(5237 S. K. m. 44)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, kabul edilen dava konusu eylemler sonucu hangi suçun veya suçların oluştuğuna ilişkin bulunmaktadır.
Daire, kabul edilen dava konusu eylemlerin hukuki anlamda tek fiil olduğunu ve sanığın, fikri içtima hükmü uyarınca, sadece daha ağır cezayı gerektiren üstü tehdit suçundan cezalandırılması gerektiğini kabul ederek, mahkûmiyet hükümlerinin ayrı ayrı bozulmasına karar vermiş iken; Başsavcılık, dava konusu eylemlerin ayrı ayrı, üstü tehdit ve üste hakaret suçlarını oluşturacağı görüşündedir.
Dosyada mevcut kanıtlara göre; sanığın, ... İlçe Jandarma Komutanlığı bünyesinde Merkez Jandarma Karakol Komutanlığında görevli olduğu, 07.03.2001 tarihinde İlçe Jandarma Komutanlığı Asayiş İstihbarat Kısım Amiri olarak görevli olan mağdur J.Kd.Bçvş. A.B. tarafından kendisine güvenlik ve ayrılış brifing belgesinin imzalatılması sırasında evrak üzerindeki başka bir yeri imzalayarak odadan ayrıldığı, mağdurun yanlış yeri imzaladığını fark ederek arkasından seslenmesine aldırış etmediği, amiri konumundaki Üçvş. K.Y. marifetiyle yeniden çağırtılması üzerine geldiğinde, kendisine neden yanlış yere imza attığını soran mağdura İmzalarım ya şeklinde cevap verdiği; mağdurun kendisiyle düzgün konuşmasını istemesi üzerine de, Sana ne lan, ne yapacaksın bana, vururum lan seni şeklinde sözler sarfettiği, olayın gelişiminden endişe duyan Üçvş. K.Y.nin sanığı dışarıya çıkarmaya çalıştığı, Uzm.Çvş. N.A.nın da olaya müdahale ettiği sırada, sanığın, belinde bulunan tabancasını çıkartarak, "Seni vuracağım lan" dediği ve silahına tam dolduruş yaptığı, Uzm.J.Çvş. N.A. ve Üçvş. K.Y.nin müdahale ederek elindeki silahı havaya doğru kaldırdıkları sırada, sanığın, tabancasını ateşlediği ve merminin tavandan sekerek masaya çarptığı, sanığın etkisiz hale getirilerek elindeki silahın alındığı anlaşılmakta olup; olayın oluşumuyla ilgili bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Bilirkişi olarak dinlenen psikiyatri uzmanının beyanlarıyla, sanığın askerliğe elverişlilik ve cezai ehliyet durumunu etkileyecek psikiyatrik bir durumunun olmadığı belirlenmiştir.
Yukarıda anlatılan ve kabulünde kuşku bulunmayan eylemlerden, üste yönelik olarak sarf edilmiş olan lan sözcüğünün, üste hakaret suçunu; üstünü vuracağını bildirmek ve silahını tam dolduruş haline getirdikten sonra kendisine yapılan müdahaleye rağmen havaya doğru ateşlemek eylemlerinin de, sanığın amacına ve olayın işleniş şekline bağlı olarak, üste fiilen taarruza teşebbüs veya üstü tehdit suçunu oluşturacağı, Askeri Yargıtay uygulamalarıyla yerleşmiş ve bilinen hususlardır.
Sanığın silahını üstüne doğru ateş etmek amacıyla mı, yoksa tehdit amacıyla mı ateşlediğinin ortaya konamaması ve eyleminin üste fiilen taarruz olarak kabulü için yeterli kanıt bulunmaması sebepleriyle, maddi olayın oluşundaki bu kuşkulu durumun sanık lehine değerlendirilmesiyle, eylemin üstü tehdit amacıyla işlendiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
O halde, ayrı ayrı üste hakaret ve üstü tehdit suçlarını oluşturan eylemlerin, hukuki anlamda tek bir fiil olup olmadığı ve fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin incelenmesi; bütün eylemlerin bir fiil olduğu kabul edildiği takdirde, sanığın, TCKnın 44üncü maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan, aksi takdirde her iki suçtan da cezalandırılması gerekmektedir.
Bunun için önce suç ve fiil kavramlarının, sonra da eylemlerin değerlendirilmesi faydalı olacaktır.
Suç ve fiil kavramlarının değerlendirilmesi 5237 sayılı TCKnın hazırlanmasında esas alınan teoriye göre; suç, toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin açık ve bilinçli bir ihlali veya en azından bu değerleri korumaya matuf kurallara özensizlik niteliği taşıyan insan davranışları olarak tanımlanmaktadır.
Her hukuk kuralının temelinde bir değer yatmakta, suç teşkil eden her fiil bir hukuki değeri ihlal etmektedir. Hukuki değer, bir suça ilişkin kanuni tanımın yorumunda başvurulan en önemli araçtır.
Kanundaki suç tanımında mutlaka bir fiile unsur olarak yer verilmekte; fiil, kişinin iradesi ürünü olan ve belli bir amaca yönelik olarak gerçekleştirilen insan hareketi olarak tanımlanmaktadır. Kasten işlenen suçlarda irade, hukukun önem atfettiği, suçun kanuni tanımındaki neticeye yönelik bulunmaktadır.
Kanunda yer alan suç tanımlarında bazen bir tek fiile yer verilmişken, bazen de birkaç fiile yer verilebilmektedir. Fiilin tekliğinden kasıt, hukuki anlamda teklik olup; örneğin kasten yaralama suçunda birden fazla yumruk atılması veya hakaret suçunda birden fazla anlamda hakaret içeren sözler sarf edilmesi halinde, doğal olarak fiillerin çokluğu söz konusu olmakla birlikte, hukuki anlamda tek bir fiilin işlendiği kabul edilmektedir.
Suçun maddi unsurlarından olan netice, icra edilen fiilin dış dünyada meydana getirdiği ve suçun kanuni tanımında yer alan değişikliktir. Hakaret gibi çoğu suç bakımından fiilin icra edilmesiyle suç tamamlanmakta iken, kasten adam öldürme gibi bazı suçlar bakımından suçun tamamlanmış olması için kanuni tanımda belirtilen neticenin de gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
Suç teorisiyle ilgili bu bilgiler, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, İzzet ÖZGENÇ, Adalet Bakanlığı, 3.Baskı isimli eserde ayrıntılı olarak yer almaktadır.
Eylemlerin değerlendirilmesi
Üste hakaret suçunun koruduğu hukuki değer, üst konumundaki kişinin onuru, namusu, birlik ve toplum içindeki itibarı ve diğer kişiler nezdindeki saygınlığı iken; üstü tehdit suçunun koruduğu hukuki değer, üstün huzuru ve sükûnudur.
Bu suçların koruduğu hukuki değerlerin farklılığı, esas itibarıyla suçlara konu fiillerin de farklılığını göstermekte; her fiil sonucunda, dış alemde, suçların tanımında yer alan hukuki değerlerin ihlali suretiyle ayrı ayrı değişiklikler meydana gelmektedir.
Kesintisiz ve birbiri ardına yapılan ve farklı nitelikteki suçlara vücut veren eylemlerin tek bir fiil olarak kabulü halinde, belli bir zamana bağlı kalmaksızın belli kişi ya da kişilere karşı işlenen, hakaret, tehdit, yaralama, cinsel saldırı ve öldürme gibi, korudukları hukuki değerler farklı olan suçlara konu olabilecek birden çok eylemin tek bir fiil olarak kabulü gibi sonuçlara ulaşılması mümkün bulunacak; dolayısıyla, ceza hukukunun amaç ve işlevinden uzaklaşılacaktır.
Fiil sayısının belirlenmesinde, ceza hukukunun temel ilkeleri ve amaçları kapsamında, toplumsal düzenin devamı için korunması öngörülmüş olan hukuki değerlerin ihlaliyle birlikte, fiili oluşturan hareket veya hareketler titizlikle değerlendirilmeli; fiilin hukuki anlamda tekliğinin, birden fazla yumruk atılması, yumruk yanında tekme ve tokat atılması gibi, aynı suçu oluşturmaya elverişli hareketlerin sayısı ve farklılığı halinde kabul edilmesi gerektiği göz ardı edilmemelidir.
Dava konusu olayda; sanığın fiillerinin, üstüne karşı hakaret sözü söylemekle başladığı, ardından tehdit ve hakaret sözleriyle devam ettiği ve tehdit amacıyla silahın kullanılmasıyla sona erdiği görülmekte olup; burada, her biri birden fazla hareketle işlenmiş, üste hakaret ve üstü tehdit suçlarını oluşturan, hukuki anlamda iki ayrı fiil bulunmaktadır. Üste hakaret suçunu oluşturan lan sözcüğünün iki kez sarf edilmesi; üstü tehdit suçunu oluşturan hareketlerin de, hem tehdit niteliğindeki sözlerin söylenmesi ve hem de silahın çekilerek tam dolduruş yapıldıktan sonra tavana ateş edilmesi gibi, her biri başlı başına tehdit suçunu oluşturan farklı eylemlerden ibaret olması; TCKnın 44üncü maddesi hükmüne göre fikri içtima halini düşündürecek şekilde birden fazla (iki) farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren hukuki anlamda tek bir fiilin bulunduğunu değil, her iki suçun da, kendi içerisinde birden çok hareketle, ama hukuki anlamda tek bir fiil ile işlendiğini göstermektedir.
Dolayısıyla, ortada hukuki anlamda iki ayrı fiil bulunduğunun ve sanığın bu fiilleriyle iki ayrı suçu işlediğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun; 22.06.2000 tarihli ve 2000/123-124, 04.03.2004 tarihli ve 2004/50-43, 27.09.2007 tarihli ve 2007/98-102; Askeri Yargıtay 4üncü Dairesinin; 26.06.2007 tarihli ve 2007/1087-1087, 26.06.2007 tarihli ve 2007/1049-1037; Askeri Yargıtay 2nci Dairesinin; 26.05.2010 tarihli ve 2010/1533-1527, 12.07.2010 tarihli ve 2010/1533-1527; Askeri Yargıtay 1inci Dairesinin 28.11.2007 tarihli ve 2007/2621-2615 sayılı kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy