(1632 S. K. m. 108, 114, 115) (AYDK 01.03.2007 T. 2007/12 E. 2007/8 K.) (AYDK 29.06.2006 T. 2006/145 E. 2006/145 K.) (AYDK 29.05.2003 T. 2003/53 E. 2003/52 K.) (AYDK 22.01.2009 T. 2009/6 E. 2009/8 K.) (AYDK 09.06.2005 T. 2005/42 E. 2005/50 K.) (AYDK 21.04.2005 T. 2005/40 E. 2005/37 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin sübuta erip ermediği ve memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Daire; memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak suçunun unsuru olan keyfi işlem veya haksız davranış şeklinde gerçekleşen icrai bir hareketin varlığından söz etmenin mümkün olmadığını, sanığın suça konu sözleri keyfi işlem yapmak kastı ile söylemediğini, haksız davranış içinde bulunmak kastı ile hareket etmediğini ve yüklenen suçun maddi ve manevi unsurları bakımından oluşmadığını kabul ederken;
Başsavcılık; askeri otorite ve kuvveti elinde bulunduran sanığın, Er H.Ç.'ye vereceği ifade noktasında baskı ve tazyik altına almak suretiyle memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak suçunu işlediğini ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Uyuşmazlık konusu sübuta ilişkin olduğundan, maddi olayın tam olarak tespiti bakımından, öncelikle sanık ve tanıkların dava dosyasında yer alan sorgu ve ifadelerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Sanık sorgu ve savunmalarında özetle; olay günü Topçu Taburu Nöbetçi Subayı olduğunu, akşam yemeği öncesinde saat 18.00 sıralarında kışladaki tüm birliklerin yemekhane önünde içtimaını aldığını, içtima sırasında 327nci KD Topçu Çvş. Ş.Ş.K. ile arasında, şahsına ve rütbesine karşı gerçekleştirdiği saygısızca ve tehditvari beyanlarından dolayı bir sorun yaşandığını, bu kişinin emrine karşı gelerek esas duruşa geçmediğini, yemekten sonra da kendisini tehdit ettiğini, olaya tanık olan birkaç askerin ismini alarak saat 19.00 civarında odasına gittiğini, saat 21.30da akşam yoklaması ve vukuat tekmili için Kışla Nöbetçi Amiri Ulş.Yb. Ü.K.nin yanına gittiğinde bu olayı arz ettiğini, Nöbetçi Amirinin ifadelerin alınması konusunda emir vermesi üzerine, saat 22.00 civarında olay mahallinde bulunan 1inci Bataryadaki tüm askerleri odasının önünde içtima yaptırarak ifadelerin tespitine başladığını, olayı kimlerin gördüğünü sorduğunda ilk önce kimsenin cevap vermediğini ve sorduğu kişilerin de olayı görmediklerini söylediğini, bunun üzerine olay yerinde gördüğü askerleri tek tek tespit ederek, yazıcılar tarafından hazırlanan ve İfade Veren (Cevap 1) kısmı boş olan ifade tutanaklarını askerlere dağıtıp, el yazıları ile doldurmalarını ve imzalamalarını söylediğini, daha sonra ifade tutanaklarını okurken, Topçu Er H.Ç.nin ifade tutanağında kendi soyadını bir benzetme şeklinde yanlış yazdığını gördüğünü ve buna çok sinirlenerek askeri yanına çağırdığını, saat 00.30da yanına gelen Er H.Ç.nin, yaptığının suç teşkil ettiğini söyleyerek sert bir şekilde uyardığını, bu askerin ifade tutanağında, olayı uzaktan gördüğünün, olay mahallinde bir kalabalık olduğunu fark ettiğinin, ancak taraflar arasındaki konuşmayı duymadığının yazılı olduğunu, bu beyanının doğru olup olmadığını sorduğunu ve olayın tek tanığının kendisi olmadığını belirterek doğruyu söylemesini istediğini, Er H.Ç.nin kekeleyerek çelişkili beyanda bulunduğunu ve Uzaktan bir kalabalık gördüm, ancak konuşulanları duymadım dediğini, bunun üzerine Er H.Ç.nin olay yerinde bulunduğu ve olaya ilişkin bilgi ve görgü sahibi olduğu, ancak bunu ifade etmek istemediği kanaatine vardığından, Cevap 1 hanesi boş olan ifade tutanağını Er H.Ç.ye imzalattığını ve Sen istirahat edebilirsin, senin dediğin şekilde tutanağa yazarım dediğini, ifade tutanağını kendi el yazısı ile doldurduğunu, daha sonra da yazıcıya imzalattığını, ertesi gün ifade vermek üzere Askeri Savcılığa gitmek için araç beklerken, Er H.Ç.nin yanına gelip, Komutanım ben aslında bu olayı görmemiştim, olay anında nöbetçiydim dediğini, kendisinin de, Oğlum bu çocuk oyuncağı mı? Dün geldin bana başka şey söylüyordun, bugün gelmiş böyle söylüyorsun. Asıl olan bana verdiğin ifadedir, bu temelde ifade vermen gerekir dediğini, 1inci Batarya Komutanı Topçu Ütğm. M.Ö.nün de kendisine, S., H.Ç. bu olaya tanık olmadığını, ancak senin tanık olarak H.Ç.yi yazdığını söylüyor, bu olayın aslı astarı nedir? diye sorduğunu, kendisinin de, tutanağın Cevap 1 kısmını H.Ç.nin kendisine ifade ettiği şekilde onun gıyabında yazdığını söylediğini ve ifade tutanağını Halile gösterdiğini, H.Ç.nin ise, Ben böyle bir şey demedim size dediğini, bunun üzerine, Dün bana böyle diyordun, ben de ona göre yazdım, ... arkadaşını korumak için hareket ediyorsun, döneklik yapma, ... Savcılığa gideceğiz, altında imzan var, ... ifadende neyi söylediysen Savcıya da onu söylersin dediğini, ifade vermek için Askeri Savcılık koridorunda beklerken, Er H.Ç.nin yine kendisine, Komutanım ben olayı görmedim dediğini, bunun üzerine sinirlenerek, Zaten o gece ağzından zorla laf aldım, şimdi gelmiş ben görmedim diyorsun, asıl olan bana vermiş olduğun ifade tutanağındaki cevaptır, altında da imzan var, o zaman ifadene imza atmasaydın, ifadedeki beyanların doğrultusunda Savcıya ifade ver dediğini, Er H.Ç.nin nöbet tuttuğu 13 numaralı mevzi ile yemekhanenin arasında 350-400 metre mesafe bulunduğunu beyan etmiştir.
Topçu Er H.Ç. de, 22.07.2009 tarihinde 16.30-18.30 saatleri arasında 13 numaralı mevzide nöbetçi olduğunu, nöbet mevziinin yemekhaneye yaklaşık 700 metre mesafede bulunduğunu, arada su deposu ve garajlar bulunduğundan nöbet mevziinden yemekhanenin önünün görülmesinin mümkün olmadığını, nöbeti bittikten sonra silah ve mühimmatını silahlığa bırakıp, saat 19.00 sıralarında akşam yemeğine gittiğini, sonra da koğuşa gidip uyuduğunu, daha sonra Tabur Nöbetçi Subayı S. Teğmenin emri üzerine içtima yaptıklarını ve ifadelerinin alındığını, kendilerine dağıtılan ve Cevap 1 yazılı hanesi boş olan ifade tutanağına, olay saatinde nöbetçi olduğu için olaya dair bir bilgi ve görgüye sahip olmadığını yazdığını, saat 24.00te bir sonraki nöbetinden döndükten sonra Teğmenin kendisini çağırdığını, ifade tutanağına yanlışlıkla Teğmenin soyadını yanlış yazdığı için kendisine sitem ettiğini ve bunun suç teşkil ettiğini söylediğini, ayrıca Ş. Ş.K. ile arasında geçen olayı gerçekten görüp görmediğini bir kez daha sorduğunu, kendisinin de olay saatinde nöbetçi olmasından dolayı kesinlikle bu olayı görmediğini ve duymadığını arz ettiğini, sonra Samet Teğmenin yine Cevap 1 hanesi boş ve altında ismi yazılı olan ifade tutanağı vererek imzalamasını söylediğini, Ben senin dediğin şekilde Cevap 1 hanesini dolduracağım ve aynen yazacağım dediğini, kendisinin de ifade tutanağını imzalayarak koğuşa gittiğini, ertesi gün Askeri Savcılığa gitmek için 1inci Batarya koridorunda beklerken Teğmenin, Askeri Savcılıkta ifade verirken bana verdiğiniz tanık ifade tutanağında ne söylediyseniz orada da onu söyleyin dediğini, kendisinin Teğmene, nöbetçi olduğu için olayı görmediğini, yalancı tanıklık yapamayacağını ve başının belaya gireceğini söylediğini, ancak Teğmenin, Artık dosya hazırlandı, yapacak bir şey yok, arkadaşlarına sor, onlar seni olayın nasıl olduğu konusunda bilgilendirirler, sen de olaya uygun birkaç cümle söylersin dediğini ve kendisinin yerine doldurduğu ifade tutanağını gösterdiğini, durumu Batarya Komutanına ilettiğini, onun da kendisine, Dün ifade tutanağına böyle yazmışsın, şimdi de böyle söylüyorsun, döneklik yapma dediğini, Askeri Savcıya ifade vermek için sıra beklerken, S.Teğmenin kendilerine, İfade tutanağınızda ne yazıyorsa Askeri Savcıya da içerde aynı ifadeyi verin dediğini, kendisinin de Askeri Savcıya, S. Teğmenin yazmış olduğu ifadenin benzeri bir ifade verdiğini, ancak sonra pişman olduğunu ve yalancı tanıklıktan ceza almaktan endişe duyarak, Askeri Savcının yanına tekrar gidip, az önce doğruyu söylemediğini ve şimdi doğruyu söyleyeceğini belirterek gerçek ifadesini verdiğini belirtmiştir.
Birinci Batarya Komutanı olan Topçu Ütğm. M.Ö yeminli ifadesinde, Olayın ertesi günü S. Teğmen ve Askeri Savcılıkça ifadesi alınacak tanık askerler koridorda aracın gelmesini beklerken, H. Ç. yanıma gelerek, olay günü nöbetçi olduğunu ve bu nedenle olayı görmediğini, ancak önceki akşam Teğmenin ifade tutanağında sanki kendisi olayı görmüş gibi ifade tutanağına bu şekilde geçtiğini bana iletti. Ben de ... Oğlum neyi beyan etmişseniz gidin Savcılıkta da onu anlatın dedim. ... Ancak konuyu S.ye aktardım. S. de, Komutanım, önce bana olayı gördüğünü söyledi, sonra da çark etti, ifadesi bu şekilde kaldı dedi şeklinde beyanda bulunmuştur.
Olay tarihinde Eğitim Plan Yazıcısı olarak görev yapan ve ifadelerin alındığı sırada sanığın yanında bulunan tanık Hv.Svn.Onb. M.B.C., olay sırasında yemeğe gitmeyip yemekhanede çalıştığını, saat 18.30 civarında Teğmenin sinirli bir şekilde yazıhaneye geldiğini ve tutanak tutacaklarını söylediğini, askerlerin ifadelerinin alınmasından sonra Teğmenin kendisine, soyadını bir benzetme şeklinde yanlış olarak yazan Er H.Ç. adına hazırlanmış ve Cevap 1 hanesi boş olan ifade tutanağını imzalamasını söylediğini, kendisinin de tutanağı imzaladıktan sonra odadan ayrıldığını ifade etmiştir.
Dosya dizi 5te yer alan Er H.Ç.ye ait ve 23.07.2009 tarihinde Askeri Savcı tarafından alınan yeminli ifade tutanağında, Nöbet değişiminden geldiğimde yemekhanenin önünde şüpheli ile Komutanın tartıştığını gördüm. Şüpheli hazır ol vaziyetinde değildi, kolları göğsünde bağlı vaziyetteydi. Yaklaşık 10 m uzaklıktaydım. Şüphelinin Komutana, Sana gelecek telefonlar mı yoksa senin rütben mi büyük? dediğini duydum. Ayrıca, Ben sivilde bir sürü öğrenci okuttum dediğini duydum. Hazır ol vaziyetinde durmadı, esas duruşa geç emrine rağmen esas duruşa geçmedi. Komutanlıktaki ifademi aynen kabul ediyorum. şeklinde beyanların bulunduğu; dizi 4deki yine 23.07.2009 tarihinde Askeri Savcı tarafından alınan ve Tanık, ifadesinin alınmasından az sonra kapıyı çalarak geldi, eski ifadesini kabul etmediğini, tekrardan ifade vermek istediğin beyan etti şeklinde açıklama yer alan ikinci ifade tutanağında ise, Ben eski ifademi kabul etmiyorum, olay şu an anlattığım şekilde cereyan etmiştir. Ben olay sırasında nöbetteydim, hiçbir şey duymadım, görmedim, bilmiyorum. Komutan bizi 00.00da içtimaa çağırdı, A4 kağıtlarına olayın nasıl olduğuna dair bilgimizi yazmamızı istedi. Ben nöbette olduğumu yazdım. ... Uyku sersemliği ile Komutanın soyadını yanlışlıkla yazdım. Beni 02.30da çağırdı, nöbetteydim. Yanına gittiğimde, Sen suç işledin deyip, A4 kağıdında yazılı olan ifadenin soru ve cevap kısmını kendisi yazarak bana imzalattırdı. Sabah nöbetten geldiğimde tanık olarak adımı yazmışlardı. Teğmen, tanıklığa gittiğimde söyleyeceği şekilde ifade vermemi söyledi. Ben de ilk ifademde onları söyledim. Daha önceki ifademde söylediğim hiçbir şey doğru değildir. şeklinde ifadelerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dizi 1deki sanık tarafından el yazısı ile doldurulduğu anlaşılan Er H.Ç.ye ait 22.07.2009 tarihli ifade tutanağının Cevap 1 hanesinde de, Akşam yemeği sonrasında nöbet dönüşü yemekhane önünde Ş.Ş.K. Çavuş, Nöb.Sb. olan Teğmenimizle saygısız bir şekilde konuşuyordu. Seninle görüşeceğiz dediğini uzak olduğum için duymadım, ama esas duruşa geçmediğini ve el kol hareketleri yaptığını gördüm. Daha sonra Seninle görüşeceğiz deyip oradan uzaklaştı. Aralarında herhangi bir itişme, fiziki darp olmadı. şeklinde ifadelerin yer aldığı görülmektedir.
Dosyadaki belgelere göre; Er H.Ç.nin, 21-22.07.2009 tarihlerinde 16.30-18.30 ve 22.30-24.30 saatleri arasında 13 numaralı mevzi nöbetçisi olduğu, Çvş. Ş.Ş.K. hakkında, sanık ile aralarında geçen olaylar sırasında sanığa karşı sarf ettiği Seni arayacak telefonlar mı büyük, yoksa senin rütben mi büyük göreceksin sözleriyle ilgili olarak, eylemin amire saygısızlık disiplin suçunu oluşturduğu kabul edilerek 03.08.2009 tarihinde görevsizlik kararı verildiği, sanığın esas duruşa geçmesine yönelik emrine karşılık Emre itaatsizlik ettiğimin farkındayım, bunun suç olduğunu da biliyorum, seninle dışarıda görüşeceğiz şeklinde sarf ettiği sözleriyle ilgili olarak ise, emre itaatsizlikte ısrar suçundan 02.09.2009 tarihinde kamu davası açıldığı ve Askeri Mahkemenin 24.12.2009 tarihli, 2009/1291-1052 Esas ve Karar sayılı kararı ile, iki ay onbeş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararda kesinleşme şerhi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Tanık beyanları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde; olay günü Topçu Taburu Nöbetçi Subayı olan sanığın, akşam yemeği öncesinde saat 18.00de yapılan akşam içtimaı sırasında Topçu Çvş. Ş.Ş.K. ile arasında yaşanan olaylarla ilgili olarak, olayın mağduru olması nedeniyle ifadeleri kendisinin almaması gerektiği halde, Nöbetçi Amirinin emri üzerine olay yerinde bulunduklarını düşündüğü askerlerin tanık sıfatıyla ifadelerini tespit ettiği, 16.30-18.30 saatleri arasında 13 numaralı mevzi nöbetçisi olan ve içtima sırasında yaşanan olayları görmediğini ifade eden Topçu Er H.Ç.yi, kendi soyadını yanlış yazması nedeniyle saat 24.00te yanına çağırdığı ve Cevap 1 hanesi boş olan tanık ifade tutanağını imzalattıktan sonra, Er H.Ç. olayı görmüş gibi onun yerine kendi el yazısı ile ifadesini yazdığı, ertesi gün ifade vermek üzere Askeri Savcılığa gitmek için araç beklerken ve Askeri Savcılıkta ifade vermeden önce, Er H.Ç.nin nöbetçi olduğu için olayı görmediğini söylemesine rağmen, asıl olanın kendisine vermiş olduğu ifade tutanağındaki beyanları olduğunu ve o beyanlar doğrultusunda Askeri Savcıya ifade vermesi gerektiğini söylediği, Er H.Ç.nin de Askeri Savcı tarafından ifadesi tespit edilirken, sanığın sözlerinin etkisi altında kalarak, önce olayı görmüş gibi ifade verdiği, daha sonra ise pişman olarak ve ceza almaktan korkarak tekrar Askeri Savcıya müracaat edip ifadesini değiştirdiği ve olay sırasında nöbette olduğu için hiçbir şey görmediğini ve duymadığını belirttiği anlaşılmaktadır.
Sanığın eyleminin memuriyet nüfuzunu sair suretle suistimal suçunu oluşturup oluşturmadığının tespiti bakımından, söz konusu suça ilişkin kanun hükmünün ve bu suçun unsurlarının incelenmesi gerekmektedir.
Makam ve memuriyet nüfuzunu suistimal suretiyle işlenen suçlar ASCKnın Üçüncü Babının Altıncı Faslında düzenlenmiş olup, bunlardan bazıları sayılmak suretiyle gösterilmiştir. Ancak makam ve memuriyet nüfuzunu suistimal suçları sadece Altıncı Fasılda gösterilen suçlardan ibaret değildir. Kaldı ki, bu şekilde işlenen suçların önceden tayin ve tahdidi olanağı da yoktur. ASCKnın Memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması başlığını taşıyan 115inci maddesi ile, o fasıldaki maddelerde düzenlenenlerden başka surette memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma halleri müeyyideye bağlanmıştır.
ASCKnın 115inci maddesi, Yukarıdaki maddelerde yazılanlardan başka hallerde memuriyetinin nüfuzunu suistimal edenler ... hapsolunurlar. şeklinde iken, 22.03.2000 tarihli ve 4551 sayılı Kanunla, Emir vermek yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak mevzuatın tayin ettiği ahvalden başka bir suretle herhangi bir gerçek veya tüzel kişi yahut astı hakkında keyfi bir işlem yapan yahut yapılmasını emreden amir veya üst, ... hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu işlem, siyasi bir amaçla yahut kişisel bir çıkar sağlamak için yapılmış veya yapılması emredilmiş ise, fiil başka bir suç oluşturmadığı taktirde ... hapis cezası verilir. biçiminde değiştirilmiştir.
Değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde, memuriyet nüfuzunun sair suretle kötüye kullanılması suçunun unsurları bakımından, uygulamada ortaya çıkan tereddütleri giderecek bir düzenleme yapıldığı ve bu suçun basit ve mevsuf halleri arasında ayırım yapılarak, bu fiillerin cezalarının ağırlıklarıyla orantılı olarak arttırıldığı belirtilmektedir.
ASCKnın 115inci maddesinde iki ayrı hale yer verilmiş olup; birincisi, emir verme yetkisinin kötüye kullanılması, ikincisi ise memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılmasıdır. Maddede yazılı suçun oluşumu için, amir veya üstün emir verme yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suretiyle mevzuatın tayin ettiği ahval dışında gerçek veya tüzel kişi ya da astı hakkında keyfi bir işlem yapması gerekmektedir.
Memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak suçu, memurun makam ve memuriyetinden kaynaklanan yetki, nüfuz ve gücü kötüye kullanarak, kanun ve nizamın belirlediği durum ve koşullardan başka suretle davranması, keyfi muamelede bulunması, bu yönde işlem yapması veya yapılmasını emretmesiyle oluşur. Anılan madde, kanunlarda özel olarak yaptırıma bağlanmayan, ancak rütbe, makam ve memuriyet nüfuzunun kötüye kullanılması olarak nitelendirilebilecek eylemlerin de cezalandırılabilmesi amacıyla düzenlenmiş genel ve tamamlayıcı bir hükümdür. Keyfi işlem sonucu kişisel çıkar sağlanmışsa, maddenin ikinci fıkrasının uygulanması söz konusu olacaktır (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 01.03.2007 tarihli, 2007/12-8 Esas ve Karar sayılı kararı).
Askeri Yargıtayın yerleşik kararlarında, maddede yer alan memuriyet nüfuzunu kötüye kullanma deyimi; bir memurun keyfi muamelesi, yani kanuni ifadesiyle bir memurun kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalden başka suretle keyfi bir muamele yapması veya yapılmasını emretmesi veya emrettirmesi olarak kabul edilmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 29.06.2006 tarihli, 2006/145-145 ve 29.05.2003 tarihli, 2003/53-52 Esas ve Karar sayılı kararları bu yöndedir).
Keyfi işlem, olumlu veya olumsuz davranışlar şeklinde olabilir. Başkalarının haklarına karşı mevzuatın (kanun, tüzük, yönetmelik, talimname, talimat, devamlı emir vb.) öngördüğü hallerden başka biçimde yapılan her türlü davranış, keyfi işlemdir. Başka bir anlatımla keyfi işlem, haksız ve kanuna uygun olmayan muameledir.
Söz konusu keyfi muamelenin, icbar boyutuna varmaması, ASCKnın Üçüncü Babının Altıncı Faslında yer alan 108 ila 114üncü maddelerinde yazılı suçlar dışında, mevzuatın özel bir düzenleme ile suç saymamış olduğu keyfi işlemlerden olması gerekmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.01.2009 tarihli, 2009/6-8 Esas ve Karar sayılı kararı).
Buna göre, memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak suçunun oluşabilmesi için, failin üstlük nüfuz ve otoritesini, rütbesini kötüye kullanması, asta manevi baskı yapması, astın da bu nüfuz, otorite ve manevi baskıdan çekinerek failin kanunsuz emrine ya da isteğine boyun eğmek zorunda kalması gerekmektedir (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.01.2009 tarihli, 2009/6-8; 09.06.2005 tarihli, 2005/42-50 ve 21.04.2005 tarihli, 2005/40-37 Esas ve Karar sayılı kararları).
Ayrıca, ASCKnın 115inci maddesi kapsamında kötüye kullanılan nüfuz soyut nitelikte olup, doğrudan görev ve yetkiyle ilintili bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; suç tarihinde Topçu Taburu Nöbetçi Subayı olan sanık Teğmenin, 16.30-18.30 saatleri arasında 13 numaralı mevzi nöbetçisi olan Er H.Ç.'ye, saat 18.00de yapılan içtima sırasında ve akşam yemeği sonrasında Çvş. Ş.Ş.K. ile arasında geçen olayları görmediğini belirtmesine rağmen, Cevap 1 hanesi boş bırakılan tanık ifade tutanağını imzalatıp, sonra kendi el yazısı ile olayı görmüşçesine Cevap 1 hanesini doldurduğu ve ertesi gün, gerek Topçu Tb. 1inci Bt.K.lığı koridorunda gerekse Askeri Savcılıkta ifade vermek üzere beklemekte iken, kendi doldurduğu ifade tutanağında yazıldığı şekilde ifade vermesini söylediği, böylece emir verme yetkisini ve memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak mevzuatın tayin ettiği ahvalden başka bir suretle astı hakkında keyfi bir işlem yaptığı, astın da bu nüfuz, otorite ve manevi baskıdan çekinerek sanığın kanunsuz emrine ya da isteğine boyun eğmek zorunda kalarak Askeri Savcıya onun istekleri doğrultusunda ifade verdiği anlaşılmakla, eyleminin, ASCKnın 115inci maddesinde düzenlenen memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının kabulü ile, Daire kararının kaldırılmasına; temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyasının Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy