(5271 S. K. m. 324, 327) (353 S. K. m. 196, 205) (1632 S. K. m. 117) (AYDK 02.04.2009 T. 2009/47 E. 2009/49 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, beraatla sonuçlanan davada müdafilik görevini üstlenen avukatın; hükmü, sadece, sanığın lehine olarak herhangi bir vekalet ücretine hükmedilmemiş olması noktasından temyiz edebilme hakkının bulunup bulunmadığıdır.
Daire; aleyhe temyize gelinerek bozmaya konu olmadığı sürece, beraat hükümlerine herhangi bir şekilde dokunulamayacağını, dolayısıyla başka hukuka aykırılıklar nedeniyle beraat hükümlerinin bozulamayacağını kabul ederken;
Başsavcılık; beraat hükümlerinin, 353 sayılı Kanunun 205inci maddesinde belirtilen temyiz yoluna başvurulması mümkün olmayan hükümlerden olmadığını, sanık ve müdafiinin hukuki yararlarının bulunması durumunda beraat kararlarını da temyiz edebileceklerini ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Hukuka aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat oluşturan kanun yoluna kimlerin başvurabileceği, 353 sayılı Kanunun 196ncı maddesinde açıklanmış bulunmaktadır. Buna göre, sanığın ve/veya müdafiinin kanun yoluna başvurabileceği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
353 sayılı ASMKYUKnın Temyiz edilebilen veya edilemeyen hükümler başlığına taşıyan 205inci maddesinin ilk fıkrasında, askeri mahkemelerce verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülmüş, aynı maddenin 3üncü fıkrasının (A) ve (B) bentlerinde ise, üst sınırı beş yüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlarla ilgili beraat hükümlerine ve kanunlarda kesin olduğu belirtilen diğer hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir.
Sanığa yüklenen ve ASCK'nın 117nci maddesinin birinci fıkrası ile yaptırıma bağlanan asta müessir fiil suçu, iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suçtur.
Bu nedenle, beraatla sonuçlanan her üç isnatla ilgili hükümlere karşı, CMKnın 205inci maddesi kapsamında temyiz yoluna başvurulması mümkündür.
Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması ya da yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması hallerinin dışında kalan gerekçelerle, somut olaydakine benzer şekilde delil yetersizliğinden söz edilerek verilen ve geride az da olsa şüpheli bir durum bırakan beraat kararlarının gerekçe yönünden temyiz edilmesinde sanığın hukuki yararının bulunduğu konusunda kuşku bulunmadığı gibi; ayrıntıları Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 26.05.1935 tarihli ve 111-7 sayılı kararında açıklandığı üzere, hüküm bir bütündür ve yargılama giderleri de hükmün tamamlayıcı parçasıdır. Dolayısıyla, hükmün sadece şahsi hak (Yargılama giderleri) yönünden de temyiz olanağı bulunmaktadır.
Yine Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 02.04.2009 tarihli ve 2009/47-49 sayılı kararında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, öğretide ve uygulamada, ilgililerin kanun yollarından yararlanabilmeleri için iki ölçüt kabul edilmektedir. Öncelikle, ilgiliye kanun yollarından yaralanma hakkının tanınmış olması ve ikinci olarak da kişinin kanun yoluna başvurmakta hukuki bir yararının bulunması gerekmektedir.
Bu nedenlerden dolayı, Devletin kendisine yönelttiği suçlarla ilgili olarak yargılanan ve bu kapsamda avukat marifetiyle kendisini temsil ettiren sanığın; müdafiine ödediği vekalet ücretinin (Davaların beraatla sonuçlanması halinde) kendisine ödenmesinde şahsi menfaatinin bulunduğu ortadadır.
Somut olayda da, kendisini avukatı yardımıyla savunmuş ve beraat etmiş olan sanığın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20nci maddesi uyarınca hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifede belirtilen miktarda adına maktu avukatlık ücreti talep etmesinde hukuki menfaatinin bulunduğu, dolayısıyla kendisi veya müdafiinin, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek hükümleri temyiz edebileceği açıktır.
5271 sayılı CMKnın 324üncü maddesinin birinci fıkrasında, tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri yargılama giderleri arasında sayıldığından ve 327nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, kendisini avukat yardımıyla savunmuş ve hakkında beraat kararı verilmiş olan kişinin kendi kusurundan ileri gelenler dışındaki önceden ödemek zorunda kaldığı giderlerin de Devlet Hazinesince üstlenilmesi gerektiğinden; mahkemece beraat kararı verildiğinde, yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine sanık yararına olmak üzere ve resen hükmedilmelidir. Vekalet ücretine ilişkin hak, kişisel hak niteliği taşıdığından, sanık veya müdafii tarafından, vekalet ücretine hükmedilmediğinin ya da eksik verildiğinin temyiz dilekçelerinde açıkça veya zımnen belirtilmesi halinde, Yargıtayca temyiz incelemesi yapılması zorunlu olduğundan, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının kabulü ile aksi yöndeki Daire kararının kaldırılmasına ve temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyasının Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy