(1632 S. K. m. 66, 73) (353 S. K. m. 96) (477 S. K. m. 50)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ek savunma tespitine gerek bulunmamasına rağmen, ek savunmasının alınması sırasında, sanığa, görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderinden sayılacağı ve mahkumiyeti halinde kendisinden tahsil edileceğinin bildirilmesinin, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurup doğurmadığına ilişkindir.
Daire; usulen gerekli olmayan ek savunma alınması işlemi sırasında yapılan hukuka aykırılığın savunma hakkını kısıtlamadığını kabul ederken,
Başsavcılık; hükmün kesinleşmesine kadar sanığın her aşamada bir müdafiin yardımından yararlanmayı isteme hakkının bulunduğunu; gereksiz de olsa alınan ek savunması sırasında, istemesi halinde görevlendirilecek müdafie yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağının ve mahkumiyeti halinde kendisinden tahsil edileceğinin bildirilmesinin, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğunu ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık bu merkezde olmakla birlikte; kamu düzenini ilgilendiren ve yargılamanın her aşamasında, öncelikle ve resen göz önüne alınması zorunlu olan görev yönünden inceleme yapılması; Askeri Mahkemenin, iddianamede suç teşkil ettiği belirtilen ve ceza isteminde bulunulan eylemle ilgili davaya bakmakla görevli olup olmadığının ortaya konulması gereklidir.
Sanığın, 28.01.2009 günü saat 14.30da birliğinden firar ettiği, 04.11.2009 günü saat 16.50de emniyet görevlilerine teslim olduğu, böylece, bu tarih ve saatler arasında kesintisiz süren, kendiliğinden gelmekle son bulan, ASCK'nın 66/1-a ve 73üncü maddeleri kapsamına giren firar suçunu işlediği kabul edilerek hüküm kurulmuş ve Dairece de bu kabul yerinde görülmüş ise de;
Ceza yargılamasında amaç maddi gerçeğe ulaşılması olup, bu amaca yönelik bulunan 353 sayılı Kanunun 96/3üncü maddesi, Şüpheli suçunu itiraf etse bile, öz vakanın soruşturulması gerekir. hükmünü içermektedir. Maddi gerçeğe ve buna bağlı olarak kesin yargıya ancak her türlü kuşkunun giderilmesiyle ulaşılabilecektir. Bu konuda sanığın beyanı yeterli olamayacağından, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin öncelikle göz önüne alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, sanığın, Askerlik Şubesi sevk pusulasına göre okur yazar olduğu, ifadesine göre ilköğretimi üçüncü sınıftan terk ettiği, emniyet görevlilerine teslim olduğunda tutulan tutanağa göre; üstünde saat, para veya kıymetli hiçbir şeyin çıkmadığı görülmektedir. Birlik kayıtlarında ise, sanığın saat 18.00de firar ettiğinin tespit edildiği ifade edilmektedir.
Eğitim düzeyi, olayın oluş biçimi göz önüne alındığında, sanığın, birlik kayıtları veya herhangi bir tanıkla doğrulanamayan ve şüpheyle karşılanması gereken firar saatiyle ilgili beyanlarına itibar edilmeyerek, firar başlangıç saati olarak, birlik kayıtlarının esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; sanığın firar eyleminin, 28.10.2009 tarihinde saat 18.00de başladığı, 04.11.2009 tarihinde saat 16.50de sona erdiği, temadi süresi yedi tam günü bulmadığından, diğer unsurlarında gerçekleşmesi halinde 477 sayılı Kanunun 4895 sayılı Kanun ile değişik 50nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kısa süreli kaçma disiplin suçunu oluşturacağı sonucuna varıldığından ve bu suçla ilgili davaya bakma görevi disiplin mahkemelerine ait bulunduğundan; Başsavcılığın itirazına atfen ve resen Daire kararının kaldırılarak, mahkumiyet hükmünün suç vasfına bağlı görev yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy