(353 S. K. m. 6, 196, 205, 209) (YCGK. 30.06.2009 T. 2009/3-143 E. 2009/185 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün tefhim olunduğu duruşmaya katılmayan Yrd. Askeri Savcının, hükme karşı temyiz kanun yoluna başvurma hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Daire; hükmün tefhim olunduğu duruşmaya katılmayan Yrd. Askeri Savcının, temyiz kanun yoluna başvurma hak ve yetkisinin bulunmadığını kabul ederken;
Başsavcılık; hükmün tefhim edildiği duruşmaya katılmayan Yrd. Askeri Savcının hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin, ancak Askeri Savcılığa vekalet etmesi halinde söz konusu olabileceğini, bu nedenle Daire tarafından alınacak bir ara karar ile bu hususun araştırılması gerektiğini ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; sanık hakkında, Askeri Savcı Hak. Bnb. H.A. tarafından düzenlenen iddianame ile kamu davası açıldığı, Askeri Savcı Yardımcısı Hak. Atğm. A.P.'nin katıldığı 27.07.2009 tarihli duruşmada Askeri Mahkemece, sanığın beraatine karar verildiği, tefhim olunan hükmün, duruşmada hazır bulunan Askeri Savcı Yardımcısı ve Askeri Savcı tarafından temyiz edilmediği, Yrd. Askeri Savcı Hak. Ütğm. E.C.P.'nin, 29.07.2009 tarihli dilekçeyle hükmü temyiz ettiği anlaşılmaktadır.
Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de iki koşulun varlığı gereklidir.
Bunlardan birincisi, Süre koşuludur. 353 sayılı Kanun'un 209'uncu maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir.
Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan ve uyuşmazlık konusunu da ilgilendiren ikinci koşul ise İstek koşuludur. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan Davasız yargılama olmaz ilkesine uygun olarak temyiz davası kendiliğinden açılmaz; bu konuda bir isteğin bulunması gereklidir. İstek koşulunun ise bu konuda hak ve yetkisi olan kişilerce yerine getirilebileceği kanun gereğidir. 353 sayılı Kanun'un 205'inci maddesinin 2'nci fıkrasında bu kuraldan uzaklaşılmış ve bazı ağır mahkûmiyetlerde istek şartından sanık lehine vazgeçilerek, temyiz incelemesinin kendiliğinden (resen) yapılması kabul edilmiş ise de, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezasına ilişkin olanlar dışında kalan hükümlerde, süre ve istek koşullarına uygun temyiz davası açılmamış ise hükmün Askeri Yargıtayca incelenmesi mümkün değildir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.06.2009 tarihli, 2009/3-143 Esas ve 2009/185 Karar sayılı kararı da bu yöndedir).
353 sayılı Kanun'un Askeri savcılık başlıklı 6'ncı maddesinde, Teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirinin refakatinde bir askeri savcı ile yeteri kadar askeri savcı, yardımcı olarak bulunur.;
Kanun yollarına başvurma hakkının düzenlendiği 196'ncı maddesinde de; Kanun yolları, askeri savcı, şüpheli, sanık ve katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar ile teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt'a komutanı ve askeri kurum amirine açıktır. hükümlerine yer verilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, kanun yollarına başvurma hak ve yetkisi askeri savcıya verilmiş bulunmaktadır. Tefhim olunan (açıklanan) hüküm, duruşmada hazır bulunsun ya da bulunmasın, 353 sayılı Kanun'un 196/1'inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, Askeri Savcı tarafından temyiz edilebilecektir.
Askeri mahkemelerde yapılan duruşmalarda asıl olarak askeri savcıların hazır bulunması gerekmekle birlikte, askeri savcılığın bir bütün olmasının gereği olarak, iş durumuna göre askeri savcıların yerine duruşmaya, askeri savcılıkların kadrosunda görevli yardımcı askeri savcılar veya askeri savcı yardımcıları katılabilmektedirler. Bu durumun bir sonucu olarak, yardımcı askeri savcılar ile askeri savcı yardımcılarının, katıldıkları yargısal işlemlerle ilgili olarak kanun yollarına başvurabilecekleri hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, yardımcı askeri savcıların, askeri savcı yerine ve onun adına işlem yapıyor olmaları, askeri savcılık tarafından yürütülen tüm soruşturma ve kovuşturma işlemleriyle ilgili olarak doğrudan ve kendiliğinden hareket edebilecekleri ve her zaman ve her işlemde bütün hak ve yetkilere sahip oldukları anlamına gelmemektedir. Bu nedenle, duruşmada hazır bulunmayan ve bunun tabi bir sonucu olarak hüküm kendilerine tefhim edilmemiş olan yardımcı askeri savcıların, askeri savcının yerine geçerek temyiz kanun yoluna başvurma hak ve yetkileri bulunmamaktadır. Bu hak ve yetkiye sahip olabilmeleri, ancak askeri savcılığa vekalet etmeleri halinde mümkündür.
Aksinin kabulü halinde, aynı hükme ilişkin olarak, bir bütün olan askeri savcılık adına birden fazla ve farklı içerikte temyiz yoluna müracaat edilmesi mümkün hale gelecektir. Hatta, askeri savcının duruşmasına katıldığı ancak temyiz etmediği bir hükmün, yardımcı askeri savcı tarafından temyiz edilebileceğinin kabul edilmesi ve askeri savcının iradesine aykırı olarak, yardımcı askeri savcının iradesinin üstün tutulması gibi bir durum ortaya çıkabilecektir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya bakıldığında; inceleme konusu hükmün tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan Askeri Savcı Yardımcısı ve Askeri Savcı tarafından temyiz edilmediği, Yrd. Askeri Savcı tarafında temyiz edildiği, ancak Yrd. Askeri Savcının, Askeri Savcıya vekalet edip etmediğine ilişkin olarak dava dosyasında herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı görülmektedir.
Bu itibarla, hükmün tefhim olunduğu duruşmada hazır bulunmayan Yrd. Askeri Savcının, Askeri Savcılığa vekalet etmesi durumunda hükmü temyiz etmesi mümkün olduğundan, öncelikle temyiz kanun yoluna başvurduğu tarihte Askeri Savcılığa vekalet etme durumunun söz konusu olup olmadığı araştırıldıktan sonra bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından; Daire kararının kaldırılmasına ve temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyanın Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy