(1632 S. K. m. 82) (765 S. K. m. 191) (5237 S. K. m. 106)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın mağdura karşı sarf ettiği sözlerin üstü tehdit suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Daire; sanığın, mağdura sarf ettiği sözlerin üste saygısızlık disiplin suçu kapsamında kaldığını kabul ederken;
Başsavcılık; üstü tehdit suçunun sübuta erdiğini ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; sanığın, 18.04.2009 tarihinde çıktığı çarşı izninden alkollü olarak döndüğü, mağdur Top.Uzm.Çvş. H.K.nin olayı Nöbetçi Amirine bildirdiği, Nöbetçi Amirince görevlendirilmesi üzerine, alkol muayenesi için GATA Eğitim Hastanesine götürülen sanığın olay anında 1,99 promil (199 mg/dl) alkollü olduğunun tespit edildiği, sanığın hastaneye gidiş ve getiriliş sırasında mağdura hitaben, Bunu bana yapmayacaktınız, nizamiye nöbetinde sıkacağım, daha sonra da silahı şakağıma dayayacağım, beni Hakkariye sürün, teröristlerle çatışmaya gireceğim, sonra da ilk sizi vuracağım şeklinde beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 17.12.2009 tarihli ve 2009/131-126 sayılı ilamında da belirtildiği üzere;
Amiri veya üstü tehdit suçunu düzenleyen ASCKnın 82/2nci maddesi; Amir veya üstünü herhangi bir suretle tehdit edenlere, ... cezası verilir. ... şeklinde olup, suçun unsurları konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığı görülmektedir. Uyum ve kararlılık gösteren Askeri Yargıtay kararlarında, ASCKnın 82/2nci maddesinde yazılı tehdit suçunun unsurlarının, 765 sayılı TCKnın 191inci maddesinde belirtildiği, bu maddede, Bir kimsenin ... başkasını ağır ve haksız bir zarara uğratacağını bildirmesi biçiminde tanımlandığı, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCKnın 106/1inci maddesinde, Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit etme... şeklinde yer aldığı görülmektedir.
5237 sayılı TCKnın Tehdit başlıklı 106ncı maddesinin gerekçesinde; Suçun oluşması bakımından tehdit konusu kötülüğün gerçekleşip gerçekleşmemesi, önemli değildir. Tehdidin objektif olarak ciddi bir mahiyet arz etmesi gerekir. Yani, istenilenin yerine getirilmemesi halinde tehdit konusu kötülüğün gerçekleşeceği ihtimali objektif olarak mevcut olmalıdır. Sarf edilen sözler, gerçekleştirilen davranış muhatap alınan kişi üzerinde ciddi bir korku yaratma açısından sonuç almaya elverişli, yeterli ve uygun değilse, tehdidin oluştuğu ileri sürülemez. Failin söz ve davranışlarının muhatabı üzerinde ciddi şekilde korku ve endişe yaratacak uygunluk ve yeterlilik içerip içermediğinin her somut olayda araştırılması gerekir. Objektif olarak ciddi bir mahiyet arz eden tehdidin somut olayda muhatabı üzerinde etkili olması şart değildir. Kişi, fail, objektif olarak ciddi bir mahiyet arz eden söz ve davranışlarla mağduru tehdit etmek istemiş olmasına rağmen; mağdur, bu söz ve davranışları ciddiye almamış olabilir. Bu durumda tehdit yine gerçekleşmiştir. Tehdidin gerçekleşip gerçekleşmemesi, muhatabı üzerinde etkili olup olmamasına bağlı tutulmamalıdır. Failin de kendisinin tehdit konusu tecavüzü gerçekleştirebilecek imkan ve iktidara sahip olduğu kanaatini karşı tarafta uyandırdığını bilmesi gerekir. denilmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.02.1991 gün ve 368-36 sayılı kararında da açıklandığı üzere, tehdit, mağduru istenilen bir hareketi yapmaya zorlamak ve onu korkutmak olduğuna göre, hukuken değerlendirilmesi için uygunluk, elverişlilik, yeterlilik koşulları gerçekleşmelidir...
Tehdit suçunun oluşması için özel kast aranmaz. Failde suç işleme genel kastının bulunması yeterlidir. Fiilin belli bir saikle işlenmesi de aranmaz. Fakat fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, elverişlilik, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından da söz edilemez. Bir babanın, iyiliği için çocuğuna kızmasında, malına zarar vereni uzaklaştırmak için mal sahibinin sonucunu düşünmeden ve istemeden fevren bağırma sırasında sarf ettiği sözlerde tehdit suçunun oluşmaması; öfkenin suç kastını kaldırması ve öfkeyle işlenen tehdidin suç olmayacağı nedeniyle değil, söylenen sözlerde ciddiyet bulunmaması nedeniyledir. Zira, mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamıştır. Failde böyle bir zarara uğratma düşüncesi de bulunmamaktadır.
Tehdit suçunun yukarıda açıklanan yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli ve olayda; fail ile mağdur arasındaki mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır. (Emine Ülker TARHAN, Yeni Türk Ceza Yasasında Tehdit ve Hakaret Suçları, Sh.102)
TCKnın 34üncü maddesi; (1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.
(2) İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. şeklinde düzenlenmiştir.
Sanığın olay günü iradi olarak 1,99 promil seviyesinde alkol aldığı göz önüne alındığında, alkolün etkisinde iken suç işlemesi halinde, alkollü olmasının cezaya etkisi olmayacağı kanun hükmüdür.
Bu nedenle, olay anında ayakta durmakta zorlanan, alkol kokan ve mağdurun ifadesine göre dili dolanan sanığın bu durumu, kendisine suç işleme ayrıcalığı tanımadığı gibi, sarf ettiği sözlerin ciddi korku yaratmaya elverişli, yeterli ve uygun olması halinde ceza alması gerekeceği açıktır.
Somut olayda, sanığın, iddianamede tehdit olarak belirtilen ifadelerinin ilk bölümünde, alkol muayenesine götürülmesine sitem ettiği, silahı kendi şakağına dayamadan önce nöbette sıkacağını söylerken, mağdura doğru sıkacağını söylemediği, akabinde kendisinin Hakkariye sürülmesi yönünde gerçekleşmesi o an itibarıyla olası olmayan ve elinde bulunmayan bir talebini söyledikten sonra sözlerinin ikinci bölümünde Teröristlerle çatışmaya gireceğim, sonra da ilk sizi vuracağım. şeklinde sarf ettiği sözlerin; hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi, mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratma açısından sonuç almaya elverişli, yeterli ve uygun olmadığı görülmektedir. Tebliğnamede sarf edildiği belirtilen Sizin de çocuğunuz var, beni ihbar etmemeniz gerekirdi şeklindeki ifadenin iddianamede iddia konusu edilmediği için değerlendirilmediği, yine sanığın kolundaki kesik izlerini gösterdikten sonra mağdurdan kendisini dövmesini istemesinin, sanığın alkolün etkisiyle yaptığı ciddiyetten uzak, tutarsız davranışlar olduğu kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; sanığın ciddi olmayan sözlerinde ve davranışlarında tehdit kastının varlığından ve bu sözlerin tehdit suçunu oluşturduğundan bahsedilemez ise de; sarf edilen sözlerin askeri kural ve terbiyeye uygun olmaması nedeniyle üste saygısızlık suçunu oluşturacağı, bu kapsamda Daire kararının hukuka uygun olduğu sonucuna varıldığından, Başsavcılığın aksi yöndeki itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy