(5271 S. K. m. 215, 216, 289, 302) (353 S. K. m. 207, 221, 222)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlık; duruşmada okunan yazılı delillere karşı diyecekleri ile kovuşturmanın genişletilmesi yönündeki talepleri sorulmayan sanığa, daha sonra söz hakkı verilmiş olmasının, savunma hakkının kısıtlanmaması açısından yeterli kabul edilip edilemeyeceğine, keza somut olayda, sanığın cezai ehliyetinin tespiti veya askerliğe elverişliliğinin belirlenmesi açısından, bilirkişi mütalaasıyla yetinilmesinin yeterli olup olmadığına ilişkindir.
Öncelikle usule aykırılık yönünden yapılan incelemede; sanık hakkında açılan kamu davası üzerine, Askeri Mahkemece, tensiple belirlenen 26.11.2013 tarihinde yapılan duruşmada, sanığın sorgu ve savunmasının saptandığı; ayrıca psikiyatri uzmanı bilirkişinin dosyayı incelemesi ve sanığı muayene etmesi olanağı sağlanarak, mütalaasının tespit edildiği; müteakiben aynı duruşmada, tensiple istenen muayene belgeleri okunarak sırasıyla Askeri Savcıya, sanığa ve müdafiine, okunan ve dosyaya konulan bu belgelere karşı diyecekleri sorulmak suretiyle saptandığı, söz verilenlerin, bir diyeceklerinin olmadığını ifade ettikleri; ancak sonrasında, dava dosyasında yazılı belgelerin tek tek okunup, bu belgelere karşı diyecekleri ile kovuşturmanın genişletilmesi yönündeki taleplerinin, sırasıyla Askeri Savcıya ve sanık müdafiine sorularak saptandığı, söz verilenlerin, bir diyeceklerinin olmadığını ifade ettikleri; son olarak, esas hakkındaki mütalaasının Askeri Savcı tarafından bildirilmesi üzerine, sanığın, pişman olduğunu söylediği, sanık müdafiin ise, sanığın suçu işleme sebebini açıklayarak, beraatına karar verilmesini, aksi kanaate varılması halinde de, lehe olan tüm hükümlerin uygulanmasını talep ettiği; sanıktan son sözü sorulduğunda ise, sanığın, askerliğini yapmak istediğini beyan ettiği; görülmektedir.
CMKnın 215/1inci maddesinde, herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir diyecekleri olup olmadığının, katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulacağı; 216ncı maddesinde ise, ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada sözün, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verileceği; düzenlenmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, duruşmada okunan yazılı delillere karşı diyeceklerinin, keza kovuşturmanın genişletilmesi yönündeki taleplerinin, duruşmada hazır bulunan sanığa sorulmamasının, usule aykırılık oluşturduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Ancak, 5271 sayılı CMKnın 289 ve 353 sayılı Kanunun 207nci maddelerinde belirtilen hukuka aykırılıkların varlığı halinde hükmün mutlaka bozulması öngörülürken, diğer hukuka aykırılık hallerinin bozma nedeni sayılması için hükmü etkileyecek nitelikte ve hükmün esasına dokunacak derecede olma ölçütleri getirilmek suretiyle, sınırlandırma yoluna gidilmiştir. Bu husus CMK'nın 302 ile 353 sayılı Kanun'un 221/1 ve 222nci maddelerinde açıkça ifade edilmiştir.
Somut olayda, duruşmada hazır bulunan sanığa, okunan yazılı delillere karşı diyecekleri ile kovuşturmanın genişletilmesi yönündeki talepleri sorulmamış ise de, aynı oturumda sanıkla birlikte hazır bulunan müdafiine, bu konularda söz verilerek diyeceklerini saptandığı görülmektedir. Savunmanın bütünlüğü dikkate alındığında, sanığa diyeceklerinin ve talebinin sorulmaması şeklindeki usule aykırılığın, müdafiine söz hakkı verilmesiyle, nispi nitelikte kaldığı ve hükmün esasına etkili olmadığı kabul edilmiştir.
Kaldı ki, duruşmanın devamında, gerek Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasından sonra ve gerekse son sözünü söylemesi için söz verilmesi üzerine, sanığın savunmasını yaparken, okunan yazılı belgelere karşı diyeceklerini ve soruşturmanın genişletilmesi yönünde talebi olup olmadığını söyleme imkanının bulunduğu da gözetilmelidir.
Bu itibarla, müdafiinin de hazır bulunduğu duruşmada, sanığa, diyeceklerinin ve talebinin sorulmaması bir eksiklik ise de, savunmanın bütünlüğü kapsamında, sanık müdafiinin, okunan yazılı delillere karşı diyeceğinin ve kovuşturmanın genişletilmesi yönündeki talebinin sorulmuş olması, keza devamındaki aşamada Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasına karşı diyeceklerinin ve son sözünün sanığa sorulmuş olması birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu hukuka aykırılığın hükmün esasına etkisi bulunmayan nispi nitelikte olduğu kabul edilerek, Başsavcılığın usule aykırılık yönünden yapmış olduğu itirazının reddine karar verilmiştir.
Sanığın adli safahatı incelendiğinde; adli sicil kaydından, infaz edilmiş 2 yıl 6 ay hapis cezasının bulunduğu, vaka kanaat raporundan ise, 05.04.2012 tarihinde firar ettiği suçuna ilişkin bulunan yargılamasının devam ettiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 12.06.2013 tarihinde Malatya Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine sevk edilen sanık hakkında, kapalı servisi olan psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi olması gerektiğinden bahisle sevk raporu verildiği; 17.06.2013 tarihinde Elazığ Asker Hastanesi psikiyatri polikliniğine müracaat eden sanık hakkında, madde kötüye kullanımı ve anksiyete bozukluğu tanısı konularak, ileri tetkik ve tedavi için, GATA Psikiyatri Polikliniğine sevk işlemi yapıldığı; 19.06.2013 tarihinde GATA Psikiyatri Polikliniğine müracaat eden sanık hakkında, uyum bozukluğu tanısı konularak on gün istirahat raporu düzenlendiği, ayrıca istirahatını sıhhi izinli olarak kullanması önerilerek, adli kayıtları ve kıta anket formuyla yeniden müracaatının istendiği; 08.07.2013 tarihinde, birlik komutanlığınca GATA'ya, önceki raporun ilgisi verilerek sevk edilen sanık hakkında, 09.07.2013 tarihinde, acil psikopatoloji saptanmadığının ve kıtası hastanesinde C/16 açısından değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiği görülmektedir.
Ayrıca, 12.06.2013 ve 08.07.2013 tarihli kıta anket formlarında, sanığın madde bağımlısı olduğu ve askerlik yapamayacağı, 12.06.2013 tarihli kıta anket formunun kıta tabibinin kanaati bölümünde, ayrıca anti sosyal kişilik bozukluğunun olduğu, keza, vaka kanaat raporunda da, esrar kullanımının mevcut olduğu belirtilmektedir.
Duruşma sırasında verilen arada, tüm bu kayıtları inceleyen ve sanığı muayene eden, Malatya Devlet Hastanesinde görevli psikiyatri uzmanı bilirkişi tarafından, uyum bozukluğu tanısı konularak, cezai ehliyetinin tam olduğu, madde kötüye kullanımı öyküsünün bağımlılık düzeyinde olmadığı ve askerliğe elverişli olduğu, mütalaasında bulunulmuştur.
Bu itibarla, dava dosyasında mevcut bulunan, sanığın adli ve sıhhi geçmişine ilişkin tüm delilleri inceleyerek ve sanığı muayene ederek görüşünü duraksamasız açıklayan bilirkişi mütalaasının yeterli olduğu kabul edilerek, Başsavcılığın noksan soruşturmaya ilişkin yapmış olduğu itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy