(5271 S. K. m. 324, 327) (353 S. K. m. 9, 10)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Milli Savunma Bakanlığı veya Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan ve 353 sayılı Kanunun 10uncu maddesinin birinci fıkrasının (C) bendine göre asker kişi sayılan sivil personelin, 353 sayılı Kanunun 9uncu maddesi kapsamında işledikleri suçlara ait davalara bakma görevinin, adliye mahkemelerine mi, askeri mahkemelere mi ait olduğuna ilişkindir.
Daire; bahsi geçen kişilerin yargılama görevinin adliye mahkemelerine ait olduğunu kabul ederken, Başsavcılık; anılan kişilerin 353 sayılı Kanunun 9uncu maddesinde belirtilen suçlardan dolayı askeri mahkemelerde yargılanmaları gerektiğini ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, Askeri Mahkemece, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun unsurları yönünden oluşmadığı kabul edilerek, sanığın beraatine karar verildiği; avukatlık ücretine hükmedilmemesi nedeniyle, hükmün, müdafii tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
Kurulumuzda, öncelikle müdafiin, beraat hükmünü, sadece vekalet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle temyiz edip edemeyeceği tartışılmıştır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 15.01.2009 tarihli ve 2009/9-3 ve 29.09.2011 tarihli ve 2011/85-89 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere;
353 sayılı ASMKYUKnın Temyiz edilebilen veya edilemeyen hükümler başlığını taşıyan 205inci maddesinin ilk fıkrasında, askeri mahkemelerce verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülmüş, aynı maddenin 3üncü fıkrasının (A) ve (B) bentlerinde ise, üst sınırı beş yüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlarla ilgili beraat hükümlerine ve kanunlarda kesin olduğu belirtilen diğer hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı düzenlenmiştir.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 26.05.1935 tarihli ve 111-7 sayılı kararında açıklandığı üzere, hüküm bir bütündür ve yargılama giderleri de hükmün tamamlayıcı parçasıdır. Dolayısıyla, hükmün sadece şahsi hak (Yargılama giderleri) yönünden de temyiz olanağı bulunmaktadır.
Yine Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 02.04.2009 tarihli ve 2009/47-49 sayılı kararında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, öğretide ve uygulamada, ilgililerin kanun yollarından yararlanabilmeleri için iki ölçüt kabul edilmektedir. Öncelikle, ilgiliye kanun yollarından yaralanma hakkının tanınmış olması ve ikinci olarak da kişinin kanun yoluna başvurmakta hukuki bir yararının bulunması gerekmektedir.
Bu nedenlerden dolayı, Devletin kendisine yönelttiği suçlarla ilgili olarak yargılanan ve bu kapsamda avukat marifetiyle kendisini temsil ettiren sanığın; müdafiine ödediği vekalet ücretinin (Davaların beraatle sonuçlanması halinde) kendisine ödenmesinde şahsi menfaatinin bulunduğu ortadadır.
Somut olayda da, kendisini avukatı yardımıyla savunmuş ve beraat etmiş olan sanığın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20nci maddesi uyarınca hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifede belirtilen miktarda adına maktu avukatlık ücreti talep etmesinde hukuki menfaatinin bulunduğu, dolayısıyla kendisi veya müdafiinin, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek hükümleri temyiz edebileceği açıktır.
5271 sayılı CMKnın 324üncü maddesinin birinci fıkrasında, tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri yargılama giderleri arasında sayıldığından ve 327nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, kendisini avukat yardımıyla savunmuş ve hakkında beraat kararı verilmiş olan kişinin kendi kusurundan ileri gelenler dışındaki önceden ödemek zorunda kaldığı giderlerin de Devlet Hazinesince üstlenilmesi gerektiğinden; mahkemece beraat kararı verildiğinde, yargılama giderlerinden olan vekalet ücretine sanık yararına olmak üzere ve resen hükmedilmelidir. Vekalet ücretine ilişkin hak, kişisel hak niteliği taşıdığından, sanık veya müdafii tarafından, vekalet ücretine hükmedilmediğinin ya da eksik verildiğinin temyiz dilekçelerinde açıkça veya zımnen belirtilmesi halinde, Yargıtayca temyiz incelemesi yapılması zorunlu olduğundan, temyiz incelemesine geçilmiştir.
Kurulumuzca, beraat hükmünün temyiz edilebilir nitelikte olduğu kabul edildikten sonra, müdafi ücreti ile sınırlı temyiz incelemesinde görev konusunun incelenip incelemeyeceği tartışılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; beraat hükmünün temyiz edilebilir olduğunun kabul edilmesi karşısında, görev konusunun kamu düzenine ilişkin olması ve yargılamanın her aşamasında öncelikle dikkate alınması zorunlu olduğundan, müdafi ücreti ile sınırlı temyiz incelemesinde de göreve ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy