(2709 S. K. m. 11, 145) (3628 S. K. m. 5, 6, 8, 10, 11, 12, 17, 21) (353 S. K. m. 9, 17, Ek m. 1) (5271 S. K. m. 8) (ANY MAH 01.07.1998 T. 1996/74 E. 1998/45 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkındaki kamu davasına bakma görevinin askeri mahkemeye mi yoksa adliye mahkemesine mi ait olduğuna ve bu konuda noksan soruşturma bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Daire; 5982 sayılı Kanun'un 15inci maddesiyle Anayasanın 145inci maddesinde yapılan değişiklik sonucunda, asker kişiler tarafından askeri mahalde işlenen, fakat askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlenmemiş suçlarla ilgili olarak askeri mahkemelerin görevinin sona erdiğini ve yüklenen suç bakımından sanık hakkında yargılama yapma görevinin adliye mahkemesine ait olduğunu kabul ederken;
Başsavcılık; sanık hakkında daha önce zimmet suçundan açılan kamu davasına ilişkin iddianame, gerekçeli hüküm vb. evrakın dosyaya dahil edilmesinden sonra her iki dava arasında irtibat bulunup bulunmadığının tespit edilerek, irtibat bulunması halinde her iki davanın birleştirilerek görülmesi, zimmet suçuna ilişkin yargılamanın sona ermiş olması halinde ise, kurulan hükme göre değerlendirme yapılması gerektiğini ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; sanık hakkında daha önce zimmet suçundan açılmış kamu davasının yapılan yargılaması sırasında, muhtelif bankalardaki hesap hareketlerinin ve kredi kartları hesap ekstrelerinin incelenmesi neticesinde gelir düzeyi ile orantılı olmayan ve kaynağı tam olarak bilinmeyen çok miktarda para hareketinin ve harcamaların tespit edilmesi ve 24.10.2007 tarihli duruşmada bu hususlarla ilgili olarak sanığın ticaret yaptığını ve yaptırdığını beyan etmesi üzerine, sanık hakkında 3628 sayılı Kanuna muhalefet ve ticaret yapmak ve yaptırmak suçlarından suç duyurusunda bulunulduğu, yapılan soruşturma sırasında düzenlenen bilirkişi raporunda, sanığın ve eşinin 2004-2007 yılları arasında edinmiş oldukları mal varlıkları değerinin gelirleriyle mütenasip olması nedeniyle mal varlıklarını kanun ve genel ahlaka uygun olarak elde ettiklerinin değerlendirildiği, ancak sanığın, eşi ve kendisinin edinmiş olduğu malları ve mal varlığındaki değişikliklerin bir kısmını zamanında beyan etmemesi veya hiç beyan etmemesi, vermiş olduğu beyannamelerin de gerçeği yansıtmaması nedeniyle 3628 sayılı Kanunun 5, 6, 10 ve 11inci maddelerine aykırı davrandığı kanaatinin bildirildiği, sanık hakkında, 2004-2007 yılları arasında eşinin ve kendisinin edinmiş oldukları malları ve mal varlıklarındaki değişikliklerin bir kısmını beyan etmemek suretiyle 3628 sayılı Kanunun 12nci maddesine aykırı hareket ederek gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı, Askeri Mahkemece, yapılan yargılama sonunda, sanığın zimmet suçundan yargılandığı Askeri Mahkemenin 2009/166 (2007/497) Esasına kayıtlı derdest davadaki maddi vakaların göreviyle ilintili hukuka aykırılık iddialarından ibaret olması, inceleme konusu davadaki eylemlerin ise hususi otomobilleri ile eşinin ticari faaliyetlerine inhisar etmesi nedeniyle, diğer davanın sonucunun bu davayı etkilemesini gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı ve sanık hakkındaki davaların birleştirilmesine gerek görülmediği belirtildikten sonra, beyan edilmediği belirtilen otomobillerin, edinim tarihlerinden itibaren uzunca bir gecikme olmaksızın bildirilmiş olduğu, sanığın, 2005 yılından itibaren hakkında malvarlığı araştırmasının yapıldığı 2007 sonuna kadar dört kez beyanname verdiği, beyannamesi verilmeyen yalnızca eşinin ortağı olduğu Clup Seyo isimli işletme ve bu işletmeye ait arsanın bulunduğu, sanığın, malvarlığını gizlemek, yani suç kastıyla hareket ettiğinin şüpheli kaldığı kabul edilerek, beraatına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Sanığın, halen TSKda görevli olması da dikkate alınarak, atılı suçla ilgili davaya bakma görevinin Askeri Mahkemeye ait olup olmadığın belirlenebilmesi için, göreve ilişkin mevzuattaki hükümlerin incelenmesi ve suçun niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.
353 sayılı Kanunun, askeri mahkemelerin genel olarak görevlerini düzenleyen 9uncu maddesi; Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. hükmünü içermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Askeri Yargı başlıklı 145inci maddesinin birinci fıkrası da; Askeriyargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. şeklinde iken;
12.09.2010 tarihindeki referandumla kabul edilerek yürürlüğe giren 07.05.2010 tarihli ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 15inci maddesiyle, Anayasanın 145inci maddesinin birinci fıkrası, Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. şeklinde değiştirilerek yeniden düzenlenmiş ve düzenlemede, asker kişilerin askeri mahalde işledikleri suçlarla ilgili olarak askeri mahkemelerin görevli olduğuna ilişkin kurala yer verilmemiştir.
Anayasanın 11inci maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi de dikkate alındığında, yapılan bu değişiklikle, Anayasanın 145inci maddesinin değişen birinci fıkrasıyla tamamen paralel bir düzenleme niteliğinde olan 353 sayılı Kanun'un 9uncu maddesindeki, asker kişilerin askeri mahalde işledikleri suçlarla ilgili yargılama yapma görevinin askeri mahkemelere ait olduğuna ilişkin askeri mahallerde kısmının, üst norm niteliğindeki Anayasa hükmü ile örtülü (zımni) olarak kaldırıldığını kabul etmek gerekmektedir.
Buna göre; artık, asker kişiler tarafından askeri mahalde işlenen, fakat askeri suç olmayan, asker kişiye karşı veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlenmemiş suçlarla ilgili yargılama yapma görevi, askeri mahkemelere değil, adliye mahkemelerine ait bulunmaktadır.
Öte yandan, askeri suç, öğretide ve uygulamada;
(a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanununda yazılı olan, başka bir anlatımla Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir Ceza Kanunu ile cezalandırılmayan suçlar,
(b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanununda, kısmen diğer Ceza Kanunlarında gösterilen suçlar,
(c) Türk Ceza Kanununa atıf suretiyle askeri suça dönüştürülen suçlar,
Olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Sanığa yüklenen gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçu, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanununun 12nci maddesinde düzenlenmiş olup, maddede, Kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde gerçeğe aykırı bildirimde bulunana altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir hükmü yer almaktadır.
Söz konusu suçun, Askeri Ceza Kanununda yer alan suçlardan olmadığı gibi, Askeri Ceza Kanununun atıfta bulunmak suretiyle cezalandırdığı suçlar arasında da bulunmadığı, unsur ve yaptırımları tamamen 3628 sayılı Kanunda düzenlendiği, dolayısıyla askeri suç niteliğinde olmadığı konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Bu açıklamalara göre, asker kişi olan sanığın mal bildiriminde bulunacağı merci, 3628 sayılı Kanunun 8/b maddesi gereğince askeri makamlar olmasına ve Kanunun 21inci maddesinde, bu kanunda yazılı suçların asker kişiler tarafından işlenmesi halinde soruşturmaların askeri savcılar tarafından yürütüleceğinin hüküm altına alınmış olmasına rağmen, Anayasanın 145inci maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, söz konusu suçun askeri mahalde işlendiğini ve sırf bu nedenle yargılama görevinin askeri mahkemeye ait olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
353 sayılı Kanunun görev konusuna ilişkin 17nci maddesi, Askeri mahkemelerde yargılamayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun; askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer. şeklinde iken, ... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ... cümlesi, Anayasa Mahkemesinin 01.07.1998 tarihli, 1996/74 Esas ve 1998/45 Karar sayılı kararı ile iptal edildiğinden, maddenin halen yürürlükte bulunan şekline göre, yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi halinde, askeri mahkemenin görevi sona erecektir. Buna göre, eğer suç askeri bir suça bağlı ise veya askerlik hizmet ve göreviyle ilgili ise, her halde askeri mahkemenin yargılama görevi devam edecektir.
Ayrıca, 353 sayılı Kanunun Ek 1inci maddesinin atıfta bulunduğu 5271 sayılı CMKnın Bağlantı kavramı başlıklı 8inci maddesinin birinci fıkrasında, Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır. hükmü yer almakta olup, görevli mahkemenin belirlenmesinde bu maddenin de dikkate alınması gerekmektedir.
Bağlantı kavramı, İki veya daha çok şeyin birbiriyle bağlı bulunması, ilişki, irtibat, bağlanak, bir suçta suçluluk ve kişisel sorumluluk yönünden var olan bağlantı anlamlarını içermektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu yayını, Ankara 2005, s. 181; Hüseyin ÖZCAN: Ansiklopedik Hukuk Sözlüğü, Ankara 1985, s. 80).
Öğretide, bağlılık, irtibat veya bağlantı kavramının, farklı muhakemelerin konusu olabilecek uyuşmazlıklar arasında, bu uyuşmazlıkları birbirine yaklaştıran ve onları birbirine bağlayan ortak nokta olduğu, ceza yargılamasında her uyuşmazlık için ayrı bir yargılama yapılması temel ilke ise de, bağlantılı uyuşmazlıklar açısından bu temel ilkeden ayrılındığı, bağlantılı uyuşmazlıklar yönünden özel kurallara yer verilerek, bu uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve ekonomik olarak çözümlenmesinin amaçlandığı, bağlılık halinde olaylardan ya da suçlardan biri yönünden görevli yargı yerinin, diğerleri hakkında da görevli olduğu, bu yönüyle bağlılığın, görev kuralının bir istisnası olarak ele alındığı, bağlılığı oluşturan unsurun hakimin vicdani kanaatinin tam ve eksiksiz oluşmasını gerekli kıldığı, bağlantılı davaların birleştirilmesinin bunun için zorunluluk arz ettiği, şahsi (sübjektif) bağlılığın; bir kimsenin birden fazla suç işlemesiyle, fiili (objektif) bağlılığın; suç ortaklığı şeklinde ortaya çıkacağı, fiili bağlılığın iştirak hükümlerini de içine almakla birlikte, daha geniş bir anlam ifade ettiği ve eylemin birlikte-beraber işlenmesi durumunu da kapsadığı kabul edilmektedir (Faruk EREM: Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (Şerh), 1996, s. 18-19; Nurullah KUNTER-Feridun YENİSEY: Ceza Muhakemesi Hukuku, Birinci kitap, İstanbul 2004, s. 259-260; Erdener YURTCAN: CMUK Şerhi, İstanbul 2008, s. 76-80; Nur CENTEL- Hamide ZAFER: Ceza Muhakemesi Hukuku, 2008, s. 566-567; Veli Özer ÖZBEK: CMK İzmir Şerhi-Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, Ankara 2005, s. 84; Hulusi ÖZBAKAN: Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu, C. 1, Ankara 1989, s. 184; Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 12.10.2006 tarihli, 2006/168-168 Esas ve Karar sayılı kararı).
Diğer taraftan, iddianamede sanığa yüklenen gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçunun düzenlendiği 3628 sayılı Kanunun 12nci maddesindeki, Kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunana ... cezası verilir. hükmünden de anlaşılacağı üzere, sanığın iddia konusu eylemi daha ağır bir cezayı gerektiren bir başka suça vücut verdiği takdirde, bu maddenin uygulanma kabiliyeti kalmayacaktır. Bu nedenle, 3628 sayılı Kanunun 12inci maddesinin tatbiki istemiyle açılan kamu davalarında, öncelikle bu irdelemenin yapılması, bu suçla ilgili davanın, sanığa yüklenen diğer suçlarla veya sanık hakkında açılan diğer davalarla bağlantılı olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Zira, buradaki bağlılık, 5271 sayılı CMKnın 8inci maddesinde belirtilen şahsi ve fiili irtibattan da öte, 3628 sayılı Kanunun 12nci maddesinin yukarıda değinilen özelliğinden kaynaklanan (bu suçun Askeri Mahkemede görülmekte olan ana davaya konu diğer suçların unsuru olması ihtimali de dahil), gerek maddi ceza hukuku ve gerekse ceza usul hukukunun zorunlu kıldığı bir bağlılıktır.
Yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; sanık hakkında askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren başka suçlar ile inceleme konusu gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçu arasında 3628 sayılı Kanunun 12inci maddesinin öngördüğü anlamda bağlantı bulunması, yüklenen suçun askeri bir suça bağlı olması veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlenmesi durumunda, her iki davanın birleştirilerek askeri mahkemede görülmesi gerekmektedir.
Bu itibarla; sanık hakkında, Askeri Mahkemenin 2009/166 (2007/497) sayılı Esası üzerinden yürütüldüğü anlaşılan zimmet suçuna ilişkin iddianamenin ve karar verilmiş ise gerekçeli hükmün bir suretinin dava dosyasında bulunmaması nedeniyle söz konusu davalar arasında bağlantı bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak yüklenen suçun askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlenip işlenmediği anlaşılamadığından, zimmet suçuna ilişkin belgeler dosyaya dahil edildikten sonra davalar arasında bağlantı bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve Askeri Mahkemenin görevli olup olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının kabulü ile, itiraza atfen Daire kararının kaldırılmasına; hükmün, göreve ilişkin noksan soruşturma yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy