(5237 S. K. m. 32, 34) (353 S. K. m. 221, 224) (AYDK. 11.01.2001 T. 2001/1 E. 2001/1 K.) (AY. 1. D. 25.01.2006 T. 2006/110 E. 2006/105 K.)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlığın konusu; sanığın uyuşturucu madde kullanım alışkanlığının askerliğe elverişlilik ve cezai ehliyetine olabilecek etkisinin tespiti bakımından noksan soruşturma bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Daire; aşamalarda uzun yıllara dayanan uyuşturucu madde bağımlılığı bulunduğunu ifade eden sanığın, bu alışkanlığı hakkında gerek dinlenilen psikiyatrist bilirkişinin ve gerekse adli gözlem işlemleri sonucunda düzenlenen sağlık kurulu ve adli raporda, herhangi bir tespit ve değerlendirmenin yapılmadığını, bu nedenle, psikiyatri uzmanı bilirkişiye sanığın muayenesinin sağlatılıp, lüzum görülmesi hâlinde, yeniden adli gözlem altına aldırılması ve düzenlenecek sağlık kurulu raporu ve adli rapor marifetiyle ortaya çıkan bu belirsizliğin giderilmesi gerektiği sonucuna varmış iken;
Başsavcılık; on gün süren adli gözlem işlemleri sonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporu ve adli raporda, sanığın TCKnın 32-34üncü maddelerinden yararlanmasını gerektiren ruhsal bir rahatsızlığının bulunmadığının açık bir biçimde belirtilmesinden dolayı, artık uyuşturucu madde kullanımının etki ve derecesinin tespiti noktasında noksan soruşturmayı gerektirir herhangi bir eksiklik bulunmadığını ileri sürerek, Daire kararına karşı itirazda bulunmuştur.
İşlediği izin tecavüzü suçundan dolayı aranmakta olduğu 23.7.2014 tarihinde,
Emniyet Müdürlüğüne mensup polis görevlilerine teslim olan ve ifadesinin tespitinin ardından, 24.7.2014 tarihinde
Askerlik Şubesi Başkanlığı tarafından yol ve iaşe bedeli ödenip, bir gün yol süresi tanınmak suretiyle ve 26.7.2014 tarihinde birliğine katılacağı hususu yazılı olarak kendisine ayrıca tebliğ edilen sanığın, firar kastıyla hareket ederek Birliğine dönmediği ve 17.11.2014 tarihinde yakalandığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde çözümlenebilmesi için, sanığın, dava dosyasına yansıyan kişilik özeliklerine ilişkin bilgilerin incelenmesinde fayda görülmüştür.
Sanık; sorgu ve savunmalarında, geçmişe dayanan bir uyuşturucu madde bağımlılığı bulunduğunu ifade etmiş olup (Dz.86), aynı husus, müdafi tarafından Askeri Mahkeme huzurunda da beyan edilmiştir.
Sanığın annesi
; oğlunun şiddetine maruz kaldığını ifade ederek,15.2.2015 tarihinde kolluk görevlilerine müracaatta bulunmuş ve tespit edilen ifadesinde, uyuşturucu madde bağımlısı olan oğlunun para isteyip de vermediği zaman kendisine yönelik darp uyguladığını beyan ederek, oğlunun bu hareketlerine karşı tedbir uygulanmasını istemiştir (Dz.77).
Keza, başka bir firar suçundan dolayı yakalanmasını tabiken yaptırılan 15.2.2015 tarihli tıbbı muayeneye ilişkin raporda (Dz.65), sanığın, özgeçmişinde uyuşturucu madde bağımlısı olduğunu ifade ettiği yazılıdır.
Yukarıda açıklanan safahat ve beyanlarına rağmen, psikiyatri uzmanı bilirkişi tarafından 16.2.2015 tarihli duruşmada yapılan muayene işlemleri sırasında, sanığın uyuşturucu madde kullanımının, askerliğe elverişlilik ve cezai ehliyet durumuna etkisiyle ilgili olarak herhangi bir değerlendirmede bulunulmamıştır.
Yine; sanığın 24.3.2015-2.4.2015 tarihleri arasında icra edilen adli gözlem işlemleri sonrasında düzenlenen Sağlık Kurulu Raporu ve Adli Raporda, Sık tekrarlayan uyum bozukluğu tanısı ile halen askerliğe elverişli olmadığına, ancak, askerliğe elverişsizlik halinin suç tarihlerini kapsamadığına ve sanığın TCKnın 32-34üncü maddelerinden yararlanamayacağına karar verildiği belirtilmiştir (Dz.163, 153).
Her iki raporun incelenmesi neticesinde, sürekli uyuşturucu madde kullandığını ve halen uyuşturucu madde bağımlısı olduğunu açık ve ısrarlı bir biçimde ifade eden sanığın, adli gözlem işlemleri sırasında, uyuşturucu madde bağımlılığının sürekli nitelik kazanıp kazanmadığına ve kendisinde yoksunluk bulguları saptanıp saptanmadığına ilişkin olarak herhangi bir kimyasal analiz yapılmadığı, yine, uyuşturucu madde kullanım safahatı ve sanığı etkileme derecesinin tespitiyle ilgili olarak TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin Eki Hastalıklar ve Arızalar Listesinin 17/D-2 maddesine uygun düşecek bir sağlık kurulu raporu düzenlenmediği, keza, raporların, uyuşturucu madde bağımlılığının sanığın askerliğe elverişlilik ve cezai ehliyetine etki edip etmediği konularında tıbbi bir tespit ve değerlendirme içermediği anlaşılmaktadır.
Yargılamaya esas maddi vakanın tahmin, yorum veya varsayıma mahal bırakmadan, eldeki tüm hukuki imkanlar dahilinde araştırılması ceza yargılama hukukunun temel işlevidir.
Uyuşturucu madde bağımlılığının etki ve derecesi ise asker bir şahsın, askerliğe elverişlilik ve cezai ehliyetini etkileyebilecek nitelik taşıdığından, maddi vakanın ayrılmaz bir parçası durumundadır.
Bu itibarla; uyuşturucu madde bağımlığının askerliğe elverişlilik ve cezai ehliyeti üzerinde etkisinin bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle, sanığın dava dosyası ile birlikte psikiyatrist bir bilirkişi incelemesine tabi tutulması ve bilirkişinin gerek görmesi hâlinde, adli gözlem altına aldırılması ve uyuşturucu madde kullanımı sebebiyle suç tarihlerinde askerliğe elverişliliğini engelleyecek veya ceza ehliyetini etkileyecek ve ortadan kaldıracak nitelikte ruhsal bir rahatsızlığının bulunup bulunmadığının adli rapor ve sağlık kurulu raporu marifetiyle belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmış ve Başsavcılığın isabetli görülmeyen itirazın oyçokluğuyla reddine karar verilmiştir.
Üyeler
,
ve
; sanığın psikiyatri kliniğinde on gün süreyle adli gözlem altına alınıp, tıbbı durumu izlenip, değerlendirildikten sonra, aralarında uyuşturucu madde kullanımından dolayı cezai ehliyetinde herhangi bir eksiklik olmadığını da açıklayan TCKnın 32-34üncü maddelerinden yararlanmasını gerektirir ruhsal bir rahatsızlığının bulunmadığına ilişkin sağlık kurulu raporu ve adli raporu düzenlediğini, bu yönüyle, uyuşturucu madde kullanımının, sanığın askerliğe elverişlilik ve cezai ehliyeti üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmadığının tıbben belirlendiğini, muayene, gözlem ve klinik bulgularda tesadüf edilmeyen bir rahatsızlığın, raporlarda hasreten yazılmamış olmasının, sanığın psikiyatrik durumunun eksik bir biçimde incelenip değerlendirildiği yönünde bir sonucun doğmasına sebebiyet vermediğini, Başsavcılık itirazının bu yönüyle kabulü gerektiğini ileri sürerek, çoğunluk kararına katılmamışlardır.
Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazının oyçokluğuyla reddine karar verilmesinin ardından, atılı suçun işlenmeye başladığı tarihin tespiti Kurulumuzca müzakere edilmiştir.
Sanığın;
Askerlik Şubesi Başkanlığınca 24.5.2014 tarihinde
Birliğine sevk edildiği sırada, kendisine bir günlük yol süresi tanınmasına karşın, bununla ilgili evrakın altına 26.7.2014 tarihinde birliğime katılacağım ibaresi yazılmış ve bu ibare sanık tarafından imzalanmıştır.
24.7.2014 tarihinden hesaplanacak bir günlük yol süresi sonunda, sanığın, en geç 26.7.2014 gününe kadar Birliğine katılması gerektiği söylenebilir ise de, evrak içeriğine dahil edilen "26.7.2014 tarihinde birliğime katılacağım" ibaresinin, sanığın iradesini yanıltacak biçimde ve 26.7.2014 günü bitimine kadar birliğine katılması gerektiği şeklinde yorum ve değerlendirmeye tabi tutulmasının imkan dahilinde olduğu ve bu yönüyle de, sevk belgesinde yazılı tarihi takip eden ilk gün olan 27.7.2014 tarihinin, firar suçunun işlenmeye başlandığı tarih olarak kabul edilmesi gerektiği, Daire kararında değinilmeyen bu hususun, noksan soruşturmaya dayanan bozma sebebinden ayrı olarak, ilave bir bozma sebebi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (As.Yrg.Drl.Krlnun 9.4.2015 tarihli ve 2015/29-45 E. K. sayılı kararı da bu yöndedir.)
Üyeler
ve
.; 24.7.2014 tarihinde, bir gün yol süresi verilip yol ve iaşe bedeli ödenmek ve 26.7.2014 tarihinde Birliğine katılacağı hususu kendisine yazılı olarak tebliğ edilen sanığın, bu gerekliliğe riayet etmeksizin, firar etmesi şeklinde gelişen olayda, suçun başlangıç tarihinin 26.7.2014 olarak kabul edilmesi gerektiğini, sanığa bu yönde yapılan yazılı tebligatın herhangi bir yanlış anlama ve değerlendirmeye sebebiyet vermeyecek kadar açık, katılması gereken son tarih bildiriminin ise uyarı mahiyetinde olduğunu, hiçbir zaman sanığa fazla yol süresi tanındığı anlamına gelmediğini, verilen yol süresi konusunda sanığı yanıltacak bir nitelik taşımadığını, sanığa sonraki bir tarihte birliğine katılması için bir hak vermediğini ileri sürerek, çoğunluk kararına katılmamışlardır. (Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 11.1.2001 tarihli, 2001/1-1 E.K.; 18.1.2001 tarihli, 2001/3-5 E.K.; 17.5.2001 tarihli, 2001/51-51 E.K.; 1inci Dairesinin 11.2.2015 tarihli, 2015/126-128 E.K.; 20.1.2010 tarihli, 2010/97-92 E.K.; 11.3.2009 tarihli, 2009/570-566 E.K.; 25.1.2006 tarihli, 2006/110-105 E.K.; 2nci Dairesinin 21.11.2012 tarihli, 2012/1368-1200 E.K.; 4üncü Dairesinin 13.3.2012 tarihli, 2012/367-348 E.K.; 21.9.2010 tarihli, 2010/2106-2125 E.K. sayılı kararları bu doğrultudadır).
Sonuç Ve Karar: Açıklanan nedenlerle;
Askeri Yargıtay Başsavcılığının 8.1.2016 tarihli ve 2015/1976-2057 (İtiraz: 2016/2) sayılı tebliğnamesi ile yapmış olduğu itirazın 353 sayılı Kanunun 224üncü maddesi gereğince REDDİNE;
Üyeler
ve
. karşı oyları ve oyçokluğuyla,
Başsavcılığın itirazına atfen, Askeri Yargıtay 3üncü Dairesinin 1.12.2015 tarihli, 2015/541-544 E. ve K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; mahkûmiyet hükmünün, sanığın temyizine atfen ve resen noksan soruşturma ve suç başlangıç tarihinin hatalı tespiti yönlerinden 353 sayılı Kanunun 221/1inci maddesi uyarınca BOZULMASINA;
Üyeler
.. ve
ayrışık gerekçesiyle,
4.2.2016 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy