(5271 S. K. m. 216)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, sübut noktasındadır.
Duruşma tutanakları incelendiğinde, direnme kararının verildiği 01.10.2012 tarihli duruşmada, kendisi ve müdafii huzurda bulunduğu halde, son sözün sanığa verilmediği gibi, son kez konuştuğu anlaşılan Askeri Savcının sözlerine karşı diyeceklerinin de, sanık ve müdafiinden sorulmamış olduğu anlaşılmaktadır.
CMKnın 216ncı maddesinde:
(1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir.
(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
(3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir.
hükümleri öngörülmüştür.
Kanunda ayrık hüküm bulunmadığından, direnilmek suretiyle hüküm kurulduğu hallerde de, savunma hakkının korunmasını amaçlayan bu hükümlere riayet edilmesi gerektiği kuşkusuzdur. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 18.12.2012 tarihli, 2012/104-112 sayılı kararı da bu yöndedir.)
Direnme niteliğinde verilmiş hükmün mahiyetine göre de, bahse konu usul hükmünden sarfınazar edilebileceği söylenemeyeceğinden, hükümden önce son sözün huzurda bulunan sanığa verilmesi zorunludur. Askeri Mahkemece, son sözün huzurda bulunan sanığa verilmeden, kanunun savunma hakkını koruyan bu hükmü uygulanmadan kurulan ve usul yönünden hukuka aykırı bulunan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy