(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın içinde bulunduğu psikolojik durumunun, izin süresini geçirmesini haklı kılacak derecede olup olmadığının belirlenmesi için bilirkişi dinlenmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin bulunmaktadır.
Daire; bu konularda psikiyatri uzmanı bir bilirkişinin dinlenilmesinden sonra hüküm kurulması gerektiğini kabul etmişken; Başsavcılık, buna gerek olmadığı görüşündedir.
Uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle dava konusu olayın ve mevcut kanıtların incelenmesi gerekmektedir.
Olayın Gelişimi ve Kanıtlar
Dosya içeriğine göre; Iğdırdaki Birliğinde askerlik görevini yapmakta olan sanığın, 09.02.2009 tarihinde, iki günlük yol süresi hariç olmak üzere on beş gün izinli olarak Ağrıya gönderildiği, aynı gün Ağrı Kabul ve Toplanma Merkezinden serbest bırakılmakla birlikte, ayrılış zamanının belli olmadığı; izin süresi içinde babasının sağlık durumunun ağırlaşması nedeniyle, izin süresinin yedi gün daha uzatıldığı ve buna ilişkin izin belgesi düzenlendiği; babası 24.02.2009 tarihinde vefat eden sanığın izin süresi sonunda 05.03.2009 tarihinde Birliğine katılması gerekirken, on gün sonra 15.03.2009 tarihinde kendiliğinden geldiği anlaşılmaktadır.
Sanık, bütün sorgu ve savunmalarında; babasının vefat etmesi üzerine çok üzgün olduğunu, bu sebeple psikolojisinin bozulduğunu, askerliğine engel psikolojik bir rahatsızlığı olmadığını, sadece babasının ölümü nedeniyle üzüntü duyduğunu, bununla ilgili herhangi bir ilaç almadığını ve tedavi görmediğini, zor durumda olan annesini yalnız bırakmamak ve ona destek olmak için yanında kaldığını, annesini İstanbulda bulunan akrabalarının yanına bıraktıktan sonra Birliğine döndüğünü, ikisi kız biri erkek olmak üzere üç kardeşi olduğunu, erkek kardeşinin İstanbulda çalıştığını, bir kardeşinin evli olduğunu, diğerinin ise okula gittiğini ve suç kastı ile hareket etmediğini beyan etmiştir.
Aile nüfus kayıt örneğinden; sanığın babasının 24.02.2009 tarihinde vefat ettiği; 24.09.1981 doğumlu bir ağabeyi, 24.09.1977 doğumlu evli bir ablası ve 05.05.1993 doğumlu bir kız kardeşi olduğu anlaşılmaktadır.
İzin Süresini Geçirmek Suçu ve Özür Kavramı ASCKnın 66/1-b maddesinde: Kıtasından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmeyenlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddeyle, izin, istirahat veya hava değişimi sebebiyle görev yerinden ayrılanların, belirli süre içinde ve özürsüz olarak dönmemeleri hali cezalandırılmaktadır. Suçun koruduğu hukuki menfaat, askerlik hizmetinin, kanuna uygun ve istikrarlı olarak zamanında yerine getirilmesi, hizmetin aksamasına sebebiyet verilmemesidir.
Hangi hallerin özür olarak kabul edilebileceği maddede tanımlanmamış; TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57 ve 58inci maddelerinde, izinli bulunan personelin zamanında kıtasına dönememesine ilişkin haller:
- zamanında dönmeyi engelleyecek şekilde sıhhi mazeret,
- aile fertlerinden birinin ağır hastalığı veya ölümü,
- kaza, doğum,
- yangın gibi beklenmeyen felaketler,
- hava, yol ve nakil araçlarından kaynaklanan gecikmeler,
olarak belirlenmiş ve bu durumlarda neler yapılması gerektiği gösterilmiştir.
Askeri Yargıtayın yerleşmiş kararlarıyla, Yönetmelikte gösterilen bu haller ile; bunlara benzerlik gösteren, beklenmeyen ve aniden ortaya çıkan durumlar, sanığın ortaya koyduğu davranışlarla birlikte değerlendirilmek suretiyle özür olarak kabul edilmektedir.
Değerlendirme ve Kabul
Bu kapsamda dava konusu olaya bakıldığında; sanığın, babasının hastalığı nedeniyle toplam on yedi gün izne gönderilmiş olduğu, babasının sağlık durumunun ağırlaşması nedeniyle izin süresinin yedi gün daha uzatıldığı, babasının ölüm tarihinden itibaren izninin bitimi olan dokuzuncu günün sonunda Birliğine katılması gerekirken, on dokuzuncu günde katıldığı; babasının ölümünden kaynaklanan üzüntüsü dışında yasal bir özrü bulunmadığı, ölümden sonra Birliğine katılması gereken tarihe kadar geçen sürenin ölümden kaynaklanan ailevi sorunlarını halletmek için yeterli bir süre olduğu anlaşılmaktadır.
Daire tarafından; sanığın, babasının vefatı üzerine matem reaksiyonu (yas sendromu) içerisine girmiş olabileceği ve bu durumunun da izinden zamanında dönmesini engelleyecek şekilde sıhhi mazeret olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu gözetilmek suretiyle, bu hususların belirlenmesi için psikiyatri uzmanı bir bilirkişinin dinlenilmesi gerektiği kabul edilmiş ise de; sanık, kendi beyanlarıyla, askerliğine engel psikolojik bir rahatsızlığı olmadığını, sadece babasının ölümü nedeniyle üzüntü duyduğunu, bununla ilgili herhangi bir ilaç almadığını ve tedavi görmediğini belirtmek suretiyle, esas itibarıyla kıtasına katılmasını geciktirecek nitelikte bir hastalığı bulunmadığını ortaya koymuş olduğu gibi, böyle bir kuşkuyu haklı kılacak hiçbir kanıt da bulunmamaktadır.
Bu sebeplerle, mahkumiyet hükmünün bozulmasına ilişkin Daire kararının gerekçesinin, kanıtlara ve hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy