(1632 S. K. m. 91) (5237 S.K. m. 87) (765 S. K. m. 456)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı suçun vasfına ve dolayısı ile uygulanması gereken kanun maddesine ilişkindir.
Daire; sanığın, silah ve tehlikeli bir alet ile yapılan üste fiilen taarruz suçundan ASCKnın 91/2nci maddesi gereğince cezalandırılması yoluna gidilmesi gerekirken, tahribatı mucip olacak şekilde üste fiilen taarruz suçunun oluştuğu kabul edilerek ASCKnın 91/3üncü maddesi gereğince cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle mahkûmiyet hükmünün uygulama yönünden bozulmasına karar vermiş iken;
Başsavcılık; sanığın eyleminin ASCKnın 91/3üncü maddesindeki tahribatı mucip olacak şekilde üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu kabul edilerek mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek, Daire kararına itiraz etmiştir.
Yapılan incelemede; olay tarihinde katılan P.Çvş. F.P.nin AMM Manga Komutanı, sanık P.Er D.Ö.nün ise aynı mangada avcı eri olarak görevli oldukları, Nöbetçi Subayı P.Ütğm. L.K.nin alarm vermesine rağmen sanık P.Er D.Ö. ile P.Er F.T.nin telsizlerinin çekmemesi nedeniyle alarmı duymadıkları ve olay yerine gidemedikleri, bu nedenle de P.Ütğm. L.K.nin P.Çvş. F.P.yi Manga Komutanlığından alarak 2nci Tim Komutanı yaptığı, ayrıca hafta sonu manga personeline çarşıya çıkma yasağı koyduğu, bu duruma sinirlenen P.Çvş. F.P.nin, sanık P.Er D.Ö. ile P.Er F.T.ye sözlü olarak yetkisi olmamasına rağmen 4 saat devriye görevi verdiği, sanık P.Er D.Ö. ve P.Er F.T.nin 21.00 sıralarında devriye nöbetine gittikleri, saat 24.00 sıralarında havanın soğuk olması nedeniyle AMMnin bulunduğu binaya geldikleri, P.Çvş. F.P.nin sanık P.Er D.Ö. ve P.Er F.T.ye neden devriyeyi tamamlamadıkları, daha bir saatlerinin olduğu yönünde ikaz ettiği, sanığın üşüdüklerini söylediği, P.Çvş. F.P.nin ise bir saat daha devriyeleri olduğunu söyleyerek devriyeye gitmelerini istediği, sanığın devriyeye gitmeyeceğini söylemesi üzerine de P.Çvş. F.P.nin sanığa tekme ile vurduğu, sanığın da karşılık vermeye çalışması üzerine diğer arkadaşlarının araya girerek P.Çvş. F.P.yi dışarı çıkardıkları, birkaç dakika sonra sanık P.Çvş. F.P.nin içeri girerek P.Er D.Ö.ye Dışarı gel, seninle dışarıda konuşalım, erkeksen rögar odasına gel dediği, sanığın bu sırada masada bulunan maket bıçağını kimseye fark ettirmeden üzerine alarak dışarı çıktığı, her ikisinin de birlikte rögar odasına gittikleri, rögar odasına girer girmez P.Çvş. F.P.nin sanık P.Er D.Ö.nün yüzüne yumrukla vurduğu, bu darbe üzerine sanık P.Er D.Ö.nün elinde bulunan maket bıçağını üstü konumunda bulunan P.Çvş. F.P.nin yüzüne iki kez vurarak yaralanmasına sebebiyet verdiği tüm dosya kapsamından anlaşılmakta olup, Daire ile Başsavcılık arasında eylemin sübutu konusunda bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Plastik Cerrahi servisince düzenlenen 12.03.2009 tarihli Kati Raporda; Katılanda meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanma olmadığı, yüzünde sabit ize neden olduğu, yaşamını tehlikeye sokan bir durumun olmadığı, yüzünün sürekli değişikliğine neden olmadığı belirtilmiştir.
Adli Tıp 2nci İhtisas Kurulunca hazırlanan 29.08.2012 tarihli raporda; yapılan muayenede; sol frontotemporal bölgeden başlayan mentum orta hattın 1,5 cm sağına kadar yüzü boydan boya kesintisiz kat eden, ciltle aynı seviyede olmakla birlikte daha koyu renkte 17,5 cm uzunluğunda yer yer 0,3 cm genişliğine ulaşan nebde, sol angulus mandibulanın 2 cm üzerinde, kulak memesinin altında ve yüzden başlayıp yere paralel uzandıktan sonra saç içine doğru 8 cm uzunluğunda 0,2 mm genişliğinde yer yer kıl folikülü içermeyen nebde olduğu, mevcut yaraların yüzde sabit iz niteliğinde olduğuna karar verildiği görülmektedir.
Yukarıda belirtilen raporlardan da anlaşıldığı üzere, Katılanın yüzünde meydana gelen yaralanmanın sabit iz niteliğinde olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Burada ortaya konulması gereken ve uyuşmazlığa konu olan husus yaralanma sonucunda yüzde meydana gelen sabit izin ASCK kapsamında tahribat niteliğinde olup olmadığıdır.
Amire ve mafevke fiilen taarruz edenlerin cezası başlıklı ASCKnın 91inci maddesi:
1. Amire veya üste fiilen taarruz eden veya fiilen taarruza teşebbüs eden üç seneden, az vahim hallerde altı aydan aşağı olmamak üzere hapsolunur,
2. Taarruz veya taarruza teşebbüs silahlı olarak veya bir hizmet esnasında veya toplu asker karşısında veyahut silah ve tehlikeli bir alet ile yapılmış ise beş seneden, az vahim hallerde bir seneden aşağı olmamak üzere hapsolunur,
3. Taarruz amirin veya mafevkin vücudunda tahribatı mucip olmuşsa onbeş seneden az olmamak üzere,
hapis cezası verilir.
şeklinde düzenlenmiştir.
Maddede geçen vücuttaki tahribat teriminin neyi ifade ettiği konusunda kanunda açıklık bulunmamakla beraber, Askeri Yargıtayın yerleşik uygulamalarında, yaralanmanın; mülga 765 sayılı TCKnın 456ncı maddesinin 2 ve 3üncü fıkralarındaki uzuv zaafı ve uzuv tatili sayılacak nitelikte ve derecede olması hallerine münhasıran, vücudun harap olan noktasının doğal görevini yapamaması, organik bir tahribin oluşması yani harabolmuş bir organ veya duyu bulunması olarak kabul edilmiştir (As.Yrg.Gen.Krl.nun 11.11.1949 tarihli, 1949/1819-1994; As.Yrg.Drl.Krl.nun 15.6.1995 tarihli, 1995/62-62; 28.11.1996 tarihli, 1996/169-170; 31.12.1998 tarihli, 1998/203-184; 1inci D.nin 31.07.1996 tarihli, 1996/541-538; 08.05.2013 tarihli, 2013/779-755; 2nci D.nin 14.07.1965 tarihli, 1965/673-675; 31.03.2010 tarihli, 2010/865-858; 3üncü D.nin 08.10.1996 tarihli, 1996/574-574; 24.01.2006 tarihli 2006/88-87; 4üncü D.nin 12.12.1972 tarihli, 1972/420-410; 5inci D.nin 13.03.1996 tarihli, 1996/146-144, Esas ve Karar sayılı kararları).
Mülga 765 sayılı TCKnın 456ncı maddesinin 2nci fıkrası: Fiil, havastan veya azadan birinin devamlı zaafını ... mucip olmuş ise ... ceza iki seneden beş seneye kadar hapistir. hükmünü;
Aynı maddenin 3üncü fıkrası: Fiil, ... havastan veya el yahut ayaklardan birinin ... ziyaını mucip olmuş veya azadan birinin tatilini ... intaç eylemiş ise ceza beş seneden on seneye kadar ağır hapistir. hükmünü içermektedir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCKnın kasten yaralama suçlarını düzenleyen hükümlerine bakıldığında ise;
5237 sayılı TCKnın neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamayı düzenleyen 87nci maddesi:
(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
. neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.
(2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
. neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.
(3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır
şeklinde düzenlenmiştir.
TCKnın 87/(1)inci fıkrasının (c) bendine göre, kasten yaralama suçunun yüzde sabit ize neden olması, kasten yaralama suçundan verilen cezaya göre, sanığın daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir.
Madde gerekçesinde; yüz deyiminin, çehre karşılığında kullanıldığı ve kişinin boyun ve kulaklar dahil, başın ön kısmını ifade ettiği, yüzde sabit izin, yaralama sonucu yüzde meydana gelen daimi, sürekli iz olduğu, ancak, bu izin yüzün sürekli değişikliği halinden farklı olarak, yüzü değiştirmediği, ikinci fıkrada söz konusu edilen yüzde sürekli değişiklik halinde ise, bunun tam tersi bir durumun söz konusu olduğunu, yüzüne kezzap atılmış bulunan kişinin durumunun buna örnek teşkil ettiği belirtilmektedir.
Yukarıda izah edilen yasa hükümleri gözönüne alındığında; 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar bakımından, vücuttaki tahribat teriminin, mülga 765 sayılı TCKnın 456ncı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında belirtilen devamlı zaaf ve uzuv tatili anlamını taşımakta iken, 5237 sayılı TCK yürürlüğe girdikten sonra; tahribatın Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun düzenlendiği 87/1-a, b ve 87/2nci maddesinin tüm fıkra ve bentlerinde belirtildiği şekilde, mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veyahut işlevinin yitirilmesi derecesinde olması halinde, failin fiilinin tahribatı mucip nitelik ve derecesinde olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; sanığın eylemi neticesinde yüzünde meydana gelen yaralanmanın; katılanın duyularından ya da organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesine neden olmadığı, yine yüzünün sürekli değişikliğe uğramadığı, sadece yüzünde sabit ize neden olduğu, böylelikle ASCKnın aradığı anlamda vücudunda tahribata neden olmadığı, ancak Askeri Mahkemece temel cezanın tayininde göz önünde bulundurulabileceği sonucuna varıldığından, Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy