(353 S. K. m. 227) (5271 S. K. m. 147, 148, 191, 213)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; suçun sübutuna ilişkindir.
Daire; suçun sübut bulduğunu kabul ederken;
Askeri Mahkeme; sanığın, Beş paralık adamları başımıza getirerek koyuyorlar sözünü, mağdur için söyleyip söylemediğinin kesin ve net bir şekilde tespit edilemediğini belirterek, beraat hükmünde direnmiştir.
Dairenin bozma kararı üzerine, Askeri Mahkemece yeniden verilen hükmün direnme hükmü niteliğinde olup olmadığının öncelikli mesele olarak tartışılması gerekmektedir.
353 sayılı Kanunun 227nci maddesinde düzenlenen Direnme kararının özellikleri konusunda Kanunda herhangi bir açıklık bulunmamakta ise de, Yargıtay ve Askeri Yargıtayın yerleşik uygulamalarında kabul edildiği üzere; bir hükmün direnme hükmü olarak kabul edilebilmesi için, önceki hükümle direnmeye ilişkin hükmün aynı olması gerektiği benimsenmektedir. Bu bağlamda, bozma kararı doğrultusunda işlem yapılması, bozmadan önce tartışılmayan hususların bozmadan sonra tartışılması, dosyaya yeni kanıtlar eklenip bunlara dayanılması, ilk kararda olmayan yeni ve değişik gerekçelerle hükme varılması Bozmaya eylemli uyma (Sebat) sonucu yeni bir kararın tesis edildiğinin göstergesi olup, hükmün direnme niteliğini yitirmesi sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda, Askeri Mahkemece, ilk beraat hükmünün Askeri Yargıtay 4üncü Dairesi tarafından sübut yönünden bozulmasından sonra; sanığın bozmaya karşı diyeceklerinin istinabe yoluyla tespit edildiği ve usulü işlemler tamamlandıktan sonra Askeri Mahkeme tarafından verilen hükümde özetle; Daire bozma kararına uyulmayıp, önceki hükümde direnilerek, sanığın müsnet suçu işlediği hususunun sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verildiği görülmektedir. Gerekçeli hükmün, Direnme gerekçesi başlığı altında: ... Sanığın, olay günü suç teşkil eden hakaret içeren sözleri mağdura söyleyip söylemediği yapılan yargılama neticesi kesin ve net bir şekilde tespit edilemediğinden, Mahkememizce şüpheden sanık yararlanır ceza hukuku genel prensibinden hareket edilip kuşkudan arındırılmayan müsnet suçtan ötürü sanığın beraatine karar verilmiştir. Her ne kadar Askeri Yargıtay 4üncü Dairesinin 21.04.2009 tarihli 2009/885-878 E.K. sayılı kararında, sanık terhisli P.Çvş. S.E.'nin verdiği ifadelerin kabulden inkara doğru seyir izlediği belirtilmiş ise de; Dizi 4te bulunan 29.09.2006 tarihli ve sanığın birliğince alınan ifadesinde, sanık, verdiği ikinci cevabında Evet, çok pişmanım. Söylemiş olduğum laf tamamen anlık ve bilinçsizcedir, daha önce hiçbir komutanıma saygısızlığım olmamıştır, komutanımdan tekrardan özür diliyorum. Bir daha asla böyle bir şeyin olmayacağını temin ediyorum. şeklinde beyanlarda bulunmuştur. 5271 sayılı CMK'nın İfade ve sorgunun tarzı madde başlığı altındaki 147nci maddesinde şüpheli ve/veya sanığın ifadesinin ve/veya sorgusunun yapılması sırasında gerçekleştirilmesi gereken kurallar ile sanığa hatırlatılacak haklar açıklıkla düzenlenmiş, ayrıca anılan Kanunun ifade alma ve sorguda yasak haller madde başlığı altındaki 148inci maddesinde de 147nci maddeye göre alınan ifadede veya yapılan sorguda yasak olan hususlar düzenlenmiştir. Dizi 4te bulunan ve sanığın birliğince alınan ifadesinde, CMK'nın 147nci maddesinde düzenlenen ve sanığa hatırlatılması zorunlu müdafi seçme hakkı, onun yardımından yararlanma, müdafi seçemeyecek durumda ise Baro tarafından müdafi görevlendirilebileceği hakkı, susma hakkı, şüpheden kurtulmak için somut delilleri toplanmasını isteme hakkı, kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerinin ortadan kaldırma ve lehine olan hususları ileri sürme hakkı hatırlatılmaksızın ve tanınmaksızın alınmış bir ifade söz konusu olduğundan dizi 4te bulunan ifadenin hukuka uygun alınmadığı ve hükme esas alınamayacağı değerlendirilmiştir. Yine dizi 4te bulunan ifadenin, birliklerce alınan pek çok ifadede görüldüğü üzere, şüpheli (veya sanığın) gerçekleştiği iddia olunan eylemi kabul ettikleri ve yaptıklarından pişmanlığını ifade ederek, komutanlarından ve sıralı amirlerinden özür diledikleri bilinen gerçeklerdir. Bu sebepledir ki suç dosyası tanzim edilirken birliklerce alınan bir çok ifade CMKnın 147nci maddesine uygun alınmamasının yanında şüpheli (veya sanığın) özgür ve hür iradesi ile de alınmamaktadır. Bu hususu bilen ve öngören yasa koyucu CMKnın 148inci maddesini kabul ederek 4 üncü fıkra ile müdafi bulunmaksızın kollukça alınan ifadelerin hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağını düzenlemiştir. Her ne kadar dizi 13te bulunan
21.11.2006 tarihinde Askeri Savcılıkça alınan ifadenin son paragrafında sanığın önceki ifadesinin okunduğu, sanığın da alınan ifadenin kendisine ait olduğunu beyan etmiş ise de; Askeri Savcılığa verdiği ifade ile birliğinde alınan ifade arasında çelişki giderilmeksizin, sanığın verdiği, ifadeyi kabul ettiği görülmektedir. Her ne kadar bozma kararında, sanığın eylemi hakkında kabulden inkara seyreden ifadeler verdiği belirtilmiş ise de; CMK'nın 148inci maddesinin 4üncü bendi karşısında, dizi 4te birliğince verilen ifadelerin kovuşturma sırasında yapılan sanık sorgularında (dizi 55, 56 ve 76) sanık tarafından kabul edilmemesi nedeni ile hükme esas alınamayacağı değerlendirilerek, birliğince alınan ifadenin yasak delil kapsamında kalacağı değerlendirilmiştir. şeklinde Daire kararına niçin direnildiği anlatılmıştır. Askeri Mahkeme ilk hükmünde Delillerin değerlendirilmesi bölümünde bahsettiği, sanığın ifadelerinde iddia konusu sözleri söylemediğine dair kabulündeki, değerlendirmesine açıklık getirerek, sanığın Birliğinde verdiği ilk ifadesinin niçin delil olarak kabul edilmediğini direnme gerekçesinde açarak irdelemiştir. Bu kapsamda, Askeri Mahkeme ilk kararda olmayan yeni ve değişik bir gerekçe sunmamış, herhangi yeni bir delil kabul etmeden, ilk gerekçesinde kabulüyle ile ilgili bir hususa açıklık getirmiştir. Bu itibarla, Askeri Mahkemece bozmadan sonra tesis edilen beraat hükmünün, direnme niteliğinde olduğu ve temyiz incelemesinin Daireler Kurulunca yapılması gerektiğine karar verilmiştir.
Dosya içeriğine göre; sanığın, ... Mot.P.Bl.K.lığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta olduğu, 29.09.2006 tarihinde öğle içtimaından sonra mağdur P.Uzm.Çvş. T.D.nin nizami yürümeyen Bölüğe önce yanaşık düzen eğitimi yaptırdığı, akabinde tüm Bölüğe yat emri verdiği, Bölüğün yerde yattığı sırada, sanığın P.Er E.K.ye Beş paralık adamları başımıza getirerek koyuyorlar şeklindeki sözü sarf ederek, hizmet esnasında ve hizmete ilişkin muameleden dolayı üste hakaret suçunu işlediğinden bahisle hakkında kamu davası açıldığı görülmektedir.
P.Uzm.Çvş. V.Y., her aşamada verdiği ifadesinde istikrarlı olarak sanığın, iddia konusu sözleri sarf ettiğini belirtmektedir. Ayrıca Askeri Mahkeme tarafından alınan ifadesinde, sanığın, yerde yatarken yanındaki P.Er E.K.ye bu sözleri sarf ettiğini, kendisinin, sanığın 1-1,5 metre uzağında ayakta durduğunu belirtmiştir. Tanık P.Er E.K. ise her aşamada verdiği ifadesinde, sanığın iddia konusu sözü söylemediğini, Bu adama ne yaptınız, bu adam bu kadar celallendi? sözünü söylediğini belirtmektedir. Sanık, Askeri Mahkeme ifadelerinde iddia konusu sözü sarf etmediğini belirtmekte, alınan birlik ifadesini kabul ettiği Askeri Savcılık ifadesinde ise, iddia konusu sözü söylediğini hiç hatırlamadığını belirtmekte ve birlik ifadesinin (CMKnın 147nci maddesindeki hakları hatırlatılmadan alınan) kendisine ait olduğunu kabul etmektedir. Askeri Savcı tarafından Birlik ve Askeri Savcılık ifadeleri arasındaki çelişki giderilmemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının (31.10.2001 gün ve 4709 sayılı Kanunla değişik) 36/1inci maddesinde Adil yargılanma hakkı kavramına yer verilmiş, bu ilkeye anayasal bir nitelik kazandırılmıştır. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin Adil yargılanma hakkı başlıklı 6/3-c maddesinde; Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanabilmek hakkı da her sanığın sahip olduğu haklar arasında sayılmıştır.
CMKnın 147nci maddesinde ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde diğer haklarının yanısıra ... müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirileceği, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu ... hususlarının sanığa bildirileceği düzenlenmiştir.
CMKnın 191inci maddesinde de; 147nci maddesinde belirtilen diğer hakları bildirildikten sonra açıklamada bulunmaya hazır olduğunu belirtmesi halinde sanığın usulüne göre sorgusunun yapılacağı kabul edilmiştir.
CMKnın 213üncü maddesi, Aralarında çelişki bulunması halinde; sanığın, hakim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir. düzenlemesini,
CMKnın 148inci maddesinin dördüncü fıkrası ise Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. düzenlemesini içermektedir.
Temyiz incelemesine konu olaya bakıldığında, sanık P.Çvş. S.E. Birlik Komutanlığında müdafii hazır bulunmaksızın alınan ifadesinde, üzerine atılı suçu ikrar etmiş ise de; bu ifadesini Mahkeme ifadesinde doğrulamamıştır. Bu nedenlerle; sanığın Birlik ifadesinin, üzerine atılı suçun sübutuna ve mahkûmiyetine esas alınabilecek bir delil niteliği taşıdığına dair, Dairenin, CMKnın 148/4üncü maddesi hükmüne aykırı olan bu kabulü, yerinde görülmemiştir.
Mağdur P.Uzm.Çvş. T.D. de, sanığın iddia konusu sözleri söylediğini duymadığını, alınan ifadelerinde belirtmiştir.
Açıklanan tüm ifadeler birlikte değerlendirildiği, tanıklardan P.Uzm.Çvş. V.Y.nin sanığın iddia konusu sözü sarf ettiğini, diğer tanık P.Er E.K. ise sanığın iddia konusu sözü sarf etmediğini, yine sanığın karara esas alınabilecek olan mahkeme ifadelerinde iddia konusu sözü kullanmadığını, mağdurun da herhangi bir şey duymadığını beyan ettikleri görülmektedir.
5271 sayılı CMKnın 217/1inci maddesi; Hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir. düzenlemesi içermektedir. Böylece, ceza yargılama hukukumuzun, vicdani delil sistemi üzerine kurulduğu, dolayısıyla, şüphelere dayanılarak ve somut deliller yeterince araştırılmaksızın veya maddi bulgular göz ardı edilerek hüküm kurulamayacağı anlaşılmaktadır. Aksi takdirde Anayasanın öngördüğü vicdani kanaat değil, hakimin subjektif yargısının ürünü olan kişisel kanaat ile sonuca varılmış olur.
Vicdani kanaate ulaşılması için ise, şüphenin yenilmesi zorunludur. Bunda başarılı olunamaması halinde, şüpheden sanık yararlanacaktır. Vicdani ispat sisteminde mahkûmiyet kararı verilebilmesinin temel ölçütü, maddi gerçeğin belirlenmesi noktasında her türlü şüpheden arınmış vicdani kanaattir.
Somut olayda; bir tanığın ifadesi, sanığın yüklenen suçu işlediği şüphesini doğurmakla birlikte, diğer tanığın ifadesiyle, bu şüphenin giderilemediği görülmektedir. Sanığın isnat olunan suçu işlediği konusunda, her türlü şüpheden arınmış vicdani bir kanaate varılmasını sağlayabilecek yeterli delil bulunmamaktadır. Yapılan yargılama sonunda; açıklanan nedenlerden dolayı sanığın, mağdura karşı iddia konusu sözü sarf ettiğinin kuşkulu kaldığı, bu durumun sanık lehine değerlendirilmesinin gerektiği, bu kapsamda sanık hakkında atılı suçtan beraat kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, direnme hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy