(1632 S. K. m. 82, 91, 106)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; sanığın eyleminin, amire (üste) fiilen taarruza teşebbüs suçunu mu yoksa amiri tehdit suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Dosya içeriğinden; katılan Mly.Yzb. F.T.nin, 17.12.2010 tarihinde, sanık Mly.Bçvş. F.H.B.yi Mly.Üçvş. E.M. ile birlikte odasına davet ettiği, sanığın cam kenarında bulunan koltuğa, Mly.Üçvş. E.M.nin ise kapıya yakın olan koltuğa oturduğu, katılanın sanığa olaydan bir gün önce nöbet istirahatinde iken Vana gidip gitmediğini sorduğu, sanığın Hayır gitmedim dediği, katılanın, savunmasını almak için hazırladığı yazıyı sanığa verdiği ve savunmasını vermesini söylediği, bunun üzerine de sanığın birden ayağa kalkıp O zaman gitmedim, haydi ispat et diyerek hızla odanın kapısına yöneldiği, bu sırada Anasını avradını sinkaf ettiğimin yerinde şeklinde sözler söyleyerek kapıyı hızla çarptığı ve masasında oturmakta olan katılana doğru döndüğü, bir iki adım attıktan sonra, Mly.Üçvş. E.M.nin sanığa sarıldığı ve ilerlemesine izin vermediği, olayın yaklaşık 15-20 saniye sürdüğü, sanık ile katılanın arasındaki mesafenin bir-bir buçuk metre kadar olduğu, Mly.Üçvş. E.M.nin katkılarıyla sanığın oda dışına çıkmasının sağlandığı, sanık odadan çıktıktan sonra katılanın, Yeter artık bana küfredemezsin, üzerime yürüyemezsin diye bağırdığı ve müteakiben bayıldığı anlaşılmaktadır.
Askeri Mahkeme ve Başsavcılık, sanığın bahse konu eyleminin amire (üste) fiilen taarruza teşebbüs suçuna vücut vereceği görüşünde iken, Daire, oy çokluğu ile, eylemin amiri tehdit suçuna vücut vereceğini kabul etmektedir.
Diğer taraftan;
Amiri veya üstü tehdit suçu, ASCKnın 82/2nci maddesinin birinci cümlesinde öngörülmüş olup, bu Kanunda ayrıca unsurları düzenlenmemiş olduğundan, TCKda tehdit suçu için öngörülen unsurlar, ASCKnın 82/2nci maddesinde öngörülen suç için de aranmaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 03.04.2008 tarihli, 2008/62-61 sayılı; 03.01.2008 tarihli, 2008/5-5 sayılı; 17.02.2009 tarihli, 2009/131-126 sayılı; 12.04.2012 tarihli ve 2012/51-49 sayılı kararlarında vurgulandığı üzere; TCKnın 106ncı maddesinde, tehdit fiili, bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden, mal varlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehdit etmek olarak tanımlanmış; tehdidin konusuna ve şekline göre çeşitli cezalar öngörülmüştür.
Tehdit suçunun oluşması için özel kast aranmaz. Failde suç işleme genel kastının bulunması yeterlidir. Fiilin belli bir saikle işlenmesi de aranmaz. Fakat fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, elverişlilik, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından da söz edilemez. Tehdit oluşturan eylemlerin mağdura ulaşmasıyla suç oluşmaktadır.
Tehdit fiilinin, amaca uygun, elverişli ve yeterli olması gerektiği, ani oluşan kavgada kızgınlıkla söylenen sözlerde bu koşullar gerçekleşmediği için tehdit suçunun oluşmayacağı Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da kabul edilmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.10.1998 tarihli ve 1998/2-252 E.1998/319 K., 1.3.1993 tarihli, 1993/2-355 E. 1993/39 K., 18.02.1991 tarihli ve 1990/4-368 E., 1990/36 K.; 5.4.1993 tarihli ve 1991/4-348 E. 1993/70 sayılı kararları).
Dairece suç vasfı belirlenirken; sanığın, düşüncelerini ortadan kaldırmak ve bayan olmasından da faydalanarak onu baskı altına almak için katılanın üzerine yöneldiği, böylece katılanın iç huzur ve emniyet duygusunu ihlal ettiği kabul edilmiştir.
Sanığın sarf ettiği belirlenen sözlerin hiçbirinde, katılana, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceği, mal varlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağı veya sair bir kötülük edeceği ifade edilmediği gibi, bu yönde bir ima da bulunmamaktadır.
Sanığın, katılana doğru attığı, ancak tutulduğu için sürdüremediği birkaç adım nedeniyle de, katılanın iç huzur ve emniyet duygusunun ihlal edilmiş olduğu söylenemeyeceğinden, eylemin korkutucu veya ürkütücü, dolayısıyla ciddi olmadığı değerlendirilmiş, Dairenin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir.
Amire ve üste fiilen taarruz suçu, ASCKnın 91inci maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında, Amire veya üste fiilen taarruz eden veya fiilen taarruza teşebbüs eden üç seneden, az vahim hâllerde altı aydan aşağı olmamak üzere hapsolunur. hükmü öngörülmüştür.
ASCKnın 91inci maddesinde üste veya amire fiilen taarruz veya taarruza teşebbüs suç sayılmış olmakla birlikte, taarruzdan ne anlaşılması gerektiği Kanunda belirtilmemiş, uygulamada teşebbüsün, hukuki manada olmayıp fiili manada olduğu, tokat atmak ile tokat atmak için elini kaldırmış olmanın eşit olduğu kabul edilmiştir (Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 08.05.1959 tarihli, 1958/1861-1959/41 sayılı kararı).
Dava konusu olayda; sanığın, izinsiz garnizon dışına çıktığından bahisle savunmasının alınmak istenmesine kızarak, önce O zaman gitmedim, haydi ispat et dediği, hızla odanın kapısına yöneldiği, bu sırada Anasını avradını sinkaf ettiğimin yerinde şeklinde sözler sarf ettiği, odanın kapının hızla çarptığı ve müteakiben katılana yöneldiği sübut bulmuştur.
Sanığın, masasında oturmakta olan katılana doğru dönüp bir iki adım attıktan sonra, E.M. tarafından, beline sarılmak suretiyle tutulduğunda, müdahile ulaşmak için sürekli efor sarf ettiği, tanıkla aralarında bu nedenle itişme yaşandığı, 10-15 saniye kadar süren itişme sırasında sanığın, başka bir söz sarf etmediği de gözetildiğinde, kastının etkili eylemde bulunmaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Kaldı ki; katılanın, olay sırasında sanığın elleri ve kolları ile kendisine ulaşmaya çalıştığı yolundaki algısında, E.M.nin sanıkla aralarında bir itiş kakış yaşandığı, sanığı odadan dışarı çıkartmak için zorlandığı ve sanığın sürekli katılana doğru hamle yaptığı şeklindeki anlatımları çerçevesinde, haklılık payı bulunduğu da kuşkusuzdur.
Belirtilen nedenlerle; sanığın amiri durumundaki katılana fiilen taarruz ettiği, ancak bu taarruzunun, kendisini belinden tutan E.M.nin engellemesi nedeniyle teşebbüs aşamasında kaldığı değerlendirilerek, Başsavcılık itirazının kabulüne ve dava dosyasının diğer yönlerden temyiz incelemesine devam edilmek üzere, Daireye iadesine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy