(1632 S. K. m. 12, 85) (5237 S. K. m. 43)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; somut olayda, sadece birlik komutanının belirtmiş olduğu kanaate ve disiplin cezalarına dayanılarak, sanığın cezai ehliyetinin tespiti veya TSK'da görev yapıp yapamayacağının belirlenmesi için araştırma yapılmasının gerekli olup olmadığına ilişkindir.
Sanığın birlik komutanlığınca hazırlanarak dava dosyasına konulan Vaka Kanaat Raporunun kanaati içerir bölümünde, el yazısıyla; 2007 yılından önce, özellikle 'mesaiye geç kalma' konusunda sıkıntılar yaşamış, zaman içinde bu disiplinsiz davranışlarını terk etmiştir. Psikolojik açıdan birtakım dengesiz davranışları mevcut olup, sarf ettiği cümlelerin sonunun nereye varacağını hesaplayamadığı, bu yüzden arkadaşları ve eşiyle dahi sıkıntılar yaşadığı tespit edilmiştir. Bu olayın da yukarıdakilere benzer fevri bir davranış olduğu değerlendirilmektedir. şeklindeki gözleme yer verilmiştir.
Ayrıca, söz konusu raporda, sanığın, 14.03.2001-31.08.2009 tarihleri arasında, oda hapsi, göz hapsi ve uyarı niteliğinde on üç disiplin cezası aldığı, bu cezalandırmaların çoğunlukla mesaiye geç gelme ya da içtimalara/toplantılara katılmamaktan kaynaklandığı görülmektedir.
Öte yandan, dava dosyasında, sanığın psikiyatrik yönden rahatsız olduğuna dair başkaca hiçbir emare ya da sanık beyanı bulunmamaktadır. Öncelikle, Birlik Komutanının sanık hakkındaki kanaati incelendiğinde, psikolojik açıdan dengesiz davranışlar ile sanığın sergilemiş olduğu fevri davranışların tanımlanmaya çalışıldığı görülmektedir.
Sanığın ve müdafinin, konuya ilişkin bir talebinin bulunmadığı da gözetildiğinde, dava dosyasında bulunan ve yukarıda ayrıntılı şekilde belirtilen safahatın, sanığın cezai ehliyeti ve askerliğe elverişliliği yönünden, kabul edilebilir makul bir kuşku dahi içermediği açıktır.
Bu itibarla, dosyada mevcut delil durumuna göre, sanığın cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişliliğinin tespit edilmesini gerektirir bir kuşku bulunmadığından, bu konuya ilişkin bulunan Başsavcılığın itiraz sebeplerinin reddine karar verilmiştir.
Ancak, noksan soruşturma bulunmadığına karar verildikten sonra, itiraza atfen ve resen yapılan incelemede; sanığın sarf ettiği iddia ve kabul edilen sözlerin, her iki mağdura yönelik olarak gerçekleşip gerçekleşmediğinin, eylemin gerçekleştirildiği sırada hizmet halinin bulunup bulunmadığının ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Asker kişilerin üstlerine veya amirlerine karşı işledikleri hakaret suçları, ASCKnın 85inci maddesinde düzenlenmiş olup, anılan maddeyle, ast ile üst veya amir arasındaki otorite ve bağlılığın korunması açısından, amir veya üstün onur, şeref ve saygınlığına yönelik haksız ve kasdi saldırılar yaptırıma bağlanırken, askeri hizmet ve disiplinin korunması da amaçlanmıştır.
Öte yandan, maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi, suçun basit halini düzenleyip yaptırım altına alırken; ikinci cümlesi, hakaretin hizmet esnasında veya hizmete müteallik bir muameleden dolayı işlenmesi, yani nitelikli halini düzenlemektedir.
İkinci cümlede kastedilen Hizmet, Askeri hizmet olup, ASCKnın 12nci maddesinde, ... Gerek malum ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen vazifenin madun tarafından yapılması hali olarak tanımlanmıştır.
ASCKnın 85/1inci maddesi ikinci cümlesinde düzenlenen, hizmet esnasında üste hakaret suçunun koruduğu hukuki değerin icra edilen hizmetin kendisi ve tarafları olması nedeniyle, Askeri Yargıtayın yerleşik kararlarında, üste hakaret suçunda taraflardan (sanık veya mağdurdan) birisinin hizmet halinde bulunması, hizmet halinin varlığı için yeterli kabul edilmektedir. Bu suçun nitelikli hali ile hizmet veya vazifeyi yerine getirmekle yükümlü olanları himaye ederek hizmet ve vazifenin etkilenmemesi amaçlanmaktadır.
Somut olaya dönüldüğünde, sanığın, birçok erbaş ve erin bulunduğu bir ortamda, üstü konumunda bulunan,
Komutanı Topçu Ütğm. S. D. ile Topçu Kd.Üçvş. C. Ç.'ye yönelik olarak, "karaktersiz batarya, batarya komutanınız da karaktersiz, batarya astsubayınız da aynı" demek suretiyle, her iki üstünü de hedef aldığı hususu, tanıklar Ö. Y., H. K., V. Ç., H. E. G., E. Y., Ş. Ö., M. A. Ç. ve M. Ş.'nin, birbirleriyle örtüşen beyanlarıyla sabit olup, esasen bu konuda bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanık tarafından sarf edilen, ast ile üst arasındaki otorite ve bağlılığa ek olarak, mağdurların onur ve saygınlığına saldırı niteliğinde olması nedeniyle, hakaret içerdiği hususunda kuşku bulunmayan sözlerin, her iki mağdura da yöneltildiği kabul edilmiştir.
Sanığın eylemini, 21.02.2010 tarihinde, pazar günü çarşı iznine çıkacak 1'inci Batarya personelinin izin hazırlığı sırasında gerçekleştirdiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Olay anına ilişkin olarak, sanık, 20.02.2010-21.02.2010 tarihinde nöbetçi olduğunu ve 21.02.2010 günü sabah saatlerinde, nöbetçi amirinin emri üzerine, çarşı iznine çıkacak personeli hazırlayıp izne gönderdiğini, bu sırada yanında, kendisinden nöbeti devralacak Astsb. S. K.'nin de bulunduğunu beyan ettiği görülmektedir. Ancak, tanık olarak dinlenen Astsb. S. K. ise, 21.02.2010 günü sabah saatlerinde, nöbetini sanığa devrettiğini ve personeli çarşı iznine çıkarma görevinin, nöbeti devralan olması nedeniyle sanığa ait olduğunu beyan etmektedir.
Bu durumda, sanık ile tanık Astsb. S. K.'den hangisinin, olay günü nöbetçi olduğu ve personeli çarşıya çıkarmakla görevli olduğu hususu, dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Dolayısıyla, sanığın eylemini gerçekleştirdiği sırada hizmet halinde olup olmadığı konusunda doğan kuşkunun, sanık lehine yorumlanması gerekmektedir.
Bu itibarla, sanığın, atılı suçu işlerken, hizmet halinde olduğu hususu her türlü kuşkudan uzak bir şekilde belirlenemediğinden, üste hakaret suçunun basit halinden uygulama yapılmış olmasında isabetsizlik bulunmadığına karar verilmiştir.
TCKnın Zincirleme suç başlıklı 43'üncü maddesinin ilk ve ikinci fıkralarında; bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedileceği, mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmünün uygulanacağı, aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmünün uygulanacağı düzenlenmiştir.
Anılan madde ile suç oluşturan her bir eylemin bağımsız suç sayılarak ayrı ayrı yaptırıma bağlanması yerine, zinciri oluşturan tüm eylemlerden dolayı sanığa tek bir ceza tayin olunması ile yetinilmesi esası benimsenmiştir.
Somut olaya özgü olarak, zincirleme suçun varlığının kabulü için, kanunun aynı hükmünü ihlale yönelik olarak, yani bir suç işleme kararının icrası kapsamında, aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi gerekmektedir. Zincirleme suçta, suç işleme kastında birlik değil, suç işleme kararında birlik söz konusudur.
Öte yandan, aynı suç işleme kararının varlığı veya yokluğunun; suçun işleniş biçimi, fiillin işlendiği yer, işlenme zamanı, suçun mağdurları, ihlal edilen değer ve yarar, olayın işleniş biçimi, gelişim ve oluşumu ile tüm özellikleri değerlendirilerek, olaysal olarak saptanması gerekmektedir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, sanığın, izin hazırlığı kapsamında geciktiklerini düşündüğü batarya personeline yönelik olarak, karaktersiz batarya şeklindeki sözleriyle atılı suça konu edilen fiili işlemeye başlaması, suç işleme kararındaki birliği göstermektedir.
Her ne kadar, sanık, karaktersiz batarya şeklindeki sözlerinden sonra, mağdurları belirlemeye imkan sağlayacak şekilde, aynı sözleri tekrarlayarak, batarya komutanının ve batarya astsubayının da karaktersiz olduğunu söylemiş ise de; somut olayın gelişimi dikkate alındığında, bütünün içinde yer alan mağdurların sayılmasıyla, mağdur sayısınca fiil bulunduğunu söylemek mümkün görülmemiştir.
Dolayısıyla, sanığın, üstü durumundaki mağdurlara hitaben gıyaplarında, yukarıda yer verilen şekilde, onur ve haysiyet kırıcı, askeri vakar ve haysiyetlerini aşağılayıcı nitelikte sözler sarf etmek suretiyle üste hakaret suçunu işlediği; ancak, eylemin, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi nedeniyle zincirleme üste hakaret suçunu oluşturduğu ve sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Bu itibarla, Başsavcılık itirazına atfen ve resen, Daire kararının kaldırılmasına ve Askeri Mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünün suç vasfına bağlı uygulama yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy