(353 S. K. m. 195, 197, 220, Ek m. 1) (765 S. K. m. 102, 104) (5271 S. K. m. 34, 268, 223, 231, 232) (2709 S. K. m. 36, 40)
Daire ile Başsavcılık arasında itiraza konu olan uyuşmazlık, sanığın yokluğunda verilen hükümle ilgili olarak kanun yol ve süresi tebliğ edilirken itiraz merciinin en yakın askeri mahkeme olmasına rağmen, Askeri Yargıtay olarak gösterilmesi ve kanun yoluna başvurmanın askeri mahkeme veya askeri savcılık tutanak kitabine bu hususta bir tutanak düzenlenmesi için yapılacak bir beyan suretiyle de yapılabileceğinin bildirilmemiş olmasının usule aykırı tebliğ olup olmadığıdır.
Daire; 353 sayılı Kanunun 197nci maddesinde belirtildiği şekilde, eksik ve hatalı kanun yolu bildiriminde bulunularak yapılan tebligatın, sanığın itiraz iradesini sakatlaması nedeniyle geçerli kabul edilemeyeceğinden, bahse konu kararın henüz kesinleşmediğine karar vermişken,
Başsavcılık, yapılan bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesinin önem taşıdığı, somut olayda, sanığın bu hususta yanıltıldığına ve hakkını kullanamadığına yönelik bir iddia ve talebi bulunmadığından, tebliğ işleminin geçerli ve yeterli olduğu görüşü ile Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
Uyuşmazlık konusunun çözümü için, öncelikle, mevzuatımızda yer alan, yargı kararlarının ilgililere tebliği ve bu kararlara karşı başvurulabilecek kanun yolları, usulleri ve süreleri ile ilgili düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.
T.C. Anayasasının 03.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanunla değişik 36ncı maddesinin birinci fıkrasında; herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.
Anayasanın Temel hak ve hürriyetlerin korunması başlığı altında yer alan 4709 sayılı Kanunla değişik 40ıncı maddesinin ikinci fıkrası, Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. hükmünü içermektedir. Söz konusu düzenlemeye ilişkin 4709 sayılı Kanunun gerekçesinde de, Bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmaktadır. Son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmiştir açıklamasına yer verilmiştir.
353 sayılı Kanun'un 5530 sayılı Kanunla değişik Ek 1inci maddesinin yollamada bulunduğu 5271 sayılı CMKnın 34üncü maddesinin ikinci fıkrasında da, Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir. denilerek, Anayasanın 40/2nci maddesi hükmü doğrultusunda bir düzenlemeye yer verilmiştir. 5271 sayılı CMKnın, Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması başlıklı 231inci maddesinin ikinci fıkrasında, Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.;
Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar başlıklı 232nci maddesinin altıncı fıkrasında, Hüküm fıkrasında, 223üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. hükümleri yer almaktadır.
353 sayılı Kanunun 195inci maddesinde, kanun yollarının itiraz ve temyizden ibaret olduğu belirtilmiş olup; Kanun yollarına başvurma mercii başlıklı 197nci maddesinde de;
Kanun yollarına başvurma, bundan feragat veya vazgeçme hakkındaki istemlerde merci, taarruz edilen kararı veren veya bu karara aracılık eden askeri savcılık ve eğer taarruz bir mahkeme kararına karşı ise, o mahkemedir.
Kanun yoluna başvurma dilekçe ile olur.
Ancak, askeri mahkeme veya askeri savcılık tutanak kitabine bu hususta bir tutanak düzenlenmesi için yapılacak bir beyan ile de olabilir. Bu tutanak askeri savcı veya kıdemli askeri hakim tarafından onaylanır.
Asker kişiler tarafından en yakın askeri birlik komutanına veya askeri kurum amirine bir beyanda bulunmak suretiyle de kanun yoluna başvurulabilir. Bu hususta bir tutanak düzenlenir. Kanuni mehillere uyulmuş olmak için tutanağın bu mehiller içinde düzenlenmiş olması gereklidir.;
İtiraz olunabilecek kararlar ve itiraz merci başlıklı 202'nci maddesi;
İtiraz, bu kanunda açıkça gösterilen hallerde kararlara veya askeri mahkeme kararlarına karşı yapılabilir.
Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yapılacak itirazları en yakın askeri mahkeme inceler.
CMKnın İtiraz usulü ve inceleme mercileri başlıklı CMKnın 268/1inci maddesi;
Hakim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hallerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kitabine beyanda bulunmak suretiyle yapılır.
Hükümleri yer almaktadır.
Dosyanın incelenmesinde, sanığın yokluğunda yapılan duruşmada, hükmün tefhim edilmesini müteakip, kanun yol, süre ve mercii açıklanırken CMK'nın 231/12nci maddesi uyarınca sanığın hüküm tebliğinden itibaren 1 hafta içerisinde askeri veya sivil adli makamlara veya tutuklular yönünden ceza ve tutukevi müdürlüklerine ya da bizzat Askeri Yargıtaya sözlü veya yazılı müracaatla itiraz yoluna başvurabileceğinin tespiti ile itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği, dolayısıyla bu kararın kanun yolu bildiriminde, itiraz merciinin en yakın askeri mahkeme olmasına rağmen, Askeri Yargıtay olarak gösterildiği ve itiraz başvurusunun askeri mahkeme veya askeri savcılık tutanak katibine bu hususta bir tutanak düzenlenmesi için yapılacak bir beyan ile de olabileceğinin belirtilmediği, gerekçeli kararın tebliğinde de, kanun yol ve süresi hususunda, ayrıca herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.
Yukarıda ayrıntıları açıklanan mevzuat hükümleri dikkate alındığında, 353 sayılı Kanunun 197/2nci maddesinde, kanun yollarına başvurmanın, esas olarak dilekçe ile yapılması gerektiğinin benimsendiği, ancak hak kaybına sebebiyet verilmemesi bakımından da, askeri mahkeme veya askeri savcılık tutanak katibine bu hususta bir tutanak düzenlenmesi için yapılacak bir beyan ile, ya da asker kişiler tarafından en yakın askeri birlik komutanına veya askeri kurum amirine bir beyanda bulunmak suretiyle de kanun yoluna başvurulabileceğinin düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yapılan tebliğlerde, tutanak katibine beyanda bulunma suretiyle kanun yoluna başvurulabileceği şeklinde bir ibareye yer verilmemesi yapılan tebliğleri geçersiz kılmayacaktır. Burada, dikkat edilmesi gereken husus, yapılan bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir.
Somut olayda, yapılan bildirimin doğru ve ayrıntılı olduğu, sanığın bu hususta yanıltıldığına ve hakkını kullanamadığına yönelik bir iddia ve talebi bulunmadığı, diğer taraftan itiraz merciinin yanlış açıklanması ile yapılan hatanın ilgili yargı mercii tarafından giderilebileceği anlaşıldığından, tebliğ işleminin geçerli ve yeterli olduğu, bu itibarla Askeri Mahkemece verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği kabul edilmiştir.
Dosyanın incelemesi neticesinde, mahkûmiyet hükmünün konusunu, 09.03.2004-21.02.2005 tarihleri arasında işlenen izin tecavüzü suçu teşkil ettiğinden, suç temadisinin bittiği tarih, dava aşamaları ve usul ekonomisi dikkate alındığında, Kurulumuzca öncelikle bir dava şartı olan zamanaşımı yönünden inceleme yapılmıştır.
Sanığın 09.03.2004-21.02.2005 tarihleri arasında işlediği izin (hava değişimi) tecavüzü suçundan yargılandığı anlaşıldığından, zamanaşımı yönünden lehe olan 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 104/2nci maddeleri uyarınca, suç temadisinin bittiği 21.02.2005 tarihinden itibaren hesaplanması gereken 7 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımı süresi bulunmaktadır.
CMK'nın 231/8'nci maddesinde Denetim süresi içerisinde dava zamanaşımının duracağı hükmü bulunmaktadır. Öğretide de kabul edildiği üzere, durma süresi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi ile açıklanması geri bırakılan hükmün, açıklanmasını gerektiren nedenlerden birinin ortaya çıkması halinde, bu nedenin ortaya çıktığı andan itibaren, durduğu yerden yeniden işlemeye başlayacaktır. (Erhan GÜNAY, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Seçkin, Ankara 2010, s.158; M.Ramazan AKSOY, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Adalet Dergisi, S.31, Mayıs 2008, s.242; Caner GÜRÜHAN, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına İlişkin Güncel Sorunların Yargıtay Kararları Işığında İncelenmesi, TBB Dergisi, 2014, S.111, s.138).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın 25.02.2010 tarihinde kesinleşmesi ile durduğu ve denetim süresi içinde sanık tarafından 15.11.2010 tarihinde kasten yaralama suçunun işlenmesi ile yeniden işlemeye başladığı, böylelikle 8 ay 20 günlük durma süresi de dikkate alındığında, olağanüstü zamanaşımı süresinin 11.05.2013 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, davanın zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerektiğinden, Askeri Yargıtay 4üncü Dairesinin 03.06.2014 tarihli ve 2014/558-562 sayılı kararının kaldırılmasına; dava zamanaşımı dolduktan sonra kurulduğu için hukuka aykırı bulunan
Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 01.10.2013 tarihli, 2013/733-568 E-K sayılı mahkûmiyet hükmünün dava zamanaşımının dolmuş olması sebebiyle bozulmasına, bozma sebebinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemesi nedeniyle açılmış olan davanın 353 sayılı Kanunun 220/2-C maddesi gereğince düşmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy