanmasına yol açmadığını ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; 11.05.2009 tarihinde Hozat Asliye Ceza Mahkemesi tarafından istinabe suretiyle sorgusu tespit edilen sanığa, CMK'nın 147'nci maddesinde düzenlenen hakları hatırlatılırken; ... Müdafi talebi halinde barodan görevlendirilmesi istenecek müdafie yapılacak ödemenin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceği... şeklinde açıklamada bulunulduğu görülmektedir.
Öncelikle konuya ilişkin mevzuattaki düzenlemelere baktığımızda;
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 5560 sayılı Kanunla değişik Müdafiin görevlendirilmesi başlıklı 150'nci maddesinde;
(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafi bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malûl veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.
(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak Yönetmelikte gösterilir.;
Yargılama giderleri başlıklı 324'üncü maddesinin 1'inci fıkrasında, Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.;
Sanığın yükümlülüğü başlıklı 325'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi halinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.;
Hükümleri yer almaktadır.
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un Müdafi, vekil ve uzlaştırıcı ücreti başlıklı 13'üncü maddesinin 1'inci fıkrası, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine Baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, görevin ifasından doğan masraflar hariç avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak bu tarifenin hazırlanış usulüne göre tespit edilecek ücret ödenir. İleride yargılama giderleri ile mahkûm olan sanıklardan müdafi ve vekile ödenen ücreti ödeyebilecek durumda olanlara Türkiye Barolar Birliğinin rücu hakkı saklıdır. şeklinde iken;
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunla, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır. şeklinde değiştirilmiştir.
353 sayılı Kanun'un Askeri mahkemece müdafi tutulması başlıklı 87/1'inci maddesinde, Sanık 15 yaşını bitirmemiş olur ve sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede beden ve akılca sakat bulunursa ve müdafii de yoksa kendisine askeri mahkemece bir müdafi tutulabilir.;
Müdafii ücreti başlıklı 92'nci maddesinde,
Askeri Mahkemece tutulan müdafiye tarifesine göre Devlet Hazinesinden ücret verilir.
Hükümlüye, Hazinenin rücu hakkı vardır.;
Yargılama giderleri başlıklı 256'ncı maddesinde, Askeri mahkemelerde görülecek davaların ve askeri makamlar aracılığı ile uygulanacak cezaların giderleri, Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden ödenir.
Şeklinde düzenlemeler yer alırken;
05.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5530 sayılı Kanunla, 353 sayılı Kanunun müdafi ile ilgili düzenlemeler içeren 87 ila 92'nci maddeleri yürürlükten kaldırılmış; 256'ncı maddesinde herhangi bir değişiklik yapılmayıp, Ek 1 'inci madde ile, Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemesi Kanununun adli kontrole ilişkin 109 ila 115, değerlendirme raporu yetkisine ilişkin 166 ve istinafa ilişkin 272 ila 285'inci maddeleri hariç olmak üzere diğer hükümleri askeri yargıda da uygulanır. şeklinde genel bir atıf yapılmıştır.
CMK'nın 150'nci maddesinin 4'üncü fıkrası gereğince çıkartılan ve 02.03.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmesi ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin Müdafi veya vekillerin görevlendirilmesi başlıklı 5'inci maddesinde,
"(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceği hususu hatırlatılarak talep ettiği takdirde barodan bir müdafi görevlendirmesi istenir.
(2) Şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malûl veya sağır ve dilsiz ise ya da hakkında alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı soruşturma ya da kovuşturma yapılıyorsa istemi aranmaksızın barodan bir müdafi görevlendirmesi istenir. Ancak bunun için şüpheli veya sanığın müdafiinin olmaması şarttır.
(3) İkinci fıkrada sayılan hallerde kovuşturma aşamasında sanığa iddianamenin tebliği için çıkarılan çağrı kağıdına ayrıca Tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde müdafi bulunup bulunmadığını bildirmesi, bildirimde bulunmadığı takdirde barodan bir müdafi görevlendirmesinin isteneceği, görevlendirilen müdafie ödenecek ücretin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceği hususunu hatırlatan meşruhat verilir. Sanığın tutuklu olması halinde Ceza Muhakemesi Kanununun 176'ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince yapılan işlemler sırasında yukarıda belirtilen meşruhat hatırlatılır. Sanık tarafından bildirimde bulunulmadığı, tebligat yapılamadığı veya tutuklu sanığın müdafii olmadığını bildirmesi halinde duruşma günü beklenmeksizin barodan bir müdafi görevlendirmesi istenir.
(6) Müdafi veya vekil görevlendirilmesi; soruşturma evresinde ifadeyi alan merci veya sorguyu yapan hakim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından barodan talep edilir.;
8'inci maddesinde ise,
(1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinden ayrık olarak hazırlanacak ... Tarife gereğince ödenecek meblağ Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanır.
(2) Müdafi veya vekilin görevi gereği yaptığı zorunlu yol giderleri ayrıca ödenir.
(3) Müdafi veya vekile Tarife gereğince ödenen meblağ ile yol giderleri yargılama giderlerinden sayılır.
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
353 sayılı Kanun'un 5530 sayılı Kanunla değişik Ek 1'inci maddesi ile yapılan atıf, CMK'nın 150'nci maddesinin tamamını ve bu maddenin 4'üncü fıkrasına göre çıkartılan Yönetmelik hükümlerini de kapsamakla birlikte;
CMK'nın 325'inci maddesinin 1'inci fıkrasındaki, cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi halinde bütün yargılama giderlerinin sanığa yükleneceğine ve Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmesi ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 5'inci maddesinin 1 'inci fıkrasındaki, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan eden sanığa, görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceği hususunun hatırlatılacağına ilişkin düzenlemelerin askeri mahkemelerdeki yargılamalar ve asker kişi sanıklar bakımından uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
353 sayılı Kanunun askeri mahkemece tutulan müdafie tarifesine göre Devlet Hazinesinden ücret verileceğine ve hükümlüye Hazinenin rücu hakkının bulunduğuna ilişkin düzenleme içeren 92'nci maddesi 5530 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılırken yerine özel bir düzenleme getirilmediğinden, yargılama giderleri konusunda yürürlükte kalan tek hüküm Kanun'un 256'ncı maddesidir.
Müdafie yapılacak ödemenin niteliği, yani yargılama gideri sayılıp sayılmayacağı hususunda 353 sayılı Kanunda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, Ek 1 'inci maddenin atfı karşısında, CMK'nın 324 ve 5320 sayılı Kanun'un 13'üncü maddelerinin açık hükümleri karşısında, sanığın istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafie ödenecek ücretin de yargılama giderlerinden olduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Ancak, 353 sayılı Kanun'un 5530 sayılı Kanunla değişik Ek 1'inci maddesinde CMK'ya atıf yapılırken, CMK'nın istisna tutulan maddeleri dışındaki hükümlerinin, ancak Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde askeri yargıda da uygulanacağı belirtilmiştir.
Ek 1'inci maddedeki düzenlemeden sonra Kanun'un 256'ncı maddesini yürürlükten kaldıran bir değişiklik yapılmadığından ve askeri mahkemelerde görülecek davaların giderlerinin karşılanma biçimi özel olarak bu maddede düzenlendiğinden, bu konuda CMK ve Yönetmelik hükümlerinin uygulanması ve müdafi tayin edilmesi halinde, ileride mahkûmiyetine karar verilecek olması durumunda müdafie yapılacak ödemeden sanığın sorumlu tutulması mümkün değildir.
Bu nedenle, Mahkûmiyeti halinde müdafie yapılacak ödemenin kendisinden tahsil edileceği vurgulanarak müdafi isteme hakkının sanığa bildirilme yöntemi ve şekli 353 sayılı Kanun'un 256'ncı maddesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Ayrıca konuya, vazgeçilemez ve göz ardı edilemez nitelikteki savunma hakkı ve daha geniş manada da adil yargılanma hakkı kapsamında yaklaşılması ve çözümün savunma hakkına ait düzenlemelerde aranması zorunluluğu da bulunmaktadır.
Anayasa'nın 36'ncı maddesine göre; Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Anayasa'nın 90'ncı maddesi gereğince bir iç hukuk normu haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Adil yargılanma hakkını düzenleyen 6'ncı maddesinin 3'üncü fıkrasının (c) bendine göre de; her sanık, Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek hakkına sahiptir.
Buradan çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel insan haklan arasında yer alan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğu ve müdafi isteme hakkının da savunma hakkından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir. Mevzuatımızda müdafilik sistemini öngören düzenlemelerin amacı, kendisini savunmak için yeterli maddi imkanı bulunmayanların bu hakkı kullanamamalarından kaynaklanabilecek muhtemel hak kayıplarının önlenmesi, dolayısıyla da savunma hakkının etkin kullanılabilmesinin sağlanması suretiyle adil yargılanmanın gerçekleştirilmesidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.03.2008 tarihli, 2008/9-7 Esas ve 2008/56 Karar sayılı kararı bu yöndedir.
Savunmanın sadece bir hak olarak tanınması yeterli değildir. Bu hakkın gerçekten kullanılabilmesi gerekir. Soruşturma ve kovuşturma makamlarının, şüpheli/sanığa savunma hakkına sahip olduğunu bildirmesi ve sanığın da böyle bir hakkının bulunduğunu bilmesi yeterli olmayıp, savunma için gerekli Zaman ve Kolaylık sağlanmalıdır (Veli Özer ÖZBEK: Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s.78).
Adil yargılanma hakkı ve Sanığın aleyhine olan bir durum yaratmamak anlamına gelen Silahların eşitliği ilkesinin doğal sonucu olarak, istemesi halinde kendisine bir müdafi görevlendirileceğinin hiçbir şarta ve yükümlülüğe bağlı olmaksızın sanığa bildirilmesi gereklidir. Aksi yöndeki uygulama, silahların eşitliği ilkesinin gereği olan dengenin sanık aleyhine bozulması ve savunmanın yapılamaz hale getirilmesi sonucunu doğurabilecektir.
Sanığın bir müdafi yardımından yararlandırılmasının sadece teorik ve lafzi olmaması, pratik ve etkin olarak uygulanması gerekir. Müdafi görevlendirilmesini isteme hakkı bulunan sanığa, görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceği hususunun hatırlatılması durumunda, böyle bir mali külfetle karşı karşıya kalmamak için sanığın tedirginlik duyarak esasen kendisine tayin edilmesini isteyebileceği bir müdafi görevlendirilmesinden vazgeçmesi mümkündür.
Nitekim, kimlik tespiti esnasında şahsi ve ekonomik durumu ile ilgili yöneltilen sorulara, P.Er olarak askerlik hizmetini yaptığını ve sivilde kunduracılık işiyle uğraştığı beyan ederek cevap veren sanığın, Baro tarafından görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemenin yargılama giderlerinden sayılıp mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceği şeklinde ve 353 sayılı Kanun'un 256'ncı maddesine aykırı düşecek tarzda müdafi görevlendirilmesini isteme hakkının hatalı ve yanıltıcı bir biçimde bildirilmesi sonucu, endişeye kapılarak ve iradesi olumsuz yönde etkilenerek müdafi görevlendirilmesini isteme hakkını kullanmamış olabileceği ortadadır. Bu şartlar altında, savunma hakkının tam anlamıyla kullanıldığı düşünülemeyeceği gibi, adil yargılanma hakkı da ihlal edilmiş olmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanığın, ileride mahkûmiyetine karar verilecek olması durumunda dahi müdafie yapılacak ödemeden sorumlu tutulamayacağı açık olmasına karşın, istinabe suretiyle sorgu ve savunmasının tespiti sırasında CMK'nın 147'nci maddesinde düzenlenen haklan hatırlatılırken, müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde kendisine baro tarafından görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemenin yargılama giderinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceğinin bildirilmiş olması, Askeri Mahkemelerde görülecek davaların giderlerinin Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden ödeneceğine ilişkin 353 sayılı Kanun'un 256'ncı maddesine aykırı olup, sanığın müdafi yardımından yararlanma iradesini olumsuz yönde etkileyici ve savunma hakkını kısıtlayıcı nitelikte olduğu sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy