(5271 S. K. m. 216) (353 S. K. m. 208)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, esas hakkındaki savunması yerine geçmek üzere, sanığın dosyadaki anlatımlarının okunmamış ve son sözün sanığa verilmemiş olmasına ilişkin usul hatalarının bozmayı gerektirip gerektirmeyeceği noktasındadır.
1) Son söz yönünden yapılan değerlendirme;
5271 sayılı CMKnın 216ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, Hükümden önce sonsöz, hazır bulunan sanığa verilir. hükmü öngörülmüştür. İncelemeye konu hükmün sanığın yokluğunda tesis edildiği dikkate alındığında, son sözün sanığa verilmemiş olmasında bir eksiklik görülmemiştir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 26.04.2012 tarihli, 2012/61-58 sayılı kararı da bu yöndedir.)
2) Esasa ilişkin savunma yönünden yapılan değerlendirme;
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 17.05.2007 tarihli, 2007/68-62sayılı kararında da açıklandığı üzere; Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasını bildirmesinden sonra, yargılama yokluğunda yürütülen sanığın savunması yerine geçmek üzere önceki ifadelerinin okunmasını müteakip hüküm kurulmasını gerektirmektedir. Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaası karşısında, evrensel ve anayasal nitelikte bir hakolan savunmaya olanak tanınmaksızın bir yargılama yapılması ve hüküm kurulması düşünülemez. Savunma hakkının önemi ile iddia ve savunma açısından silahların eşitliği ilkesi yanında, esas hakkındaki mütalaaya karşı, sanığın da esas hakkındaki savunmasını yapmasıyla bu aşamada taraflar mütalaaları ile son kararın verilmesine, yani sonuç çıkarılmasına katılmaktadırlar. Sanığa savunma olanağının tanınması için huzurda olup olmamasının da önemi bulunmayıp, huzurda olmayan sanık açısından önceki tüm ifadelerinin okunması gerekmektedir. Yargılama yokluğunda yürütülen sanık hakkında, Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasını bildirmesinden sonra, sanığın savunması yerine geçmek üzere dosyada mevcut önceki ifadeleri okunmaksızın hüküm kurulması, başka bir anlatımla yargılamanın iddia (Esas hakkında mütalaa) ile sonlandırılıp hükme varılması, ceza yargılamasının kovuşturma evresine ilişkin önemli ilkelerini oluşturan Sözlülük ve Aleniyet (Açıklık) ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır.
Temyiz incelemesi sırası itibarıyla, hükmün usul hataları yönünden öncelikle incelenmesi gerektiğinden, sanığın beraatına karar verilmiş olması değerlendirmeye konu edilmemiştir. Keza, usul hatası aşılıp, sanık hakkındaki beraat hükmünün de aleyhe bozulması ihtimali durumunda, savunma hakkının ağır derecede ihlal edilmiş olacağı şüphesizdir.
Belirtilen nedenler, dava konusu olay yönünden, sanığın savunma hakkının önemli derecede engellendiği sonucunu doğurduğundan, sanık hakkındaki hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
Diğer taraftan; usul hatası yönünden yapılacak bozmanın, 353 sayılı Kanun'un 208inci maddesinde yer verilen: Sanığın lehine olan hukuki kurallara aykırılık sanığın aleyhine hükmün bozulması için askeri savcıya ve nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amirine bir hak vermez. şeklindeki hükme aykırı olacağı düşünülebilirse de; yukarıda belirtildiği üzere savunma hakkının öncelikli olduğu ve sanık aleyhine temyiz istemi sonucu beraat hükmünün sanık aleyhine sonuç doğurabilecek şekilde bozulmasının mümkün bulunması karşısında, bu şekildeki bozmanın, anılan hüküm kapsamında olmadığı değerlendirilmiştir. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 26.04.2012 tarihli, 2012/61-58 sayılı kararı benzerdir.) (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy