(5271 S. K. m. 215) (353 S. K. m. 207, 222) (AYİBK. 05.03.2004 T. 2004/1 E. 2004/1 K.) (AYDK. 20.03.2008 T. 2008/48 E. 2008/46 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Askeri Yargıtay bozma kararından sonra yargılama sırasında mevcut yazılı belgelerin yapılan duruşmada okunmamasının bozmayı gerektirir bir usule aykırılık oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine yöneliktir.
Daire; bozmadan önce tesis edilen hükmün duruşmasında yazılı belgelerin okunması nedeniyle, bozmadan sonraki duruşmada tekrar okunmasına gerek olmadığını kabul ederken;
Başsavcılık; bozma kararından sonra da dosya içerisine yeni bilgi ve belgelerin girebileceğini, nitekim, olayımızda da bozma kararından sonra bir takım bilgi ve belgelerin dosya içerisine girdiğini, hüküm kurulmadan önce bunların değerlendirilmesi bakımından okunması ve taraflara söz verilerek tartışılmasının gerektiğini, bu itibarla 5271 sayılı Yasa'nın 209/1'inci maddesinde belirtildiği şekilde delillerin okunmamasının usule aykırılık oluşturduğunu ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; 18.04.2008 tarihinde yapılan duruşmada ilk mahkûmiyet hükmü tesis edilirken dosyadaki tüm yazılı belgelerin okunduğu, mahkûmiyet hükmünün temyizi üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda değerlendirme yapılmasına olanak sağlanması bakımından bozulmasına karar verildiği, bozma kararından sonra dosyaya sadece yeni tarihli adli sicil kaydı ile bozma kararında belirtilen hırsızlık suçuna ilişkin gerekçeli kararın girdiği ve bu belgelerin duruşmalarda okunduğu, müdafiin hazır bulunduğu 29.09.2009 tarihli duruşmada ise, tüm sabıka kayıtlarını içeren yeni tarihli adli sicil kaydına karşı tarafların diyeceğinin de sorulduğu, ancak Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasını bildirdiği 29.09.2009 tarihli duruşmada ve sanık hakkında hüküm tesis edilen 08.10.2009 tarihli duruşmada dosyadaki mevcut yazılı belgelerin okunmadığı anlaşılmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar başlıklı 209/1'inci maddesinde Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adli sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur. ve Dinleme ve okumadan sonra diyeceğin sorulması başlıklı 215'inci maddesinde (1) Suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur. hükümleri bulunmaktadır.
353 sayılı Kanun'un 207/1-2'nci maddesine göre, hukuka aykırılık; bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması olup, temyiz, kural olarak, hükmün hukuka aykırılığı sebebine dayanmaktadır. 353 sayılı Kanun'un 207/3'üncü maddesinde belirtilen usul hukukuna ilişkin hukuka aykırılıkların mevcut olması halinde hükmün bu hukuka aykırılıklar nedeniyle mutlaka bozulması gerekmekte olup, bu hukuka aykırılıklara doktrinde mutlak bozma nedeni adı verilmektedir. Mutlak bozma nedenlerinin varolduğu durumlarda, mevcut olan hukuka aykırılığın hükmü etkilediğinin yasal faraziye olarak kabul edilmiş olması nedeniyle, hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılmamaktadır.
Öte yandan, 353 sayılı Kanun'un Askeri Yargıtayca hükmün bozulması başlıklı 221/1'inci maddesi Askeri Yargıtay, aleyhine temyiz olunan hükmü hangi yönden kanuna aykırı görmüş ise o yönden bozar hükmünü içermekte iken, 5530 sayılı Kanun'un 49'uncu maddesi ile, Askeri Yargıtay, temyiz edilen hükmü, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar şeklinde değiştirilmiştir. Yine 353 sayılı Kanun'un Askeri Yargıtayca incelemelerin konusu başlıklı 222'nci maddesi; Askeri Yargıtay, temyiz dilekçe, beyan ve layihasında ve tebliğnamede ileri sürülen hususları ve bunlar dışında hükmün esasına dokunacak derecede kanuna aykırı hallerin bulunup bulunmadığım inceler. hükmünü içermekte iken, 5530 sayılı Kanun'un 50'nci maddesi ile madde metninde geçen Kanuna kelimesi yerine Hukuka kelimesi getirilmek suretiyle değişiklik yapılmıştır. Dolayısıyla, 353 sayılı Kanun'un 207/3'üncü maddesinde belirtilen mutlak bozma nedenleri dışındaki usule ilişkin hukuka aykırılıklar, hükmü etkilemeleri halinde bir bozma nedeni teşkil etmekte olup, bu hukuka aykırılıklara doktrinde nispi bozma nedeni adı verilmektedir.
Hükme etkili olmayan ve dolayısıyla bozmayı gerektirmeyen hukuka aykırılıklar konusu ile ilgili olarak öğretiye bakıldığında, KUNTER/YENİSEY (Muhakeme Hukuku Palı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Bası, 2000), bozma nedeni sayılmayan temyiz nedenlerini ve son karara tesirsiz aykırılıklarla ilgili görüşlerini; Temyiz yolu, son kararın kural olarak bozulması suretiyle aykırılığın giderilmesi için kabul edilmiş bir kanun yolu olduğundan, temyiz davasının sebebi demek olan Temyiz sebebi ile Bozma sebebi arasında bir fark olmamalı, başka bir söyleyişle, her hukuka aykırılık kaide olarak bozmayı gerektirmelidir. Ancak, nispeten önemsiz bazı hallerde, aykırılıklara ses çıkarmamak da gerektiğinden veya ayrı bir tali dava açmak mümkün olduğundan bazı aykırılıkların istisna olarak bozma sebebi sayılmaması da kabul edilmiştir. Bu sebepler; 1) Son karara tesirsiz aykırılıklar: Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilebilmesi lazımdır. Eğer başka bir karar verilemeyecekse bozmanın da anlamı yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar, daha önce son soruşturma safhasında yapılan muhakeme işlemlerinin sentezi olduğundan, bu işlemlerdeki aykırılıklar çok defa son karara tesir edecek ve onun yanlış ve dolayısıyla haksız olması sonucunu doğuracaktır. Ancak bunun aksi de imkansız değildir. Bu takdirde son karar doğru yani haklı olduğundan, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıkların bozma sebebi sayılmaları, muhakemenin uzamasından başka bir işe çok defa yaramayacaktır. Son karara tesirsizlikten maksat, aykırılık yapılmasının tesir etmediğinin ve aykırılığın kaldırılmasının da tesir etmeyeceğinin muhakkak görülmesidir. biçiminde açıklamaktadır.
Yapılan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, temyiz konusu hükümde mevcut olan ve 353 sayılı Kanun'un 207/3'üncü maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılıklar kapsamında bulunmayan, usul hukukuna ilişkin bir hukuka aykırılığın, ancak hükmü etkileyecek nitelikte olması ve bu hukuka aykırılığın mevcut olmaması halinde hükmün değişme ihtimalinin bulunması durumunda hükmün bozulması, diğer bir ifadeyle, 353 sayılı Kanun'un 207/3'üncü maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılıklar kapsamında bulunmayan usul hukukuna ilişkin bir hukuka aykırılığın, hükmü etkileyecek nitelikte olmaması ve bu hukuka aykırılığın mevcut olmaması halinde dahi hükmün değişme ihtimalinin bulunmaması durumunda, hükmün bozulmaması gereklidir.
Somut olayda, sanık hakkında amire fiilen taarruz suçundan kurulan, bozmadan önceki ilk mahkûmiyet hükmünün duruşmasında dosyadaki tüm yazılı belgelerin okunmuş olması, temyiz incelemesi sonucunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda değerlendirme yapılmasına olanak sağlanması bakımından bozma karan verilmesinden sonra yapılan yargılamada, dosyaya giren yeni tarihli adli sicil kaydı ile hırsızlık suçuna ilişkin gerekçeli kararın da duruşmada okunması ve müdafiin hazır bulunduğu 29.09.2009 tarihli duruşmada, hırsızlık suçuna ilişkin mahkumiyet hükmü dahil, tüm sabıka kayıtlarını içeren adli sicil kaydı okunduktan sonra taraflara diyeceklerinin sorularak beyanlarının alınmış olması karşısında; son aşamada tüm yazılı belgelerin tekrar okunmamasından ibaret usule aykırılığın, hükme etkili olmayan nispi nitelikte bir hukuka aykırılık oluşturduğu ve bozmayı gerektirmediği sonucuna varıldığından, Başsavcılık itirazının reddine karar verilmiştir (Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 05.03.2004 tarihli, 2004/1-1 Esas ve Karar sayılı ve Daireler Kurulunun 20.03.2008 tarihli, 2008/48-46 Esas ve Karar sayılı kararları bu doğrultudadır). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy