(2709 S. K. m. 141) (5237 S. K. m. 32, 57) (5271 S. K. m. 230) (353 S. K. m. 207) (AYDK. 18.02.2010 T. 2010/18 E. 2010/17 K.) (AYDK. 01.03.2007 T. 2007/16 E. 2007/9 K.) (AYDK. 28.09.2006 T. 2006/170 E. 2006/165 K.) (AYDK. 23.10.2008 T. 2008/179 E. 2008/170 K.) (AYDK. 06.01.2005 T. 2005/6 E. 2005/4 K.) (AYDK. 27.02.2003 T. 2003/16 E. 2003/15 K.) (YCGK. 23.01.2007 T. 2006/5-277 E. 2007/3 K.) (YCGK. 17.10.2000 T. 2000/11-194 E. 2000/195 K.) (YCGK. 08.03.1993 T. 1993/6-37 E. 1993/57 K.) (YCGK. 21.03.1977 T. 1977/103 E. 1977/126 K.) (YCGK. 02.02.1976 T. 1976/1-22 E. 1976/25 K.)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; maddi olayın kabulüne ilişkin olarak kısa karar ile hükmün gerekçesi arasındaki kısmi farklılığın hükmün bozulmasını gerektirip gerektirmediğine ilişkindir.
Daire; kısa kararda ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında, sanığın J. Yzb. Y.A.'ya Nerede lan bu? diyerek amire hakaret suçunu işlediğinin kabul edilmesine rağmen, Bölük Komutanı adam mı da medet umuyorsun? sözlerine hakaret kastının yoğunluğuna işaret etmek için gerekçeli hükmün değerlendirme bölümünde yer verilmesinin hükmün usul yönünden bozulmasını gerektirdiğini kabul derken;
Askeri Mahkemece; usule ilişkin bozma nedeni olarak kabul edilen değerlendirmeye katılınmadığı ve önceki gerekçeli kararda yapılmış olan değerlendirmelerin yeterli olduğu belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Kurulumuzca, uyuşmazlık konusunun incelenmesine geçilmeden önce, hükmün direnme niteliği taşıyıp taşımadığı, direnme gerekçesinin gösterilip gösterilmediği ve sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı hususları tartışılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; bozma kararı sonrasında sanığın ve katılanın bozma kararına karşı diyeceklerinin tespitini müteakip yapılan duruşmada, Askeri Savcıdan bozma kararına karşı diyeceklerinin sorulduğu, sonra sanığın diyecekleri yerine geçmek üzere dosyada mevcut tüm beyanlarının okunduğu, daha sonra sanık müdafıinin beyanı alınıp, ... Askeri Yargıtay 2'nci Dairesinin 30.09.2009 tarihli, 2009/2049-2025 Esas ve Karar sayılı kararına uyulmamasına, sanık müdafıinin müvekkili hakkında güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine yönelik talebinin, sanığın görevdeki bir astsubay olması nedeniyle ve de güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine gerek olmadığı yönünde meydana gelen vicdani değerlendirme nedeniyle reddine... karar verildiği, akabinde Ara kararını müteakip ... duruşmaya devam olundu denildikten sonra yargılama bitirilerek mahkûmiyet hükmü kurulduğu, kısa kararda ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında, önceki hükümde direnildiğine ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmediği görülmektedir.
Bilindiği gibi, bir kararın direnme olarak kabul edilmesi için, bozmadan önce verilen karar ile, direnmeye ilişkin kararın aynı olması, yani ilk hükmün aynen yeniden verilmesi gerekmektedir.
Askeri Yargıtay ve Yargıtayın yerleşik kararlarında belirtildiği üzere; bozma kararına uyulmayıp ilk hükümde direnilmesine ilişkin karar, klasik yargılama faaliyeti sırasında alman ara kararı niteliğinde olmayıp, ilk hükmün tekrar kurulacağına işaret eden nihai bir karardır. Direnme kararı alındıktan sonra yeni bir yargılama süreci başlamadığından, yapılması gereken, sadece bozulan hükmün aynen tesis edilmesidir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 23.10.2008 tarihli, 2008/179-170; 06.01.2005 tarihli, 2005/6-4; 14.10.2004 tarihli, 2004/157-134; 27.02.2003 tarihli, 2003/16-15 ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.01.2007 tarihli, 2006/5-277-2007/3; 17.10.2002 tarihli, 2002/11-194-2002/195 Esas ve Karar sayılı kararları bu yöndedir).
İnceleme konusu dosyada; Askeri Mahkemece, direnme kararı verdikten sonra başka bir yargılama işlemi yapılmadan doğrudan bozulan ilk hükmün aynen kurulması gerekirken, sanık müdafiinin sanık hakkında güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine yönelik talebine ilişkin değerlendirme yapılarak reddine karar verilmiş olması usule aykırı olmakla birlikte, direnme kararından sonra yeni bir delil ikame olunmaması ve yeni bir yargılama faaliyetine girişilmemesi, ayrıca, 5237 sayılı TCK.'nın 32/2'nci maddesinden yararlanabileceğine karar verilen sanığın, mahkûm olduğu cezanın kısmen veya tamamen akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak uygulanıp uygulanmayacağına, 5237 sayılı TCK.'nın 32'nci maddesinin 2'nci fıkrasının son cümlesi ve 57'nci maddesinin 6'nci fıkrası gereğince hükmün infazı aşamasında aynı hastanenin veya psikiyatri kliniği ve hekimi bulunan bir diğer hastanenin sağlık kurulundan alınacak rapora göre karar verilecek olmasından dolayı hüküm kurulurken bu yönde bir karar verilmesinin bağlayıcılığının bulunmaması nedeniyle bu usule aykırılığın, kurulan hükmün direnme niteliğini etkilemediği sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, kısa kararda ve gerekçeli hükmün hüküm fıkrasında önceki kararda direnildiği açıkça belirtilmemiş ise de, duruşma tutanağında Dairenin bozma kararına uyulmamasına karar verildiğinin belirtilmesi ve gerekçeli hükmün içerisinde de Önceki gerekçeli kararda direnilmesine karar verilmiştir ifadesinin yer alması karşısında, inceleme konusu hükmün direnme niteliğinde olduğuna ve Daireler Kurulunca incelenmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Anayasanın 141/3 ve 5271 sayılı CMK.'nın 34/1'inci maddeleri, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı hükmünü amirdir. Hükmün gerekçeden yoksun olması, 353 sayılı Kanun'un 207/3-G maddesinde mutlak hukuka aykırılık nedenleri arasında belirtilmiş olup, temyiz incelemesi yönünden hukuka kesin aykırılık hallerinin mutlak bozma nedeni niteliğindedir.
Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir hukuki denetim yapılmasına olanak sağlamak için, hükmün gerekçeli olması gerekmektedir.
Bozma kararma uyulmaması ve direnilmek suretiyle aynı hükmün kurulması halinde de, ilk hükmün gerekçesine ilave olarak, direnme nedenlerinin de ayrıca gösterilmesi gerekmektedir. Bozma kararma hangi nedenlerle uyulmadığı belirtilmeden ve direnme gerekçesi gösterilmeden önceki kararın aynen tekrarı ile yetinilmesi, Anayasanın 141/3 ve 5271 sayılı CMK.'nın 34/1'inci maddelerine aykırılık teşkil etmekte ve 353 sayılı Kanun'un 207/3-G maddesi anlamında hukuka kesin aykırılık hali oluşturmaktadır. Askeri Yargıtayın ve Yargıtayın yerleşik kararlarında bu husus açıkça vurgulanmakta, bozma kararı ile ilk hüküm geçerliliğini yitirdiğinden Önceki hükümde direnilmesine denilmekle yetinilerek ve direnme gerekçesi gösterilmeden önceki hükmün gerekçesine atıf yapılmak suretiyle hüküm kurulması bozma nedeni sayılmaktadır (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 18.02.2010 tarihli, 2010/18-17; 23.10.2008 tarihli, 2008/179-170; 01.03.2007 tarihli, 2007/16-9; 28.09.2006 tarihli, 2006/170-165; 14.10.2004 tarihli, 2004/157-134; 27.03.2003/26-28; 27.02.2003 tarihli, 2003/16-15 ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2008 tarihli, 2008/42-69; 21.09.2004 tarihli, 2004/149-171; 05.02.2000 tarihli, 2000/1-417-2000/153; 12.05.1998 tarihli, 1998/6-104-171; 08.03.1993 tarihli, 1993/6-37-57 ve 23.10.1989 tarihli, 1989/247-306; 21.03.1977 tarihli, 1977/103-126; 02.02.1976 tarihli, 1976/1-22-25 Esas ve Karar sayılı kararları bu yöndedir).
Açıklamalar doğrultusunda somut olaya bakıldığında; Askeri Mahkemece, Dairenin bozma kararına uyulmamasına ve önceki hükümde direnilmesine karar verilmesine rağmen, bozma kararına niçin uyulmadığının açıklanmadığı, direnme nedenlerin gösterilmediği, önceki gerekçeli kararda yapılmış olan değerlendirmelerin yeterli olduğu belirtilmek suretiyle önceki hükme atıf yapılmakla yetinildiği görülmektedir.
Bu itibarla, Dairenin bozma kararı ile önceki hükmün tamamen ortadan kalkması nedeniyle, Askeri Mahkemece, direnilmek suretiyle hüküm kurulurken bozma kararına neden uyulmadığına, önceki hükümde hangi nedenlerle direnildiğine ilişkin yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden bozulan hükmün gerekçesine atıf yapılmak suretiyle hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığından; direnme hükmünün usul (gerekçesizlik) yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy