(2709 S. K. m. 74) (5237 S. K. m. 26, 43, 267) (15. CD 19.11.2013 T. 2012/12825 E. 2013/17828 K.) (9. CD 10.06.2013 T. 2013/5004 E. 2013/8756 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı suçun sübut bulup bulmadığına ilişkindir.
Daire; sanığın söz konusu müracaatının ihbar hakkı (hak arama özgürlüğü) sınırları içerisinde bulunduğunu, TCKnın 26ncı maddesinin 1inci fıkrasındaki hakkın kullanılması hukuka uygunluk sebebinin mevcut olması nedeniyle, sanık hakkında verilen beraat hükmünün onanmasına karar vermiş iken;
Başsavcılık; olaya konu ihbarda sanığın katılanlar hakkında net ve suçlayıcı, soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını, idari yaptırım uygulanmasını sağlayabilecek ifadelerde bulunduğunu, söz konusu isnatların doğru olmadığının da anlaşıldığı dikkate alındığında; sanığın üzerine atılı suçun unsurları itibariyle oluştuğunu, bu nedenle mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, beraatına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, Daire kararına süresinde itiraz etmiştir.
İftira suçu, Türk Ceza Kanununun ikinci kitabını oluşturan Özel Hükümlerin 4üncü Kısımda yer alan Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler üst başlığı altında, 2nci Bölümde yer alan Adliyeye Karşı Suçlar arasında 267nci maddede düzenlenmiş olup, bir kimsenin yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnadı ile oluşmaktadır.
Doktrinde bu suçla korunan hukuki değerin karma nitelik taşıdığı konusunda görüş birliği bulunmakla birlikte; bu yararlardan hangisinin öncelikli olduğu hususunda görüş birliği yoktur. Bir kısım akademisyen; iftira suçunda korunan hukuki değer açısından karma görüşü savunmakla birlikte, adliyenin öncelikli olarak korunduğunu kabul etmektedir. Diğer bir kısım ise; iftira suçuyla hem masum bireyin ceza kovuşturmasına uğramamak konusundaki menfaatlerinin tümünün hem de devletin masum vatandaşları hakkında ceza kovuşturması yapmama, adli ve idari makamların yanıltılmasını önleme hususundaki menfaatin bir başka deyişle adliyenin işleyiş düzeninin korunduğunu ileri sürmektedirler.
Uygulamada ise Yargıtay; iftira suçunda birden fazla hukuki konunun bulunduğunu ve bu hukuki konuların korunduğunu kabul etmiştir.
İftira suçuyla korunan hukuki değer esasen karma bir nitelik taşımaktadır. Bu değerler birey ve adliyeye aittir. Bu suçla hem masum bir bireyin haksız yere uğrayacağı ceza kovuşturması neticesinde şeref ve haysiyetine yönelik şahsi menfaatinin ihlali hem de adli mekanizmanın işleyişi korunmaktadır.
İftira suçunun hukuki konusu; objektif olarak gerçek dışı olan hukuka aykırı bir fiilin isnadı dır. Ancak; kanun koyucu mutlaka bir suç isnadını gerekli görmemiş, isnadın hukuka aykırı bir isnat olmasını yeterli kabul etmiştir. Bu halde bir suç isnadının dışında, bir disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerektiren isnatlar da iftira suçunun konusunu oluşturabilecektir. Burada isnat edilen fiilin kasten ya da taksirle işlenmesi veya ihmali ya da icrai olması önemsizdir.
İftira suçunda isnat edilen fiilin açık ve belirli olması gerekmektedir. İftiranın konusunu oluşturan fiilin objektif olarak gerçek dışı olması gerekir. Kanun metninde bu husus işlemediğini bildiği halde bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi olarak ifade edilmiştir. Bu durumda isnat edilen fiilin gerçek dışı olması iki şekilde söz konusu olabilir; birinci olarak, ortada işlenmiş hukuka aykırı bir fiil yoktur; belirli bir kişi olmayan ama hukuka aykırı olduğu iddia edilen bu fiilin faili olarak gösterilir, ikinci olarak ise esasen işlenmiş bir hukuka aykırı fiil vardır, fakat bu fiilin faili veya iştirakçisi olarak o fiili işlemediği bilinen bir başka kişi gösterilir.
Bu suç; mağdur hakkında hukuka aykırı fiil isnadı, soruşturma ve kovuşturma başlatmaya ya da idari yaptırım uygulamaya yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunmak suretiyle gerçekleşebilecektir.
İhbar, bir suçun veya disiplin yaptırımı gerektiren hukuka aykırı bir fiilin herhangi bir kişi tarafından herhangi bir yolla o fiili soruşturmaya veya kovuşturmaya yetkili makamlara bildirilmesidir. Bu bakımdan, ihbar veya şikayetin yapılabileceği her makam nezdinde yapılan isnat ile iftira suçu işlenebilir. Kanunumuz ihbarda şekil serbestliğini kabul etmiştir. Bu bakımdan ihbar sözlü ya da yazılı olabilir. Sözlü yapılan ihbarlar bir tutanakla tespit edilir. Telefon, telgraf, elektronik posta (e-mail) veya imzalı ya da imzasız bir mektupla da ihbarda bulunulabilir.
Şikayet, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarda yetkili kişinin süresi içinde yetkili makamlardan bu fiil hakkında ceza kovuşturması yapılmasını istemesine denilir. Şikayet sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Ancak, sözlü olarak yapılan şikayetin tutanağa geçirilmesi gereklidir.
Yetkili makama yapılan bildirim, (doğrudan ya da dolaylı) objektif olarak yanlış olmalı ve iftirada bulunan, gerçeklere aykırı olarak suçsuz olduğunu bildiği mağdura hukuka aykırı bir fiil isnat etmelidir. İhbar veya şikayete konu eylemin niteliği bakımından, hukuka aykırı fiil isnadı; ceza hukuku anlamında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını gerektiren bir eylemin isnadı şeklinde olabilir. Bu halde; bir suç isnadından bahsedilecektir. Bunun yanı sıra, idari bir yaptırım uygulanmasını gerektiren bir eylemin isnadı da söz konusu olabilir ki bu durumda kabahatler veya disiplin eylemleri söz konusu olacaktır.
İftira suçunun oluşması için, failin kendi kimliğini açıklaması veya doğru bildirmesi zorunlu değildir. Yargıtay da bu yönde uygulama yapmaktadır. İhbarın, isimsiz veya sahte isimle yapılması durumunda da iftira suçu oluşur. İhbar ya da şikayet yolu ile mağdura yapılan eylemin belirli olması lazımdır. Kapsamı ve sınırları belli olmayan, soyut ve genel ifadeler kullanılarak yapılan isnatlar ya da sadece belli bir davranışa ilişkin olumsuz değer yargıları ihtiva eden beyanlar, iftira suçunu oluşturmayacaktır. Buna karşılık, mağdura isnad edilen fiilin, bir suç tipinin unsurlarını kesin olarak içermesi ya da failin, isnad ettiği fiilin hukuki ismini açıklamış olması aranmaz. Takibi şikayete bağlı suçlarda da, şikayet etmeye hakkı olan dışında bir kimsenin asılsız isnadı iftira suçuna vücut vermez.
Öte yandan; 1982 Anayasasının 74üncü maddesine göre vatandaşların, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara başvurma hakları bulunmaktadır. Dilekçe hakkı ile bağlantılı olan ve aynı zamanda Anayasanın 36ncı maddesi hükmü ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü (hürriyeti) kapsamında da değerlendirilen ihbar ve şikayet hakkı, iftira suçu yönünden de bir hukuka uygunluk nedenidir. Bu hak, yetkili makamlara hukuka aykırı bir fiilin, fail olduğu düşünülen bir kimse ya da kimseler belirtilerek bildirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle; TCKnın 26ncı maddesi uyarınca kişinin hakkını kullandığı veya görevini yerine getirdiği durumlarda fiil, hukuka uygun olacak, iftira suçu oluşmayacaktır. Dolayısıyla, suçlu olduğuna, ya da hakkında idari bir yaptırım uygulanması gerektiğine inandığı bir kimse hakkında yetkili makamlara bildirimde bulunan kişinin fiili, suç teşkil etmeyecektir. (Yargıtay 15inci Ceza Dairesinin 19.11.2013 tarihli, 2012/12825 E. 2013/17828 K.; 9uncu Ceza Dairesinin 10.06.2013 tarihli, 2013/5004-8756 E.K.; 4üncü Ceza Dairesinin 20.01.2014 tarihli, 2013/26612 E. 2014/1652 K. sayılı kararları da bu yöndedir).
İhbar hakkının, sadece başkasını zarara uğratmak için kötüye kullanılamayacağını kabul etmek gerektiği gibi, bu hakkın hukuken korunabilmesi, daraltılmaması, yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için ihbar edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olmasının da zorunlu bulunmadığını, ihbarı haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf veya dolaylı da olsa varlığının yeterli olduğunu, bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında ihbar eden gibi davranabileceği hallerde ihbar hakkının kullanılmasının uygun olduğunu, diğer bir ifadeyle; ihbarda bulunanın, hukuka aykırı fiil isnat ettiği şahsın fiili işlediğini bildiği sabit olmadıkça, hukuka uygunluk nedeninden yararlanması gerektiğini kabul etmek gerekmektedir.
Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, 17.11.2011 tarihinde, kimlik bilgileri belli olmayacak şekilde şahsına ait cep telefonu vasıtasıyla internet üzerinden, Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) başvuru yaptığı; bu başvurunun kendi görev yaptığı yer haricinde, eşinin görevli olduğu
Asker Hastanesinde yaşanan olaylara ilişkin olduğu ve bu olaylar yönünden zarar gören şahıs olmadığı için, ihbar niteliğinde olduğu;
Sağlık Hizmetleri Bölge Komutanlığı tarafından yaptırılan idari tahkikat raporunda sanık tarafından isnat edilen hukuka aykırı fiillerin birçoğunun gerçek olmadığı yönünde tespitlerde bulunulmakla birlikte; Baştabip ile birlikte görev yapan personelin ifadelerinden anlaşıldığı üzere maruz kaldıkları bir takım davranışlar nedeniyle psikolojik rahatsızlıklar yaşadıkları ve ilaç kullanmak zorunda kaldıkları, bir personelin yaşadığı olay nedeniyle odasında bulunan dolaba tekme atarak camlarının kırılmasına sebebiyet verdiği, subay astsubay haricindeki personele nöbet hizmetinden sonra nöbet parası verilmeyerek günlük izin şeklinde kullandırıldığı, acil servisin yanı sıra diğer birimlere de mefruşat alındığı, Başhemşirenin evine hemşire fonunda biriken parasından ev hediyesi alınarak götürüldüğü gibi bazı hususların da var olduğunu haklı gösterecek birtakım emare ve olguların sanığın ihbar ettiği şekilde olmamakla birlikte zayıf veya dolaylı da olsa bulunduğunun dosyada mevcut deliller itibariyle anlaşıldığı;
Bu nedenle; sanığın yasal olarak mevcut olan ihbar hakkı sınırları içerisinde yapmış olduğu müracaatında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, Başsavcılığın itirazının reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy