(5237 S. K. m. 86, 91) (5237 S. K. m. 3, 39)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık, tutuklu olarak askeri ceza ve tutukevinde bulunan askeri şahıslar arasında astlık-üstlük ilişkisinin bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak, sanığın eyleminin, üste fiilen taarruz suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Daire; askeri ceza ve tutukevine kapatılan rütbeli askeri şahısların, askeri hizmetle ilişkileri kesilip, askeri elbiselerinden arındırılıp tamamen tutuklu ve hükümlü olmaları ve askeri ceza ve tutukevinde kalmaları nedeniyle aralarında astlık-üstlük statüsü bulunmadığını, bu nedenle, askeri ceza ve tutukevinde tutuklu olarak bulundukları sırada sanığın, mağdura tokatla vurma şeklinde gerçekleşen eyleminin üste fiilen taarruz suçunu oluşturmayıp, TCKnın 86/2nci maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunu oluşturduğunu kabul ederken;
Başsavcılık; sanığın, üstü olduğunu bildiği mağdura karşı gerçekleştirdiği eyleminin, üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğunu ileri sürerek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Dosyadaki delillerden; sanık ile mağdur Tekns.Kd.Bçvş. A.Ö.nün,
Komutanlığı Askeri Ceza ve Tutukevinde tutuklu olarak bulundukları, 08.07.2012 tarihinde T-3 koğuşunda Tekns.Kd.Bçvş. N.B. ve J.Kd.Bçvş. V.A. ile birlikte bir masada oturup televizyonda tenis maçı seyrettikleri sırada, mağdurun, elini masaya vurarak Sigara içeceğim dediği, ardından sanığın, bu hareketin kendisine yapıldığını düşünerek, sağ eliyle önce masaya, sonra da mağdurun sol yanağına tokatla vurduğu, anlaşılmaktadır.
ASCKnın 3üncü maddesinde askeri şahıslar; Meraşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve er, erbaş ve erler ile askeri öğrencilerdir. şeklinde tarif edilmiştir.
ASCKnın 39uncu maddesinin 4üncü fıkrasındaki; Yargı organlarınca haklarında tutuklama kararı verilen asker kişiler, bu sıfatlarını korudukları sürece askeri tutukevine konulurlar. hükmü de dikkate alındığında, asker kişi olması nedeniyle askeri ceza ve tutukevinde tutuklu olarak bulunan sanık ve mağdurun, asker kişi olduklarını ve rütbeleri itibarıyla aralarındaki astlık-üstlük ilişkisinin devam ettiğini kabul etmek gerekmektedir.
Gerek Askeri Ceza Kanununda, gerekse 353 sayılı Kanunda, askeri şahısların bu statülerinin askıya alınacağı veya geçici olarak statatü dışına çıkacakları bir durum öngörülmemiştir.
Öte yandan, TSK Personel Kanununun 65inci maddesinin (e) bendindeki; tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların, terfileri ve kademe ilerlemelerinin yapılmayacağına ve 106ncı maddesindeki; astsubayların açığa çıkarılmaları, açıkların kaldırılması ve açığa çıkarılan, tutuklanan, cezası infaz edilmekte olan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan astsubaylar hakkında 65inci madde hükümlerine göre işlem yapılacağına ilişkin hükümler, tamamen idari ve mali konulara ilişkin olup, ceza hukuku bakımından, askeri ceza ve tutukevinde bulunan asker kişilerin statü ve rütbelerini ortadan kaldırıcı nitelikte değildir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; asker kişi olması nedeniyle askeri ceza ve tutukevinde tutuklu olarak bulunan sanık ve mağdurun, asker kişi oldukları ve rütbeleri itibariyle aralarındaki astlık-üstlük ilişkisinin devam ettiği, bu nedenle sanığın, mağdur Tekns.Kd.Bçvş. A.Ö.yü vurması şeklinde gerçekleşen eyleminin; ASCKnın 91inci maddesinde düzenlenen üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu sonucuna varıldığından; Daire kararının kaldırılmasına ve temyiz incelemesine devam edilmek üzere dava dosyasının Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy