(5237 S. K. m. 21, 22)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin bilinçli taksirle işlenip işlenmediğine ilişkindir.
Daire, eylemin bilinçli taksirle işlendiğini kabul ederken;
Askeri Mahkeme; sanığın eyleminin basit taksirle ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünde direnmiştir.
Dosyada mevcut delillere göre; sanığın, 23.08.2006 tarihinde 21.00-23.00 saatleri arasında birliğinin garajlar bölgesindeki 7 Nu.lı nöbet yerinde diğer nöbetçi P.Er A.K. ile beraber silahlı nöbetçi olduğu, nöbet saatinden önce diğer arkadaşları ile birlikte doldur boşalt işlemi yaptırılan sanığın kütüklüğünde bir adet dolu şarjör olduğu halde, silahı boş olarak nöbetine başladığı, 7 Nu.lı nöbet talimatına göre bu nöbetin silaha boş şarjör takılı vaziyette tutulacağı hususundaki hükmüne rağmen, nöbet bölgesinin alt kısmında duyduğu bir hışırtı sesi üzerine emir ve talimata aykırı olarak, hücum yeleğinde bulunan dolu şarjörü tüfeğine taktığı, ancak namluya mermi sürmediği, saat 22.00 sıralarında sanığın önceden meyve yemek için nöbet yerine davet ettiği arkadaşları P.Er İ.U., P.Er A.S.D., P.Er M.Ö., P.Er A.S., P.Er F.O.A. ve maktul P.Er Ö.K.'nin nöbet bölgesine doğru gittikleri sırada bir aralık Ani Müdahale Mangasına ait aracın nöbet bölgesinden geçmesi nedeniyle ikaz üzerine garaj içerisine saklandıkları, araç geçtikten sonra önde P.Er F.O.A.'nın ve arkasından maktul P.Er Ö.K.'nin nöbet bölgesine geldikleri, sanığın mevziiden çıkarak, kendisine doğru gelen P.Er F.O.A.'ya daha önce dolu şarjörünü takmış olduğu ve omzunda asılı bulunan, kurma kolunu çekip bırakarak atım yatağına mermi sürdüğü 219648 seri no.lu G3 piyade tüfeğiyle dur ihtarında bulunduğu, P.Er F.O.A.'nın sanığa "F.'ım" dediği, sanığın, arkadaşlarının nöbet bölgesine karpuz yemek için geleceklerini ve kendisinden aracının anahtarını alacaklarını bildiği için P.Er F.O.A.'ya parola ve işaret sormadığı, P.Er F.O.A.'nın sanıktan aracına ait anahtarı aldıktan sonra diğer nöbetçi olan P.Er A.K.'nın bulunduğu ve nöbet bölgesinin kuzeyindeki nöbet mevziine doğru gittiği, hemen ardından maktul P.Er Ö.K.'nin garaj duvarından atlayıp sanığın yanına doğru yaklaştığı sırada, sanığın, G3 piyade tüfeğini çapraz tutuşta maktul P.Er Ö.K.'ye doğru tuttuğu, maktul P.Er Ö.K.'nin sanığın yanına geldikten sonra sanığa ait ve çapraz tutuşta tuttuğu, G3 piyade tüfeğinin alev gizleyeninden tutup "Benim için bunu yapabilir misin?" şeklinde söz söylediği, P.Er F.O.A.'nın diğer nöbetçinin yanında "Arkadaşlar akşam akşam arıza çıkmasın, sakatlık olmasın, dikkatli olun" şeklinde kendilerini uyardığı ve diğer nöbetçi P.Er A.K. ile konuşmaya devam ettiği, bu sırada sanığın daha önce emniyeti açılmış ve atım yatağına mermi sürülmüş olan silahının patlaması üzerine silahtan çıkan bir adet mermi çekirdeğinin maktul P.Er Ö.K.'nin boyun sol ön yüzdeki bölgeden vücuduna girdiği, bu atışın bitişik atış mesafesinde olduğu, mermi çekirdeğinin boyun omurunu kırdığı, maktul P.Er Ö.K.'nin medulla spinalis yaralanmasına ve büyük damar yaralanmasından gelişen dış kanama sonucu olay yerinde öldüğü, olay sırasında kullanılan silahın sanığa ait olduğu, herhangi bir arızasının bulunmadığı, ölümün söz konusu silahtan çıkan mermi neticesi gerçekleştiği ve atışın bitişik atış olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, maktulle aynı dönemde askerlik hizmetine başlayan ve yakın arkadaş oldukları tanık beyanlarıyla da desteklenen sanığın, maktulle olay öncesi ya da olay sırasında aralarında herhangi bir husumet bulunmadığından maktulü kasıtlı olarak öldürmesi için bir sebep de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCKnın 21/1inci maddesinde, Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. denilerek, kural olarak suçta kastın aranacağı belirtilmiş, bu kuralın istisnası da 22nci maddenin 1inci ve 2nci fıkralarında;
(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirlediği hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. denilmek suretiyle, kanunlarda suç olarak tanımlanan taksirli fiillerden dolayı cezai sorumluluk kabul edilmiş ve taksirin genel bir tanımına yer verilmiştir.
Doktrinde ve uygulamada taksirin unsurları;
1) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2) Hareketin iradiliği,
3) Neticenin iradi olmaması (İstenmemiş olması),
4) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5) Neticenin öngörülebilir olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Bilinçli taksir 5237 sayılı TCKnın 22/3üncü maddesinde; Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmaktadır. Görüldüğü gibi taksir ile bilinçli taksir arasındaki yegane fark, taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Neticenin öngörülebilir olması ile Neticenin öngörülmesi birbirlerinden farklı kavramlardır. Öngörebilme failin hareketinin sonuçlarını tahmin edebilme kabiliyetini ifade ederken, Neticenin öngörülmesi, somut olayda neticenin fail tarafından fiilen tahmin edilmesidir. Suç teşkil eden belli bir eylemin gerçekleşmesi olası sayılmakla beraber, fail neticenin meydana gelmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven beslemektedir. Böylece kişi gerçekleşmesi olası sayılan neticenin gerçekleşmeyeceğine özensiz bir şekilde güvenmekte, Bir şey olmaz düşüncesiyle hareket ederek sonucun meydana gelmesine yol açmaktadır. (K. İÇEL - F. SOKULLU - İ. ÖZGENÇ - A. SÖZÜER - F. S. MAHMUTOĞLU - Y. ÜNVER, Suç Teorisi, 2nci Kitap, s: 245; M. E. ARTUK -A. GÖKÇEN - A. C. YENİDÜNYA, 5237 sayılı Yeni TCK ya Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler I, 2nci Bası, C: 1, s: 602).
Bu nedenle, neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta şahsi bilgi, beceri veya yeteneğine güvenerek hareket eden bir kişinin, neticeyi öngörmemiş olan kimseye oranla daha ağır cezai müeyyideye tabi tutulması, adalet ilkelerine de uygun düşmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; olay öncesinde kendisine tebliğ edilen emniyet ve kaza önleme ile nöbet talimatlarına göre, silahına dolu şarjör takmaması, kurma kolunu çekip bırakmak suretiyle tam dolduruşa getirmemesi, emniyeti açmaması ve dolu silahı canlıya doğrultmaması gereken sanığın, bizzat kendisinin daveti üzerine nöbet yerine geldiklerini bildiği arkadaşlarına üzerinde dolu şarjör takılı bulunan, atışa engel herhangi bir arızası bulunmayan silahının namlu yatağına, kurma kolunu çekip bırakmak suretiyle mermi sürdükten sonra Dur ikazı ile durdurup, bilahare söz konusu silahı maktule doğrultarak emniyetini açıp, dikkatli olması yönündeki tüm ikazlara rağmen, maktulün silahın alev gizleyeninden tutup çekiştirmesi nedeniyle de olsa kazaen tetik düşürmek suretiyle silahın ateş almasına sebep olduğu, bu davranışları neticesi karşısındakinin ölümüne sebep olabileceğini öngörmesi karşısında, sanığın müsnet suçu bilinçli taksirle işlediğinin kabulü gerektiği sonucuna varıldığından; direnme hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy