(765 S. K. m. 95, 456) (6136 S. K. m. 13)
İnfazı yapılmakta olan mahkumiyet hükmüne konu suçun işlendiği tarihten önce kesinleşmiş hükümdeki cezaların ertelenmiş ve suçun işlendiği tarihi itibarıyla mahkumiyet hükmünün esasen vaki olmamış sayılmasını gerektiren sürenin geçmemiş olmasının, mahsup işleminin yapılabilmesi bakımından bir önemi bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında başka suçlardan daha önce yapılmış ve 25.04.2003 tarihinde mahkumiyet hükümlerinin kesinleşmesiyle sonuçlanmış olan yargılama sırasında tutuklulukta geçirilen sürenin, sanığın 21.11.2005 - 02.03.2008 tarihleri arasında işlemiş olduğu firar suçundan verilmiş olan mahkumiyet hükmüne konu cezasının infazından sayılmasının mümkün olup olmadığına ilişkin bulunmaktadır.
Daire; firar suçunun, önceki suçlardan verilmiş olan hükümlerin kesinleşmesinden sonra işlenmiş olduğu ve dolayısıyla önceki suçlardan yapılan yargılamada tutuklu olarak geçirilmiş olan sürenin, sonraki firar suçundan verilmiş olan cezanın infazından sayılamayacağını kabul etmişken;
Başsavcılık; önceki mahkumiyet hükümlerine konu cezaların ertelenmesine karar verilmiş olduğu, sanığın daha önceden tutuklu kaldığı süreye güvenerek yeniden bir suç işlemesinin söz konusu olabilmesi için 765 sayılı Kanun'un 95inci maddesi uyarınca mahkumiyetin esasen vaki olmamış sayılması ve bunun için hükmün kesinleşmesinden itibaren suç işlenmeden beş yıl geçmesi gerektiği, halbuki sanığın beş yıllık süre geçmeden cezası infaza konu olan firar suçunu işlediği, dolayısıyla mahsup işleminin yapılmasında yasal bir engelin bulunmadığı görüşündedir.
Uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle ilgili mahkumiyet hükümlerinin incelenmesi gerekmektedir.
Mahkumiyet Hükümlerinin İncelenmesi
Malatya 1inci Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.04.2003 tarihli, 2002/254 ve 2003/73 sayılı kararı ile; hükümlünün, 6136 sayılı Kanun'un 13/1 ve 765 sayılı Kanun'un 456ncı maddeleri kapsamında, yasaya aykırı ruhsatsız yarı otomatik ateşli silah taşımak ve etkili eylem suçlarını işlediği kabul edilerek; her iki suçtan dolayı verilen cezalar toplanmak suretiyle ve sonuç olarak 2.725.902.000 TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Kanun'un 6ncı maddesi uyarınca cezasının ertelenmesine, tutuklulukta ve nezarette geçirilen sürelerin 765 sayılı TCKnın 40ıncı maddesi uyarınca cezasından düşürülmesine karar verilmiş; taraflarca temyiz edilmeyen bu hükümlerin, 25.04.2003 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
Gerekçeli hüküm içeriğinden, sanığın yapılan bu yargılamada, 09.04.2002-31.07.2002 tarihleri arasında tutuklu kaldığı; Malatya 1inci Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2011 tarihli yazısından, ertelenmiş olan cezanın infaz edilmesine ilişkin bir talepte bulunulmamış olduğu anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkemenin incelemeye konu duruşmasız işlere ait kararının verilmesine sebep teşkil eden ve o tarihte infaz edilmekte olan mahkumiyet hükmü ise, 12nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 06.10.2009 tarihli ve 2009/1053-807 sayılı; hükümlünün, 21.11.2005 - 02.03.2008 tarihleri arasında işlediği firar suçundan dolayı sonuç olarak on ay hapis cezasıyla mahkumiyetine ilişkin hüküm olup; bu hüküm de, Askeri Yargıtay 2nci Dairesinin 08.12.2010 tarihli ve 2010/2405-2399 sayılı kararı ile onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
İlgili Hükümlerin İncelenmesi
5237 sayılı TCKnın 63üncü maddesinde, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş sürelerin, hükmolunan hapis cezasından indirileceği; adli para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir günün yüz Türk Lirası sayılmak üzere cezadan indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Madde gerekçesinde, hüküm gerçekleşmeden önce gerçekleşen ibaresi ile; hükümlünün mahkum edildiği suçtan başka bir fiilden dolayı yargılama nedeniyle hürriyetinin sınırlanmış olması halinde de, mahsubun hangi koşul ile yapılabileceğinin gösterildiği ifade edilmiştir.
01.06.2005 tarihinden önce yürürlükte olan Mülga 765 sayılı TCKnın 40ncı maddesinde de, hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen tutukluluğun ceza mahkumiyetlerinden indirileceği hükmünün bulunduğu dikkate alındığında; hangi tutukluluk hallerinin mahsuba konu olabileceği hususunda, esas itibarıyla önceki ve sonraki yasal düzenlemeler arasında bir farklılık bulunmadığı görülmektedir. Mülga 765 sayılı TCKnın 40ncı maddesinde sadece tutukluluk süresinden söz edilmiş ise de; bununla, hürriyetin sınırlanmasının bütün hallerinin ifade edildiği kabul edilmiş ve uygulanmıştır.
Yakalama, tutuklama ve gözlem altına alma gibi çeşitli sebeplerle kişilerin hürriyetlerinin kısıtlanmasının, ancak yargılama hukukunun belirli amaçları doğrultusunda ve zorunlu hallerde mümkün bulunması; bu hallerin ceza niteliğinde olmaması, suçluluğun ancak kesinleşmiş mahkumiyet hükmüyle belirlenmesi, mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden önce infaz edilmesinin söz konusu olmaması ve zorunlu olarak hürriyeti kısıtlayıcı haller nedeniyle olası mağduriyetlerin önlenmesi bakımından, cezaların infazı sırasında mahsup işleminin yapılmasında yasal zorunluluk bulunmaktadır.
Şahsi hürriyeti sınırlandıran hallerin infaz edilecek cezadan mahsup edilebilmesi için, mutlaka infaza konu olan mahkumiyet hükmüyle ilgili yargılama sürecinde gerçekleşmiş olmaları gerekmemekte, hükümlü hakkındaki başka yargılamalar sürecinde gerçekleşen hürriyeti sınırlandıran hallerin de, kural olarak mahsubu mümkün bulunmaktadır. Ancak; burada dikkat edilmesi gereken husus, infazı gereken mahkumiyet hükmündeki suçun, mahsup edilecek hallerin sebebini oluşturan yargılama sonunda verilmiş olan hükmün kesinleşmesinden önce işlenmiş olmasıdır. Yani; suçun işlendiği tarih itibarıyla kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış bütün yargılamalarda geçen şahsi hürriyeti kısıtlayıcı sürelerin mahsubu mümkün iken, beraatle sonuçlanmış olsa bile, suçun işlendiği tarihten önce kesin hükme bağlanmış olan yargılamalarda geçen sürelerin mahsubu mümkün bulunmamaktadır. Burada gözetilen ilke; kişilerin, geçmişteki yargılamaları nedeniyle hürriyetleri kısıtlanmış olarak geçirdikleri sürelere güvenerek suç işlemelerinin önlenmesi ve dolayısıyla hukuki güvenliğin sağlanmasıdır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 06.03.1940 tarihli ve 1940/5-68 sayılı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.12.2003 tarihli ve 2003/8-291-303 sayılı, 31.01.2006 tarihli ve 2006/1-4-7 sayılı, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 11.10.1993 tarihli ve 1993/103-101 sayılı, Askeri Yargıtay 4üncü Dairesinin 18.11.2008 tarihli ve 2008/2143-2138 sayılı, 26.05.2010 tarihli ve 2010/1400-1572 sayılı kararlarında olduğu gibi, her iki yüksek mahkemenin kabul ve uygulamaları da tamamen bu yöndedir.
Dava Konusu Durumla İlgili Değerlendirme ve Kabul
Bu açıklamalar kapsamında olay incelendiğinde; hükümlünün, mahsup istemine konu olan 09.04.2002-31.07.2002 tarihleri arasındaki tutukluluğuyla ilgili yargılama sonunda verilmiş olan mahkumiyet hükmünün 25.04.2003 tarihinde kesinleşmiş olduğu; buna karşılık infaza konu olan mahkumiyetine ilişkin firar suçunun ise, bu tarihten yaklaşık iki yıl yedi ay sonra 21.11.2005 - 02.03.2008 tarihleri arasında işlendiği, dolayısıyla mahsup işlemi yapılmasının mümkün olmadığı görülmektedir.
Tebliğnamede; Malatya 1inci Ağır Ceza Mahkemesince verilmiş olan mahkumiyet hükmüne konu 2.725.902.000 TL ağır para cezasının 647 sayılı Kanun'un 6ncı maddesi uyarınca ertelenmiş olduğu, 765 sayılı TCKnın 95inci maddesine göre esasen vaki olmamış sayılması için hükmün verildiği 18.04.2003 tarihinden itibaren suç işlemeden geçirilmesi gereken beş yıllık süre dolmadan hükümlünün firar suçunu işlediği; dolayısıyla önceki mahkumiyetleriyle verilmiş olan cezanın infazı gerektiği, hükümlünün önceden tutuklulukta geçirdiği süreye güvenerek yeniden bir suç işlemesi halinin bulunmadığı ve dolayısıyla tutukluluk süresinin mahsubuna yasal bir engel bulunmadığı ileri sürülmüş ise de; yasada, hükümlü hakkında yapılan başka yargılamalar nedeniyle gerçekleşmiş olan şahsi hürriyeti sınırlandırıcı hallerin mahsubunun yapılabilmesi için, bu yargılamalar sonunda verilmiş olan hükümlerin, infazı yapılmakta olan mahkumiyet hükmüne konu suçun işlendiği tarihten önce kesinleşmemiş olmaları gerektiği düzenlenmiş ve böylelikle, kişilerin çeşitli hukuki gerekçelerle ceza bakımından bir çeşit alacaklı durumda olmaları ve bu duruma güvenerek bir başka suçu işlemeye yönelmeleri engellenmek istenmiştir.
Önceki mahkumiyete konu cezanın ertelenmiş olup olmamasının veya ertelenmiş cezanın infaz edilmesini gerektiren hallerin sonradan ortaya çıkmasının bir önemi bulunmamaktadır. Çünkü böyle bir değerlendirme yapılması halinde; cezasından daha uzun süre tutuklu kalmış ve cezaları ertelenmiş kişilerin ceza alacaklısı durumuna düşmeleri ve dolayısıyla beklenen amaç dışına çıkılması mümkün bulunmaktadır. Kaldı ki; hükümlü bakımından aynı durum dikkate alındığında da, TCKnın 63üncü maddesi uyarınca, önceki cezasının infazı için tutuklulukta geçirdiği 123 günlük sürenin 27 günlük kısmının yeterli olacağı, kalan kısmında ise hükümlünün alacaklı durumda kalacağı görülmektedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy