(353 S. K. m. 209) (5237 S. K. m. 39)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu, Askeri Savcının temyiz isteminin süresinde yapılıp yapılmadığıdır.
Daire, Askeri Savcının süre tutum dilekçesinde temyiz iradesinin bulunmadığını, gerekçeli kararın tebliğinden sonra verilen temyiz dilekçesinin de hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde verilmemiş olması nedeniyle, temyiz isteminin süre yönünden reddine, karar vermişken;
Başsavcılık; Askeri Savcının süre tutum dilekçesinin temyiz iradesini içerdiğini, bu nedenle, temyiz talebinin süresinde olduğunu ileri sürerek, Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
Yapılan incelemede;
Hükmün verildiği 09.11.2012 tarihinde yapılan duruşmada Askeri Savcı esas hakkındaki mütalaasında, sanığın, zincirleme şekilde kişisel çıkar sağlamak maksadıyla memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak ve mağdur erler E. Y., M. E. ve A. U.'ya karşı üç ayrı kez asta müessir fiil suçunu işlemesi nedeniyle bu suçlardan cezalandırılması; zincirleme şekilde askeri eşyayı çalmak suçundan da beraatine karar verilmesi, talebinde bulunmuştur.
Askeri Mahkemece, sanığın, mağdur erler E. Y., M. E. ve A. U.'ya karşı asta müessir fiil suçunu işlediği kabul olunarak her üç suçtan mahkûmiyetine, zincirleme şekilde memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanmak ve zincirleme şekilde askeri eşyayı çalmak suçlarından da beraatine karar vermiştir.
Askeri Savcı tarafından 09.11.2012 tarihinde Askeri Mahkememizin 09.11.2012 gün ve 2012/45 esas numaralı dosyasından verilen karar mütalaamıza kısmen aykırı çıktığından gerekçeli kararın Askeri Savcılığımıza tebliğine kadar temyiz süresinin tutumunu gerekçeli kararın yazıldığında Askeri Savcılığımıza gönderilmesini arz ederim. içerikli ve Süre tutum konulu bir dilekçe verilmiştir.
Askeri Mahkemece, gerekçeli kararın Askeri Savcılığa gönderilmesini müteakip, 10.12.2012 tarihinde, Askeri Savcı tarafından, zincirleme şekilde memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suçunun sübuta erdiği, bu nedenle beraat kararının hukuka aykırı olduğu belirterek, bu suçla ilgili beraat hükmünün temyiz edildiğine dair, temyiz layihası sunulmuştur.
Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan süre ve istek koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Süre koşulu, temyiz talebinin tefhim/tebliğ tarihinden itibaren yasal süresi içerisinde yapılmasını ifade etmektedir. Bu süre, 353 sayılı Kanun'un 209/1'inci maddesine göre, bir haftadır. CMK'nın 39/2'nci maddesine göre de bu bir haftalık süre, tebligatın yapıldığı günün, son haftada isim itibariyle karşılığı olan günün mesai bitiminde sona ermektedir. Beraat hükmünün, Askeri Savcıya 09.11.2012 (Cuma günü) tefhim suretiyle tebliğ edilmiş olduğu gözetildiğinde, Askeri Savcının temyiz süresi, 16.11.2012 (Cuma günü) mesai bitiminde sona ermektedir. İstek koşulu ise, temyiz iradesinin açık bir şekilde ortaya konulmasını ifade etmektedir.
Bu açıklamaların ışığı altında somut olay irdelendiğinde;
Askeri Savcı tarafından, yasal süresi içerisinde, 09.11.2012 tarihinde Askeri Mahkememizin 09.11.2012 gün ve 2012/45 esas numaralı dosyasından verilen karar mütalaamıza kısmen aykırı çıktığından gerekçeli kararın Askeri Savcılığımıza tebliğine kadar temyiz süresinin tutumunu gerekçeli kararın yazıldığında Askeri Savcılığımıza gönderilmesini arz ederim. şeklinde süre tutum dilekçesi verilmişse de; bu dilekçede, beraat hükmünün hukuka aykırı olduğu ve temyiz edildiği hususunda herhangi bir ibareye yer verilmediği gibi, bu anlama gelebilecek bir açıklamanın da bulunmadığı, görülmektedir. Dilekçede bir olgu ve iki talebe yer verilmiştir. Kararın talebe aykırı çıktığına yönelik belirtilen olgunun, hukuken hiç bir önemi bulunmamaktadır. Zira, hükmün esas hakkındaki mütalaaya aykırı çıktığı zaten dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Askeri Savcının dilekçesindeki taleplerinden biri, gerekçeli kararın gönderilmesi olup, Askeri Mahkemece gerekçeli karar yazımını müteakip Askeri Savcılığa gönderilmiş olup, Askeri Savcının talebi yerine getirilmiştir. Askeri Savcının dilekçesindeki ikinci talebi ise, temyiz süresinin tutumudur. Oysa, ceza yargılamasında, temyiz süresi, hak düşürücü sürelerden olup, usul hukukunda süre tutum diye bir kuruma yer verilmemiş, şartları varsa eski hile getirme müessesesi öngörülmüştür. Uygulamada, Askeri Mahkemece, hangi gerekçeyle esas hakkındaki mütalaaya aykırı olarak karar verildiği bilinmediğinden; Askeri Savcı tarafından, temyiz talebi, süresi içerisinde yapılmakta, gerekçeli kararın gönderilmesini müteakip, gerekçeli karar, Askeri Savcı tarafından incelenerek, ya ayrıntılı temyiz layihası sunulmakta, ya da gerekçeler yerinde görülerek, temyiz talebinden vazgeçilmektedir. Ancak, bu süre tutum diye adlandırılan dilekçenin geçerliliği içinde, dilekçede hükmün temyiz edildiğinin açık bir şekilde belirtilmesi ya da hükmün hukuka aykırı olması nedeniyle süre tutum dilekçesi verildiğinin ifade edilmesi gerekmektedir. Hükmün hukuka aykırılığı nedeniyle temyiz edildiğini belirtir irade taşımayan bir süre tutum dilekçesinde, temyiz iradesinin bulunduğundan ve bu dilekçenin istek koşulunu sağladığından söz edilemeyecektir.
Askeri Savcı temyiz iradesini, 10.12.2012 tarihinde vermiş olduğu temyiz layihası ile ortaya koymakla birlikte, Askeri Savcı yönünden temyiz süresinin 16.11.2012 (Cuma günü) mesai bitiminde sona ermiş bulunması karşısında, bu dilekçesinde, süre koşulunun gerçekleşmediği, anlaşılmaktadır.
Yargıtay ve Askeri Yargıtay uygulamalarında, hükmün temyiz edildiği açıkça belirtilmemekle birlikte, Kararın yeniden incelenmesini istiyorum. Davamın yeniden incelenmesini/görülmesini istiyorum., İtiraz ediyorum., Kararın bozulmasını istiyorum. şeklindeki süre tutum dilekçelerin, temyiz istek ve iradesi içermesi nedeniyle, geçerli kabul edilmesi de, yukarıdaki açıklamalara uygun düşmekte ve taraflar yönünden bir ayrıcalık yaratıldığı izlenimi yaratmamaktadır.
Sonuç itibariyle, hükmün verildiği 09.11.2012 tarihinde yapılan duruşmada esas hakkındaki mütalaasını bildiren ve sanığın zincirleme memuriyet nüfuzunu kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmasını talep eden Askeri Savcı tarafından; aynı tarihte verilmiş bulunan süre tutum dilekçesinde, kararın hukuka aykırı olduğu ve temyiz edildiği hususunda herhangi bir ibareye yer verilmediği gibi; bu anlama gelebilecek bir açıklamanın da bulunmadığı, usul hukukunda süre tutum diye bir kurumun da mevcut olmadığı, dilekçenin içeriğinde mütalaaya aykırı çıkan kararla ilgili olarak sadece gerekçeli kararın gönderilmesi talebine yer verildiği; açıkça temyiz iradesi taşımayan bir dilekçenin, temyiz dilekçesi olarak kabul edilmesinin doğru olmayacağı; temyiz etme düşüncesinde olan Askeri Savcının esasen temyiz dilekçesi olan süre tutum dilekçesinde, temyiz iradesini açıkça belirtmesinin; gerekçeli kararın yazımından sonra, gerekçeli kararı inceleyerek temyizden vazgeçip vazgeçmeme olgusunu değerlendirmesinin gerektiği; dolayısıyla, Askeri Savcı tarafından, 09.11.2012 tarihinde verilen ve aynı tarihte kayda giren dilekçenin geçerli bir temyiz dilekçesi olarak kabulünün mümkün olmadığı; 10.12.2012 tarihinde kayda giren sunulan temyiz layihasının ise, bir haftalık temyiz süresi geçirildikten sonra verilmiş olduğu anlaşılmakla, Askeri Savcının temyiz istemini yasal süresi içerisinde yapmadığı, sonuca varılmıştır (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 17.04.2014 tarihli ve 2014/36-34 E.K. sayılı kararı da bu doğrultudadır). Bu nedenlerle, Askeri Savcının temyiz talebinin süre yönünden reddine dair Daire kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy