(5237 S. K. m. 81, 82) (5271 S. K. m. 150, 213)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa tasarlayarak öldürme suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Daire; sanığın eyleminin tasarlayarak adam öldürme suçunu oluşturduğunu kabul ederken;
Başsavcılık; olayda tasarlamanın şartlarının mevcut olmadığını ve sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğunu ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinde; olaydan önce 30.04.2009 tarihinde sanık P.Er H.Y.nin, 16.30-18.30 saatleri arasındaki cephanelik nöbetine giderken maktul P.Er A.Ç. ile koğuşta tartıştıkları, maktulün sanığa çöpü dökmesini söylediği, sanığın Tamam demesine rağmen maktulün, boğazından tutarak sanığı ranzaya yasladığı, ve sinkaflı sözlerle hakaret ettiği, maktul tarafından darp edilen ve hakarete uğrayan sanığın, 02.05.2009 tarihinde 22.30-24.00 saatleri arasındaki P-8 nöbetine gitmeden önce, ertesi gün (03.05.2009 tarihinde 12.30-14.30 ve 14.30-16.30 saatleri arasında) maktul ile birlikte kendisine P-8 nöbeti yazıldığını öğrendiği, P.Er F.T. ile birlikte nöbete başladığı, nöbetin silahlı ve silahlar yarım dolduruşta olarak tutulması gerektiği, her nöbetçide üçer adet dolu şarjör bulunduğu, nöbet sırasında sanığın canının sıkkın ve moralinin bozuk olduğunu gören F.T.nin sanığı konuşturmaya çalıştığı, sanığın, ertesi gün Alper ile birlikte nöbetinin olduğunu söyleyerek, Bakalım yarın ne olacak? dediği, F.T.nin, Ne olacak, gelirsin nöbetini tutarsın, gerekirse muhatap bile olmazsın, gerekirse nöbetini Komutana paraf ettirirsin, sen başka bir nöbet yerine geçersin diyerek sanığın moralini düzeltmeye çalıştığı, sanığın, devriye amacıyla nöbet yerine gelen Nöbetçi Subayı P.Atğm. H.B.S. ile görüşerek, bir sonraki gün Alper ile nöbetinin olduğunu, onunla arasının iyi olmadığını, Alperin üst devre olması nedeniyle devrecilik yaptığını ve üzerine geldiğini, nöbette de üzerine geleceğini belirtip nöbetinin değiştirilmesini istediği, Nöbetçi Subayının, bir sonraki nöbetçi subayına konuyu ileterek rica edebileceğini söylediği, sanığın, Nöbete gidersem onu vururum dediği, Nöbetçi Subayının, sakin olmasını ve yanlış bir şey yapmamasını söyleyerek nöbet yerinden ayrıldığı, bir süre nöbet bölgesinde gezinen sanığın, diğer mevzie gidip geleceğini söyleyerek saat 23.15ten sonra nöbet yerini terk edip koğuşlar bölgesine gittiği, giderken tüfeğini tam dolduruşa getirdiği, 1988/1 tertiplerin veda amacıyla eğlence düzenledikleri ve maktulün de bulunduğu 1inci Koğuşa girdiği, koğuşta bulunan P.Onb. T.A.ya söyleyerek lambayı açtırdığı, tüfeğini tek atım konumuna getirdikten sonra soldan ikinci ranzanın alt katında uzanmış vaziyette olan maktule doğrultup, Alper, çık dışarıya dediği, kendisine Hayırdır birader diyen maktule karşı 2-3 m mesafeden bir el ateş ederek ölümüne sebebiyet verdiği, olayın 23.40-23.50 saatleri arasında meydana geldiği, ölümün, uzak atış sonucu ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kaburga kırıkları ile birlikte iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği, sanığın, maktul ile tartıştığı 30.04.2009 ile olayın meydana geldiği tarih arasında, 01.05.2009 tarihinde 04.30-06.30, 18.30-20.30 ve 20.30-22.30 saatleri arasında yine silahlı ve mermili olarak P-8 nöbeti tuttuğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunun suç vasfına yönelik olması nedeniyle, öncelikle ilgili suçlara ilişkin mevzuattaki düzenlemelerin ve bu konuda öğretideki görüşler ile uygulamadaki durumun ortaya konulması gerekmektedir.
Kasten öldürme suçu, 5237 sayılı TCKnın 81inci maddesinde düzenlenmiş, bu suçun nitelikli hallerinin düzenlendiği 82nci maddenin (a) bendinde de tasarlayarak öldürme suçuna yer verilmiştir.
Ancak, gerek mülga 765 sayılı TCKda gerekse 5237 sayılı TCKda ve madde gerekçelerinde tasarlama (taammüt) tarif edilmemiş, tanımı ve unsurları uygulamaya bırakılmıştır.
Tasarlamanın neden ibaret olduğu hususunda öğretide de fikir birliği yoktur. Tasarlama konusunda iki teori ileri sürülmektedir. Bunlardan birincisi, Soğukkanlılık teorisidir. Bu teoriye göre, tasarlamadan söz edebilmek için iki unsurun bulunması gerekir. Bunlar, suç işleme kararı ile harekete başlama arasında bir zaman aralığının bulunması ve failin soğukkanlılıkla hareket etmiş olmasıdır (Sulhi DÖNMEZER: Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, 14. Bası, İstanbul 1995, s. 45).
İkincisi ve öğretide hakim olan ise Plan kurma teorisidir. Bu teori, tasarlamanın ağırlatıcı sebep sayılmasının hukuki esasını, failin suç işleme kararını vermesi ile harekete geçmesi arasındaki süre içinde fikirlerini toplaması, araçlarını seçmesi ve icra hakkında bir proje meydana getirmesi olarak tanımlamaktadır. Failin, suçunu en kolay, en kesin bir şekilde nasıl işleyebileceğini, hangi vasıtayı, ne zaman ve nerede kullandığı takdirde hedefine ulaşabileceğini, en savunmasız tarzda mağduru ne suretle yakalayabileceğini, hatta suçu işledikten sonra bunun meydana çıkmamasını veya kendisinin yakalanmamasını nasıl sağlayacağını düşünüp taşınması, bu hususlarda bir program ve plan yapması halinde tasarlamanın varlığı kabul edilmektedir. Böylece fail, neticeyi daha güvenilir bir şekilde gerçekleştirmeyi sağlamış, suçu işlemek hususunda daha büyük kolaylık elde etmiş, mağduru savunmasız yakalamak ve suçu işledikten sonra gizlenmek yahut yakalanmamak bakımından gereken tedbirleri de almış olmaktadır (DÖNMEZER, s. 45; Sahir ERMAN-Çetin ÖZEK: Ceza Hukuku Özel Bölüm, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, s. 42; Kayıhan İÇEL-A. H. EVİK: İçel Ceza Hukuku-Genel Hükümler, 2. Kitap, İstanbul 2007, s. 190).
Ancak her iki teoride eleştirilmiştir. Bu nedenle Yargıtayın, genelde soğukkanlılık teorisinden yana olduğu (Ceza Genel Kurulunun 10.10.2006 tarihli, 2006/1-30 Esas ve 2006/210 Karar; 24.10.1995 tarihli, 1995/1-270 Esas ve 1995/301 Karar; 27.03.1995 tarihli, 1995/1-60 Esas ve 1995/89 Karar; 21.02.1994 tarihli, 1994/1-35 Esas ve 1994/60 Karar; 13.05.1991 tarihli, 1991/133-161 Esas ve Karar; 21.09.1974 tarihli, 1974/1-475 Esas ve 1974/24 Karar sayılı kararları), bununla birlikte, olayın özelliklerine göre bazı hallerde plan kurma teorisini (Ceza Genel Kurulunun 11.02.1985 tarihli, 1985/277-75; 25.01.1980 tarihli, 1980/528-29 Esas ve Karar sayılı kararları), bazı hallerde ise karma bir görüşü benimsediği görülmektedir (Ceza Genel Kurulunun 12.12.1983 tarihli, 1983/299-398; 18.12.1978 tarihli, 1978/426-488 Esas ve Karar sayılı kararları).
Tasarlama, ani kast türünün dışında kalmakta olup, düşünce kastı veya kastın yoğunlaşmış hali olarak kabul edilmektedir. Hukuki niteliği öğretide tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında kabul edildiği üzere; tasarlamadan bahsedilebilmesi için, failin, bir kimsenin yaşam hakkı veya vücut bütünlüğüne karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükunete rağmen bu kararından vazgeçmeyip, sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması, belli bir kurgu dahilinde fiili icra etmesi gerekmektedir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükunetle düşünebilmeye yeterli bir süre geçmektedir. Fail, bu süre içerisinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi ve fakat bir başka nedenle ve bir başka ani kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının hangi düzeydeki eylem için ve ne zaman alındığı ve eylemin şarta bağlı olmayan bu kararlılıktan ne kadar zaman geçtikten sonra işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükunete ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirilmelidir.
Buna göre, tasarlama konusunda mevcut her iki teorinin de tek başına yeterli olmadığı, her olayın özelliğine göre tasarlamanın tayin edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bunun için de, failin belli bir kimseye karşı suç işleme niyetinde sebat etmesi kadar, suçun ne suretle işleneceği hususunda ana hatları ile plan yapması durumunun da birlikte düşünülmesi ve değerlendirmenin bunlardan yalnız birine bağlı kalınmaksızın yapılması daha adil sonuca varılması bakımından yerinde olacaktır. Bu itibarla, suç işleme kararının verildiği zaman (harekete geçme süresi), suçun ne şekilde, nerede, ne ile işleneceği hususunda yapılan plan ve bunları sağlama eylemleri ölçü olacaktır. Taammütte, suçu işleme kararının ne zaman verildiği hususu, cezanın ağırlığı karşısında, insan yapısı gereği çoğu zaman ikrar haricindeki delillerle açıklığa kavuşacaktır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.01.1986 tarihli, 1985/1-512 Esas ve 1986/30 Karar sayılı kararı).
Uyuşmazlık konusu vasfa ilişkin olup, kasıt yönünden değerlendirme yapmayı da gerektirdiğinden, öncelikle sanığın aşamalardaki sorgu ve savunmaları irdelenmelidir.
Sanığın, Askeri Savcı tarafından 03.05.2009 tarihinde tespit edilen ilk ifadesinde, 30.04.2009 tarihinde maktul ile arasında meydana gelen olaydan ve 02.05.2009 tarihinde 22.30-24.00 saatleri arasındaki P-8 nöbetine gitmeden önce ertesi gün maktul ile birlikte kendisine nöbet yazıldığını öğrendiğinden bahsettikten sonra, ... Alper benim anama bacıma küfür ettiği andan itibaren onu vurmayı kafama koymuştum, nöbete gittiğimde Alperi vurmayı tekrar düşündüm. Nöbet yerine B.S. Asteğmen devriye geldi, ona özel bir şey konuşmak istediğimi söyledim. Arabadan indi, diğerlerinden biraz uzaklaşınca ona, Yarın A. ile bana beraber nöbet yazmışlar, ben onu vuracağım, ya nöbetimizi değiştirin, ya da ben onu vururum dedim. ... Ben Alperi, iki gün önce anama bacıma küfür ettiği, namusuma söz ettiği için vurdum. şeklinde; Aynı gün Birlik Komutanı tarafından tespit edilen ifadesinde de, ... 30 Nisan 2009 günü 18.30-20.30 nöbetine giderken koğuşun merdivenlerinde P.Er A.Ç. ... önüme çıkarak... kolumdan tutarak koğuşa itti. Koğuşta boğazıma sarılıp itekleyince başım ranzanın demirine çarptı. Bu esnada sözlü tacize ... daha önce söyledikleri sözleri söylemeye, küfretmeye devam etti. Boğazımı ve ağzımı elleriyle sıkarak Senin ananı bacını bilmem ne yaparım, söylediklerimizi yapacaksınız oğlum dedi. ... Namusuma küfrettiği için o andan itibaren P.Er A.Ç.'yi vurarak öldürmeyi tasarlamaya başladım. Bu olaydan sonra 02.05.2009 saat 21.00de alınan yat yoklamasına kadar P.Er A.Ç. yi hiç görmedim. Daha sonra 22.30-00.30 nöbetime gittim. ... Devriye görevi olan P.Atğm. H.B.S. nöbet mevkiime geldi. ... Yarınki nöbetimin P.Er A.Ç. ile birlikte olduğunu ve onunla nöbet tutarsam onu vuracağımı söyledim. ... Kafamdan ettiği küfürler çıkmıyordu. Nöbet yerimi, P.Er A.Ç.'yi öldürmek için saat 23.20de terk ederek, koğuşlar bölgesine yöneldim. ... Bu suçu namusuma söz ettiği için bilerek, isteyerek ve planlı olarak gerçekleştirdim. Kesinlikle pişman değilim. şeklinde beyanda bulunduğu; 03.05.2009 tarihinde müdafii huzurunda tespit edilen tutuklama sorgusunda ise, 30.04.2009 tarihinde maktul ile aralarında geçen olaydan bahsederek, ... 1989/1 tertiplere sürekli baskı yapılması ve Alperin bana küfür etmesi, dayak atması beni psikolojik olarak baskı altına almıştı. Dün gece ... nöbete giderken ... Alper ile benim aynı nöbet yerinde nöbet tutacağımı öğrendim. Zaten psikolojim bozulmuştu. Bu durumu öğrenince daha da sıkıldım. ... Başar Asteğmene, ... Ya o beni vurur, ya ben onu vururum dedim. ... Saat 23.15 sıralarında sıkılmaya, bunalmaya başladım. ... Nöbet yerimi terk ederek koğuşlara doğru gittim. ... İçeri girdim. ... Silahımı ona doğrultarak kalk dedim. Akabinde Alper i vurdum. ... dediği, sorulması üzerine de, ... 1988/1 tertipler sürekli baskı yapıyordu, psikolojim iyice bozulmuştu. 30 Nisan 2009daki olayda özellikle anama, bacıma küfür etmesi psikolojimi çok bozmuştu, bu nedenlerle vurdum. Ayrıca dün geceki nöbetten önce Alper le bana aynı nöbet yazılmış olmasını öğrenince iyice bunaldım, belki aynı nöbet yazılmamış olsaydı belki vurmazdım. ... 30 Nisan 2009daki olaydan sonra Bir gün ben Alperi vururum, ya ben onu vururum, ya o beni vurur diye aklımdan geçirdim. ... şeklinde beyanda bulunduğu; Müdafiinin hazır bulunduğu duruşma sırasındaki sorgusunda da, ... Ben psikolojik baskı altında iken Başar Asteğmene nöbetimi değiştirmesini söyledim. Psikolojik baskı altında Alperi vurdum. Koğuşta iki gün önce meydana gelen olaydan sonra bir anlık öldürmeyi düşünmüştüm. Olay günü nöbete gitmeden önce ertesi günü Alperle bana nöbet yazıldığını öğrenince ya ben onu öldürecektim, ya o beni öldürebilirdi. Çünkü o bana zıttı, ağzı bozuktu, bana küfür ediyordu. Üst tertip olduğu için emretmek istiyordu. Koğuştaki olaydan iki gün geçmişti, olay soğumuştu. Birlikte nöbet tutacağımızı öğrenince psikolojik olarak baskı altına girdim. Bana yaptığı küfürler, bana karşı davranışları aklıma geldi. Bunlar bende psikolojik baskı oluşturdu. Bu durumu devriye gezen Başar Asteğmene ilettim. Başar Asteğmen benim nöbetimi değiştireceğini, Alperden beni ayıracağını, söyledi. Ancak bu durum bende rahatlama oluşturmadı, tam aksine daha da psikolojik baskı arttı. Alperin tertipleri ile birlikte koğuşta eğlence düzenlemelerinin benim vurma kararımın oluşmasında etkisi olmadı. ... şeklinde beyanda bulunduğu, çelişki nedeniyle hazırlık ifadelerinin okunması üzerine, ... Savcılık ve tutuklama sorguma aykırı bölümlerini kabul etmiyorum. Ben Alperi öldürmeyi koğuştaki olaydan sonra bir anlık düşündüm. Olay günü Alper ile beni aynı yere birlikte nöbetçi yazmasaydılar ben onu vurmazdım... şeklinde beyanda bulunarak, ilk ifadelerinin sorgu ve savunmasına aykırı bölümlerini kabul etmediği görülmektedir.
Ceza muhakemesinin amacı, uyuşmazlığa konu olan maddi gerçeğin adil yargılama kuralları çerçevesinde araştırılarak, sabit görülen ihlallerin hukuki kalıplar içerisinde yaptırıma bağlanmasından ibarettir. Asıl olan, öncelikle maddi vakanın doğru bir şekilde ortaya konulması, bilahare hukuki niteleme yoluna gidilmesidir. Nitekim, 353 sayılı Kanunun 96/3üncü maddesi de, Şüpheli suçunu itiraf etse bile, öz vak anın soruşturulması gerekir. hükmünü amirdir.
5271 sayılı CMKnın 213üncü maddesindeki, Aralarında çelişki bulunması halinde; sanığın, hakim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir. hükmü ile, sanığın hakim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı veya askeri savcı tarafından alınan ifadelerin duruşmada okunabileceği kabul edilerek, savcı tarafından alınan ifadelere de delil olma değeri tanınmıştır. Buna karşılık, sanığın kolluk tarafından alınan ifadesine ilişkin tutanağın duruşmada okunabilmesi için, ifade alındığı sırada müdafiin hazır bulunması koşulu aranmıştır. Görüldüğü gibi bu düzenlemede, hakim önündeki ikrarın delil niteliğinin bulunduğu kabul edilmiştir.
Vicdani delil sisteminin geçerli bulunduğu ceza muhakemesi hukukumuzda, özgür iradeye dayalı olan ikrarın da, diğer tüm deliller gibi hakim tarafından serbestçe takdir edilip değerlendirilmesi gerekir. O halde, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanın ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği, ikrarın başkaca deliller veya emarelerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği, kuşkudan arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle, somut olaydaki ikrarın delil değeri ortaya konulmalı ve ispat sorunu bu şekilde çözümlenmelidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 tarihli, 2005/7-144 Esas ve 2005/150 Karar sayılı kararı bu yöndedir).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; 5271 sayılı CMKnın 150nci maddesindeki, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, istemi aranmaksızın şüpheli veya sanığa bir müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğuna ilişkin düzenleme karşısında, sanığın, müdafii görevlendirilmeksizin Birlik Komutanı ve Askeri Savcı tarafından tespit edilen ifadelerinin usule aykırılık nedeniyle delil niteliği taşımadığı ve hükme esas alınmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.03.2009 tarihli, 2009/27-37 Esas ve Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi; adam öldürme suçlarında, failin iç dünyasını ilgilendiren kastının belirlenmesinde, dışa yansıyan davranışlarından hareket edilerek bir sonuca ulaşmak
mümkündür. Bu bağlamda, failin olaydan önceki ve sonraki davranışları yanında, olay anındaki davranışlarının da göz önünde tutulması ve ölçü olarak alınması gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, 30.04.2009 tarihinde koğuşta yaşanan olaydan sonra sebatla ve koşulsuz olarak A.Ç.yi öldürmeye karar verdiğini söylemenin mümkün olmadığı, bir anlık düşünmenin karar vermek olarak değerlendirilemeyeceği, 30.04.2009 ila 02.05.2009 tarihleri arasında iki defa daha silahlı ve mermili nöbet tutmuş ve eline imkan geçmiş olması da dikkate alındığında, A.Ç.yi öldürmeye karar verip planladığının, suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükunete rağmen bu kararından vazgeçmeyip, sebat ve ısrarla fiilini icraya başladığının ve soğukkanlılıkla hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği, 23.15ten sonra nöbet yerinden ayrılıp 23.50den önce, yani yarım saatten az bir süre içerisinde eylemini gerçekleştirmiş olması karşısında, suç kararının alınmasıyla eylem arasında geçen bu sürenin, soğukkanlı düşünme ve eylem kararından cayma için yeterli olmadığı, Koğuştaki olaydan iki gün geçmişti, olay soğumuştu. Birlikte nöbet tutacağımızı öğrenince psikolojik olarak baskı altına girdim. Bana yaptığı küfürler, bana karşı davranışları aklıma geldi... Alper ile beni aynı yere birlikte nöbetçi yazmasaydılar ben onu vurmazdım... şeklindeki beyanları ve Nöbetçi Subayından nöbetinin değiştirilmesini istemiş olması da göz önünde bulundurulduğunda, daha önce yaşanan olaydan kaynaklanan haksız tahrikin etkisi ve ertesi gün birlikte nöbet tutacak olmalarından doğan öfke ve huzursuzluk neticesinde oluşan ani bir karar ve kasıtla hareket ederek A.Ç.yi öldürdüğü, bu nedenlerle eyleminin, kasten öldürme suçunu oluşturduğu sonucuna varıldığından; Başsavcılık itirazının kabulü ile, Daire kararının kaldırılmasına; temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyasının Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy