(477 S. K. m. 47) (1632 S. K. m. 82) (5237 S. K. m. 106)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin amiri tehdit suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Daire; amiri olan İlçe Jandarma Komutanının Maksadın neydi, kimi vuracaktın, beni mi? şeklindeki sorusuna karşılık olarak, Onun da zamanı var, o da olacak şeklinde cevap verdiği kabul edilen sanığın eyleminin, 477 sayılı Kanun'un 47'nci maddesinde düzenlenen amire saygısızlık suçunu oluşturduğunu kabul ederken;
Başsavcılık; olaydan kısa bir süre önce tabancası ile Bçvş. A.T.'ye ateş etmiş olan sanığın sözlerinin, muhatabı üzerinde ciddi şekilde korku ve endişe yaratacak uygunluk ve yeterlilikte olması nedeniyle amiri tehdit suçunu oluşturduğunu ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyada delillerin incelenmesinde; sanığın, olay günü sicil belgelerinin doldurulmasıyla ilgili eğitim ve bilgilendirme maksadıyla gelen İl Jandarma K.lığı Personel Şube Müdürü J. Kd. Bçvş. A.T.'nin çalıştığı odaya girmesi üzerine, dışarı çıkmasının söylenmesine rağmen çıkmak istememesi ve tartışmaya başlaması nedeniyle erbaş ve er gazinosuna götürüldüğü, kendisine neden o şekilde davrandığını soran Bçvş. A.T.'ye İşte bu tabanca, vururum diyerek tabancasını kılıfından çıkartıp, tam dolduruşa getirdikten sonra bir el ateş ettiği, merminin yere isabet ettiği, Bçvş. A.T.'nin sanığın elinden tuttuğu ve zor kullanarak tabancayı aldığı, olay yatıştıktan sonra gazinoya giren Bçvş. G.Ş.'nin, sanığa amacının ne olduğunu sorduğu ve yardım etmek istediğini söylediği, sanığın ise, görev yaptığı yerden memnun olduğunu ve bir yere gitmek istemediğini beyan ettiği, Bçvş. G.Ş.'nin Maksadın neydi kimi vuracaktın, beni mi? şeklindeki sorusuna karşılı olarak Onun da zamanı var, o da olacak şeklinde cevap verdiği anlaşılmaktadır.
Amiri veya üstü tehdit suçu, ASCK.'nın 82/2'nci maddesinde, Amir veya üstünü herhangi bir suretle tehdit edenlere, ... cezası verilir.... şeklinde düzenlenmiş olup, maddede suçun unsurları konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığından, bu suçun unsurlarının, TCK.'nın Tehdit suçuna ilişkin hükümleri dikkate alınarak belirlenmesi gerekmektedir.
Tehdit suçu, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 106/1'inci maddesinde, Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ... Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle ... tehdit etme şeklinde düzenlenmiştir.
TCK.'nın 106'ncı maddesinin gerekçesinde de; Tehdidin koruduğu hukuki değer, kişilerin huzur ve sükunudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükununa karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir. Tehdit halinde, gerçekleşmesi failin isteğinin yerine getirilmemesi kaydına bağlı bir tecavüz, kötülük mağdura bildirilmektedir. Tehdidin konusunu, kişinin hayatının veya vücut bütünlüğünün tehlikeye maruz bırakılacağının, suç teşkil eden belli bir fiilin işleneceğinin, genel olarak kuvvet kullanılacağının veya herhangi bir kötülüğün, haksızlığın gerçekleştirileceğinin bildirilmesi oluşturmaktadır. Suçun oluşması bakımından tehdit konusu kötülüğün gerçekleşip gerçekleşmemesi, önemli değildir. Tehdidin objektif olarak ciddi bir mahiyet arz etmesi gerekir. Yani, istenilenin yerine getirilmemesi halinde tehdit konusu kötülüğün gerçekleşeceği ihtimali objektif olarak mevcut olmalıdır. Sarf edilen sözler, gerçekleştirilen davranış muhatap alınan kişi üzerinde ciddi bir korku yaratma açısından sonuç almaya elverişli, yeterli ve uygun değilse, tehdidin oluştuğu ileri sürülemez. Failin söz ve davranışlarının muhatabı üzerinde ciddi şekilde korku ve endişe yaratacak uygunluk ve yeterlilik içerip içermediğinin her somut olayda araştırılması gerekir. ... şeklindeki ifadelerle, tehdit suçunun unsurlarının açıklandığı görülmektedir.
Tehdit suçunun oluşması için özel kast aranmaz, genel kast yeterlidir. Tehdit kastı, sarf edilen sözlerin muhatabın üzerinde ciddi bir korku ve endişe yaratacak nitelik, yeterlilik ve elverişlilikte olup olmadığının değerlendirilmesi ile belirlenir (Ali PARLAR-Muzaffer HATİPOĞLU: TCK Yorumu, C. 2, Ankara 2008, s. 1720-1721; Veli Özer ÖZBEK: Yeni .TCK'nın Anlamı, C. 2, Ankara 2008, s. 684-685; YCGK 01.03.1993 tarihli, 1992/355 E.ve 1993/39 K. sayılı kararı).
Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay ve Yargıtay kararlarında, sözlerin tehdit içerip içermediğinin failin ve mağdurun içinde bulundukları ortama, söylenen sözlere, söylenme nedenine ve söylendiği koşullara göre değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde; sanığın, kısa bir süre önce Bçvş. A.T. ile aralarında geçen tartışma ve saldırının sonunda, olay yerine gelen amirinin Maksadın neydi, kimi vuracaktın, beni mi? sorusuna karşılık, yaşanan olayın vermiş olduğu ruh hali içerisinde sarf ettiği Onun da zamanı var, o da olacak şeklindeki sözlerin, mağdurun iç huzurunu bozacak ve onu endişeye sevk edecek nitelikte ve elverişlilikte olmadığı, sanığın kastının, mağduru hayatına veya vücut dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini bildirmekten ziyade, onun otoritesine karşı gelmek olduğu, söyleniş tarzı ve içeriği itibariyle askeri kural ve terbiyeye uymayan ve disiplini zedeleyici nitelikte olan bu sözlerin, amiri tehdit suçunu değil, 477 sayılı Kanun'un 47'nci maddesinde düzenlenen Amire saygısızlık suçunu oluşturduğu sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy