(2709 S. K. m. 145) (5237 S. K. m. 86, 125) (1632 S. K. m. 85, 91) (765 S. K. m. 79)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemlerinin, TCK kapsamındaki suçları mı, yoksa ASCK'daki suçları mı oluşturduğuna ilişkindir.
Daire; sanığın iddia konusu eylemlerinin, mağdurun ifa ettiği adli ve mülki hizmetten doğduğunu ve bu hizmetlerin ifası sırasında işlendiğini, TCKnın 125 ve 86ncı maddelerinde yazılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ve kamu görevlisini görevi nedeniyle yaralama suçlarını oluşturduğunu kabul ederken;
Başsavcılık; astlık-üstlük ilişkilerinden doğan suçların, ASCKda ve 477 sayılı Kanunda özel olarak düzenlendiğini; sanık ile mağdur arasında astlık-üstlük ilişkisinin bulunması nedeniyle, sanığın eylemlerinin, ASCKın 85 ve 91inci maddelerinde yazılı üste hakaret ve üste fiilen taarruz suçlarını oluşturduğunu ileri sürerek Daire kararına itiraz etmiştir.
Dava dosyasındaki delillerden; resmi kıyafetli olan sanığın,
21.04.2010 tarihinde mesai çıkışı, .köyündeki kahvehaneye uğradığı, burada tanıdığı sivil kişi M.A.A.'yı görüp, konuştuğu, beraber bira içmeye karar verdikleri, biraları alarak köy çıkışındaki bir yere gittikleri, burada bir süre bira içtikleri, biraları bittikten sonra birkaç bira daha almak için, araçla yakındaki diğer köy olan Günlüce köyüne geldikleri, bira aldıkları sırada Günlüce köyünde oturan ve tanıdıkları sivil kişiler F.A., A.A., F.C., S.Ö., F.C. ve N.A.'nın da kendilerine katıldığı, hep birlikte iki köy arasında, yol kenarında bulunan bir yere gittikleri, burada beraberce içip, eğlendikleri, saat 24.00 sıralarında sanığın kendisine ait tabanca ile havaya yedi, sekiz el ateş ettiği, silah seslerini duyan bir vatandaş tarafından Jandarma Karakol Komutanlığına yapılan telefon ihbarı üzerine, Karakol Komutanı mağdur J.Kd.Bçvş. S.K.'nin, yanına devriye görevlisi olarak aldığı J.Erler M.G., U.S. ve O.K. ile birlikte, sanığın bulunduğu yere gittiği, olay yerine geldiklerinde, sivil kişilerden M.A.A.'yı yanına çağırarak kimin ateş ettiğini sorduğu, önce bu bilgiyi vermek istemeyen M.A.A.nın, ısrar edilince ateş edenin sanık olduğunu söylediği, mağdur Başçavuşun, bunun üzerine, sanığı yanına çağırarak ateş edip, etmediğini sorduğu, önce ateş etmediğini söyleyen sanığın, daha sonra ateş ettiğini kabul ettiği, akabinde sanığı araca davet ettiği, araca bindikten sonra sanıktan tabancasını teslim etmesini istediği, ancak sanığın tabancasını vermeyerek, araçtan indiği, arkasından mağdurun da araçtan indiği, sivillerin yanında tartışmamak için beraberce aracın arkasına doğru geçtikleri, mağdurun burada sanıktan tekrar silahını istediği, ancak sanığın Siz ne hakla benim silahımı istiyorsunuz? Benim tabancamı alamazsın. dediği, akabinde silahını almakta ısrar eden mağdurun yakasından tutarak düğmesini kopardığı, aynı zamanda Senin ananı avradını, Allahını, kitabını sinkaf ederim. şeklinde küfürler ettiği; mağdurun, görevli jandarma erlerine emir vererek sanığı tutmalarını ve kelepçelemelerini istediği, bu esnada direnen sanığın mağdura saldırıp, tekme atarak vurduğu, yüzüne yumruk attığı, bunun sonucu mağdurun dudağının patladığı ve kanadığı, sanığın aynı zamanda önceki küfürlerine benzer küfürlerini tekrarladığı, devriye erlerinin sanığı zorla yere yatırdıkları, bu esnada mağdurun, sanığın belinden tabancasını aldığı, zorla zapt edilen sanığın ellerine plastik kelepçe takıldığı, sanığın bir süre sonra ellerinin acıdığını söylemesi üzerine, mağdurun kelepçeyi çıkardığı, ancak sanığın yeniden mağdura tekme atarak saldırmaya kalkışması üzerine kendisine tekrar kelepçe takılarak yere yatırıldığı, bilahare mağdurun İl Merkez Jandarma Komutanı J.Yzb. A.D.'yi telefonla arayarak olay hakkında bilgi verdiği, bir müddet sonra J.Yzb. A.D.'nin olay yerine geldiği ve sanığı araca bindirerek götürdüğü, sanığın küfürlerine araç içindede devam ettiği, olay yerinde yapılan inceleme sonucu 7 adet 9 mm çapındaki tabanca mermisi boş kovanının bulunduğu, olay sonrası düzenlenen adli muayene raporlarına göre, sanığın 117 promil alkollü olduğunun, vücudunda çok sayıda yüzeysel sıyrıklar, kızarıklıklar ve cilt kesileri bulunduğunun, mağdurun vücudunda da üst dudakta sıyrık olduğunun saptandığı anlaşılmakta olup, esasen bu konuda Daire ile Başsavcılık arasında bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Anayasanın Askeri yargı başlıklı 145inci maddesinde; askeri yargının, askeri mahkemelerle disiplin mahkemeleri tarafından yürütüleceği; bu mahkemelerin, asker kişilerin; askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli oldukları hüküm altına alınmıştır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun; 07.10.1999 tarihli ve 1999/139-170 ve 13.06.1996 tarihli ve 1996/91-92 sayılı kararında etraflıca açıklandığı üzere; asker kişilerin işledikleri askeri suçlara benzer suçların Türk Ceza Kanununda da suç olarak yer aldığı ve hatta kimi zaman daha ağır bir cezayı gerektirdiği açık olsa bile, ASCKnın TCKya göre Özel kanun olması nedeni ile, ASCK hükümlerinin öncelikle uygulanma zorunluluğunun bulunduğu, Askeri Ceza Hukuku mevzuatındaki düzenlemelerde tarafların astlık-üstlük durumları ile amir veya maiyet durumlarının ölçü olarak alındığı, dava konusu eylemlerin niteliğinin tayininde de sanığın ve mağdurun rütbe ve kıdemlerinin, ölçü olarak göz önünde bulundurulması gerektiği, asker kişilerin işledikleri askeri suçların, benzeri suçlar Türk Ceza Kanununda yer alsa bile, öncelikle uygulanması, bunun Askeri Ceza Kanununun Özel kanun olma niteliğinin doğal bir sonucu olduğu, bu eylemlerin 765 sayılı TCKnın 79uncu maddesinin (5237 sayılı TCKnın 44üncü maddesi) öngördüğü Fikri içtima kuralı uygulanarak, cezalandırılmasına da olanak bulunmadığı kabul edilmiştir.
Disipline önem veren her orduda olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinde de astlık-üstlük ilişkileri önem arzettiğinden, gerek Askeri Ceza Kanununda, gerekse 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanunda bu ilişkilerden doğan suçlar özel olarak düzenlenmiş; Askeri suç veya Disiplin suçu haline getirilmiştir. Astın amir veya üstüne karşı işlediği suçlar; amir ve üste hakaret, amir ve üste mukavemet, amir ve üste fiilen taarruz, amir ve üste saygısızlık şeklinde; amir ve üstün astına karşı işlediği suçlar ise; asta müessir fiil ve asta hakaret ve kötü davranmak şeklinde yaptırım altına alınmıştır.
Askeri Ceza Kanunu veya 477 sayılı Kanunun kimi maddelerinde yazılı suçların karşılıklarının Türk Ceza Kanununda da yaptırıma bağlanmasına karşın, hangi hükmün daha ağır cezayı içerdiğine bakılmaksızın, özel kanun olan ASCKnın veya 477 sayılı Kanunun uygulanacağı kuşkusuzdur. Örneğin; zimmet, hırsızlık, müessir fiil vs. suçlarda olduğu gibi.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakacak olursak, kendisini Jandarma Karakoluna götürmek isteyen ve rütbece üstü durumunda bulunan J.Kd.Bçvş. S.K.nin yakasından tutup çekiştirerek düğmesini koparan, dudağına yumrukla vurarak kanatan, Senin ananı sinkaf ederim şeklinde küfürler eden sanığın eylemlerinin, üste fiilen taarruz ve üste hakaret suçlarını oluşturduğu, Askeri Mahkemenin belirlediği suç vasıflarının isabetli olduğu sonucuna varıldığından; Başsavcılığın itirazının kabulü ile dava dosyasının temyiz incelemesine devam edilmek üzere Daireye iade edilmesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy