(353 S. K. m. 196, 227) (1632 S. K. m. 117)
Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanığın dava konusu eylemlerinin ASCKnın 117/1inci maddesinde yazılı asta müessir fiilde bulunmaya teşebbüs etmek suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin bulunmaktadır.
Daire, mevcut kanıtlara göre asta müessir fiilde bulunmaya teşebbüs etmek suçunun unsurlarının oluştuğu ve sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği görüşünde iken; Askeri Mahkeme tarafından, teşebbüs hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, sanığın müessir fiil kastıyla hareket ettiği kabul edilse bile eyleminin 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanununun 55'inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği; sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi için yeterli kanıt bulunmadığı, savunmasında belirttiği hususların aksinin kanıtlanamadığı ve suç kastı bulunmadığı görüşündedir.
Uyuşmazlık konusuna geçilmeden önce, katılanın temyiz isteminin yasal süresi içinde olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Temyiz İsteminin Süre yönünden İncelenmesi
353 sayılı Kanun'un 196ncı maddesi uyarınca; kanun yolları, askeri savcı, şüpheli, sanık ve katılan, katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar ile teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıta komutanı ve askeri kurum amirine açık bulunmakta; Kanun'un 209uncu maddesi uyarınca, temyiz isteminin karar veya hükmün tefhiminden veya tebliğinden itibaren bir hafta içerisinde yapılması gerekmektedir.
Katılana gerekçeli hükmün tebliğ edilmesi için yapılan işlemler incelendiğinde; ADIYAMAN, Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü adresine çıkarılan ilk tebliğ mazbatasının 27.10.2011 tarihinde, Memur S.K. imzasına tebliğ edildiği; mazbatada, tebliğ işleminin neden katılanın kendisine değil de Memur S.K.ye yapıldığına ilişkin bir açıklama bulunmadığı, daha sonra aynı adrese tekrar çıkarılan tebliğ mazbatasının, 26.01.2012 tarihinde, Muhatap tevziat esnasında adreste hazır bulunamadı, nöbetçi memur İ.Y. imzasına tebliğ yapıldı açıklamasıyla, Nöbetçi Memur İ.Y. imzasına tebliğ edildiği; katılanın 31.01.2012 tarihinde kayda alınan dilekçesi ile temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Tebligatla ilgili hükümler
7201 sayılı Tebligat Kanununun;
17nci maddesinde: Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde, tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.;
20nci maddesinde: 13, 14, 16, 17 ve 18inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21inci maddeye göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren on beş gün sonra yapılmış sayılır.;
25.01.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girmiş olan Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikin;
26ncı maddesinde: (1) Belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlere, o yerde de tebligat yapılabilir.
(2) Muhatabın işyerinde bulunmaması halinde tebliğ, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.
(3) Muhatap, meslek veya sanatını konutunda icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Bunlardan hiçbirinin bulunmaması durumunda tebliğ, aynı konutta sürekli olarak oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.;
29uncu maddesinde: 21, 22, 23, 25, 26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar.
(2) Bu kişilerin beyanlarını imzadan kaçınmaları ve tebliğ evrakını kabul etmemeleri durumunda, tebliğ memuru bu hususu tutanağa yazar, imzalar ve tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti üyesinden birine ya da kolluk amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve teslim ettiği kişinin adresini içeren ihbarnameyi gösterilen adresin kapısına yapıştırır.
(3) Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 21, 22, 23, 25, 26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren on beş gün sonra yapılmış sayılır.;
hükümleri yer almaktadır.
Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikin
25.01.2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte olan Tebligat Tüzüğünün 23 ve 26ncı maddeleri hükümleri de, Yönetmelikin 26 ve 29uncu maddelerine paralel hükümler içermektedir.
Değerlendirme
Bu hükümlere göre; belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra eden muhatabın işyerinde bulunmaması halinde, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerine tebliğ işlemi yapılabilmekte; bunun için kendisine tebligat evrakı verilecek kişilerin, muhatabın başka yere gittiğini belirtmeleri, bu durum ile beyanda bulunanın adı ve soyadının tebliğ mazbatasına yazılması ve altının beyanda bulunan kişi tarafından imzalanması gerekmektedir.
Katılan adına çıkarılan ilk tebliğ mazbatasının 27.10.2011 tarihinde, Memur S.K. imzasına tebliğ edildiği görülmekle birlikte; mazbatada, tebliğ işleminin neden katılanın kendisine değil de Memur S.K.ye yapıldığına ilişkin bir açıklama bulunmadığından, tebliğ işleminin bizzat katılana yapılmamış olmasının sebebi ve dolayısıyla hukuka uygun olarak yapılıp yapılmadığı anlaşılamamakta; yapılan tebligat işleminin hukuka aykırı olduğunun kabulü gerekmektedir.
26.01.2012 tarihinde yapılan tebligat işleminin hukuka uygun olması, temyiz davası açma süresinin bu tarihten itibaren başlaması ve katılanın 31.01.2012 tarihinde kayda alınan dilekçesi ile yaptığı temyiz isteminin de yasal süresi içinde olması nedenleriyle, temyiz incelemesi yapılmasına karar verilmiştir.
Temyiz İncelemesi
Usul yönünden yapılan incelemede;
Katılanın mağdur ve müteveffa J.Er E.E.'nin babası M.E. olduğu, önceki hükmün katılan adına ADIYAMAN Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü adresine çıkarılan mazbata ile tebliğ edildiği; katılanın vermiş olduğu temyiz dilekçesi ve ek temyiz dilekçesinde adres olarak bu adresi gösterdiği; tebliğnamenin bu adreste kendisine tebliğ edildiği;
Bozma ilamının Askeri Mahkemeye ulaşmasından sonra 12.05.2011 tarihinde hazırlanan Duruşmaya Hazırlık Tutanağı ile; duruşmanın 10.08.2011 tarihinde yapılacağının belirlendiği, sanığın Askeri Yargıtay bozma ilamına karşı diyeceklerinin belirlenmesi için talimat yazılmasına, bozma ilamının ve duruşma gününün müdafie ve katılana tebliği için mazbata çıkarılmasına karar verildiği;
Bu karar uyarınca duruşma günü ve bozma ilamının tebliği için, katılan M.E. yerine, M.E. adına, Adıyaman, ... Mahalle, ... Blok ... No:... adresine tebliğ mazbatası çıkarıldığı; 21.05.2011 tarihinde, muhatabın adresinden ayrılmış olduğu, yeni adresinin bilinmediği, beyanı verenin isim ve imza vermediği açıklanmak suretiyle, mahalle muhtarının da onayıyla tebliğ mazbatasının iade edildiği;
Katılan adına başkaca bir tebliğ işlemi yapılmadığı; sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin belirlenmesinden ve müdafie gerekli tebligatın yapılmasından sonra belirlenen 10.08.2011 tarihinde katılanın yokluğunda yapılan duruşmada hüküm kurulduğu;
Anlaşılmaktadır.
353 sayılı Kanunun 227nci maddesinin son fıkrasında: Sanık, müdafi, katılan ve vekilinin dosyada bulunan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da, duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, sanığın her halde dinlenilmesi gerekir. hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre; bozma kararından sonra ve yeni bir hüküm verilmeden önce, sanık ve müdafiin yanı sıra, katılan ve vekilinin de bozmaya karşı diyeceklerinin belirlenmesi gerekmekte; ancak, adreslerine gerekli tebligat yapılamaması veya tebligat yapıldığı halde duruşmaya gelmemeleri halinde yokluklarında hüküm kurulabilmektedir.
Katılanın ismi yanlış yazılmak suretiyle eski adresine çıkarılan tebliğ evrakının tebliğ edilememiş olmasıyla, maddede öngörüldüğü şekilde tebliğ olunamama şartının gerçekleşmiş sayılamayacağında ve bunun, katılanın değil, Askeri Mahkeme personelinin hatasından kaynaklanmış olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Dolayısıyla; bozma kararının verilmesinden sonra, katılanın, bozma kararından ve duruşma gününden usulüne uygun olarak haberdar edilmesi ve duruşmaya gelmesi halinde diyeceklerinin belirlenmesi yoluna gidilmesi gerekirken, noksan ve hatalı tebligatla davaya devam olunarak yokluğunda hüküm kurulması hukuka aykırı bulunduğundan, beraat hükmünün usul yönünden bozulmasına karar verilmiş; bozma nedeni karşısında diğer yönlerden inceleme yapılmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy