(353 S. K. m. 16, 220) (1632 S. K. m. 130, 131)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, iddianamede Hazine zararı dava konusu edilerek tazmini istenilmediği halde, sanığın yokluğunda yapılan duruşmada Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasında talepte bulunulması üzerine, Hazine zararının sanık tarafından tazmin edilmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunun kabulüyle bozulan mahkûmiyet hükmünün, Hazine zararının tazmini ile ilgili kısmı çıkarılmak suretiyle, düzeltilerek onanmasına karar verilip verilmeyeceğine ilişkindir.
Daire; Hazine zararının, iddianame ile talep edilebileceğini, esas hakkındaki mütalaada ileri sürmekle tazminata hükmedilemeyeceğini belirterek, bu hususu hükmün bozulması nedeni kabul ederken;
Başsavcılık; Dairenin hükmü bozma nedenini hukuka uygun bulmakta, ancak 353 sayılı Kanunun 220/2nci maddesinin A bendinin kıyasen uygulanarak, mahkûmiyet hükmündeki Hazine zararına ilişkin cümlenin hükümden çıkarılarak, hükmün düzeltilerek onanması gerektiğini ileri sürerek Daire kararına itiraz etmektedir.
353 sayılı ASMKYUKnın İstirdat ve tazminat davalarında yetki başlığını taşıyan 16ncı maddesi Suçlardan doğan istirdat ve tazminat davalarına kamu davaları ile birlikte askeri mahkemelerde bakılır. Askeri savcılar Hazineye ilişkin zararları tespit ve iddianameye yazarak askeri mahkemelerde kovuşturmak ve dava etmekle yükümlüdürler. Ancak, askeri mahkemelerde kamu davasının kovuşturmasına imkan kalmayarak davanın adliye mahkemelerinde görülmesi gerektiği hallerde Devlet hakları özel kanuna göre kovuşturulur. denilmek suretiyle, Hazine zararlarını da kapsayan istirdat ve tazminatla ilgili hukuk davalarına, kamu davasıyla birlikte askeri mahkemelerin bakmakla görevli olduğunu, askeri savcıların, Hazineye ilişkin zararları tespit ve iddianameye yazarak askeri mahkemelerde kovuşturmak ve dava etmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, sanık J.Er B.Ş.nin, 09.02.2009 tarihinde, yönetimdeki 06 S xxxx (700128) plakalı askeri araçla seyrederken Farabi sokakta (Ankarada) önünde durmakta olan 06 DG xxx plakalı araca çarparak, aracında 482,55 TLlik Hazine zararına sebebiyet verdiği, askeri araçtaki bu hasarın mühimce olduğu ve kusurun tamamen sanıkta bulunduğu anlaşılmaktadır.
İddianamede, 353 sayılı Kanunun 16ncı maddesi gereğince, Askeri Savcı tarafından Hazine zararının da tazminine karar verilmesinin talep edilmesi gerekirken edilmediği, sanığın yokluğunda yapılan duruşmada, Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasında Hazine zararının tazmin edilmesinin talep edildiği ve hükümde de, bu şekilde talebin kabulüyle, Hazine zararının sanıktan tahsiline karar verildiği görülmektedir.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.03.1992 tarihli ve 1992/37-35 sayılı kararında da belirtildiği gibi, ASCK'nın 130 ve 131inci maddelerindeki haller dışında, suçlardan doğan Hazine zararlarıyla ilgili istirdat ve tazminat davalarına askeri mahkemelerde bakılabilmesi, askeri savcıların Hazineye ilişkin zararları tespit ve iddianameye yazarak kovuşturması ve dava etmesiyle mümkündür. Bu şekilde dava konusu edilmedikçe, askeri mahkemelerin bu türden zararları kendiliğinden hüküm altına almaya yetkileri bulunmadığından, askeri savcılar, suçlardan doğan ve Hazineyi ilgilendiren istirdat ve tazminat taleplerini iddianameye yazmak ve kamu davası ile birlikte dava etmekle yükümlü kılınmışlardır. Maddedeki Dava etmek deyimi, Hazineye ilişkin zararın iddianameye yazılıp tazmininin istenmesi gibi bir Dava şartını da beraberinde getirmekte olup, aksi halde bu konuda açılmış bir davanın bulunmadığını ve dolayısıyla esas hakkında mütalaada ileri sürülmekle de, tazminata hükmedilemeyeceğini kabul etmek gerekmektedir.
Bu nedenle, iddianamede dava konusu edilerek tazmini istenilmediği halde, esas hakkındaki mütalaada talep edildiğinden bahisle, Hazine zararına hükmedilmesi hukuka aykırı bulunduğundan, hükmün bozulması gereklidir ve yerindedir.
Bozma nedeninin yeniden yargılama yapılmasını gerektirip gerektirmediğinin incelenmesi:
Askeri Yargıtayın temyiz incelemesi sonucunda verebileceği kararlar, 353 sayılı Kanunun 220 ve 221inci maddelerinde açıkça gösterilmiştir. Bunlardan, Düzelterek onama kararı olarak bilinen ve 353 sayılı Kanunun 220nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen müessese; hukuka aykırılık sebebiyle son kararı kesin olarak ortadan kaldıran bozma kararlarından farklı olarak, koşulları oluştuğunda, Askeri Yargıtayın bozmak suretiyle kaldırdığı mahkeme kararının yerine yenisini koyması, diğer bir deyişle bizzat davanın esasına hükmetmesidir.
353 sayılı Kanunun 220nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, 9.10.1996 ve 29.6.2006 tarihlerinde kabul edilen 4191 ve 5530 sayılı kanunlar ile kısmen değiştirilen ve genişletilen, Askeri Yargıtayın bozmak suretiyle kaldırdığı son karara ilişkin davanın esasına hükmedeceği haller tek tek sayılmıştır.
Öğretide; kıyas veya benzetmek, kanunda öngörülen durumlara ilişkin düzenlemeleri, kanunda öngörülmeyen durumları da öngörülen durumlara benzerliğinden hareketle, kapsamına alacak şekilde genişleterek bu durumlara uygulama işlemidir. Ceza kanunlarının yorumlanması yönünden kıyas yasağı vardır. (Any. m.38; TCK. m.2, f3). Buna karşılık ceza muhakemesi kanunlarının yorumlanması yönünden böyle bir yasak söz konusu değildir. Dolayısıyla ceza muhakemesi kanunlarında kanun koyucu tarafından istenmeyen boşlukların bulunması halinde kıyas yoluna başvurabileceği kabul edilmektedir (Ceza Muhakemesi Hukuku Nevzat TOROSLU-Metin FEYZİOĞLU sh. 13, 14).
353 sayılı Kanunun 220nci maddesinde sayma suretiyle belirlenmiş olan davanın esasıyla ilgili karar verebilme (düzeltilerek onama) müessesesinin uygulanabilmesi, ancak sayılan durumlara benzerlik ve kanunda boşluk bulunması halinde imkan dahilindedir. Bu müessesenin kapsamının genişletilerek, somut olaydaki gibi, ceza davaları ile birlikte görülmekte olan istirdat ve tazminat davalarında veya kanunda düzenleme olmasına rağmen sehven bu düzenlemeyle ilgili işlem yapılmadığı durumlarda (Hazine zararının iddianameye yazılarak istenilmesi gerekirken istenilmemesi gibi) uygulanması kanun koyucunun amacına aykırı olacağından, Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy