(1412 S. K. m. 305)
Yargıtay 2.Ceza Dairesinin 25/Ocak/945 tarih ve 159/4121-944 sayılı kararile yine bu dairenin yine bu dairenin 22/Ağustos/946 tarih ve 3433/2807 sayılı kararı arasında mevcut mübayenetin kaldırılması için bu husustaki dava dosyası kararların birleştirilmesi talebi ile Savcılığın 4/Ekim/946 tarihli tebliğnamesi ile gelmiştir.
TEBLİĞNAMEDE: Askeri Us.229.maddesinin 3.fıkrasında kısa hapis cezalarına dair olan hükümlerin temyiz olunamıyacağı açıkça gösterilmiş olduğu ve hüküm kısa hapis ile birlikte tazmini de ihtiva etse temyiz kabiliyeti bulunmadığı yolunda Askeri Yargıtay 2.Ceza Dairesinin 25/Ocak/945 tarih ve 159/4121-944 sayılı kararı mevcut olduğu halde ahiren buna muhalif olarak yine 2.Ceza Dairesinin 22/Ağustos/946 gün ve 2807/3433 sayılı kararı zuhur etmiştir.
Bu suretle 2.Ceza Dairesinin yekdiğerine mübayin olan bu iki kararının birleştirilmesi As. Us. 248. maddesinin 3. fıkrasına tevfikan talep eder ve dosyayı genel kurula sunarım.
YARGITAY GENEL KURUL İÇTİHADLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ KARARI:
As. Y.Us. K.nun 229. maddesinin 3 sayılı bendinde mutlak olarak kısa hapis cezalarına dair olan hükümlerin temyiz olunamıyacağı açıkça gösterilmiş ve bu nevi hükümlerde hapse teban tazminata dahi karar verilmiş olsa bile işbu kanuni durumun değişmeyeceği yolunda 1631 sayılı usul kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren teessüs etmiş ve belirmiş olan Askeri Yargıtay inanlarına rağmen son zamanlarda Askeri Yargıtay İkinci Ceza Dairesinden 25/Ocak/1945 gün ve 4121/159 sayılı ilamla (mahalli mahkemesinden altı gün müddetle kısa hapis ve 225 lira tazminata dair verilmiş olan kararın usul kanununun 229. maddesinin 3.bendi tarifatına göre temyiz kabiliyeti olmadığı) içtihat edilmiş ve yine aynı derece 22/Ağustos/946 gün ve 2807/3433 sayılı ilamla bu nevi hükümlerin temyiz kabiliyeti bulunduğu yolunda muhalif bir inan izhar olunmuş bulunduğundan ötürü yekdiğerine mübayin olan bu iki kararın birleştirilmesi Savcılıkça 4/Ekim/946 tarih ve 2909 sayılı tebliğname ile istenilmesi üzerine keyfiyet Genel Kurulda incelendi:
A - Savcılığın bu isteminin As. Y.Us. K.nun 248. maddesinin (Temyiz Mahkemesi Dairelerinden verilmiş mütabayin kararlar hakkında da içtihatların tevhidini Temyiz Müddeiumumisi temyiz heyeti umumiyesinden talep edebilir.) ibaresini natık (3) sayılı bendi gereğince yerinde bulunduğu görülmüş ve tarih numaraları ileri sürülen iki ilamın asılları da celp ve kurulda mütalaa olunarak konunun tebliğnamede işaret olunduğu şekilde ve mahiyette bulunduğu anlaşılmıştır.
B - Cereyan eden müzakere ve tartışmalarda iki cereyan ve noktainazar belirmiştir.
Bunlardan birincisi:
As. C.K.nun 130. maddesinde olduğu gibi ceza tayin ve tahdidi her ne kadar doğru isede bu cihetten tahdit olunan kısa hapis cezasının nevi gösterilmemiş olması itibarıile ve hukuku umumiyeye teban hüküm edilmiş hürriyeti tahdit eden bir ceza ile birlikteki tazminatın kemiyet ve keyfiyetinde vukubulmuş bariz bir hata yönünden tarafların adiyen temyiz yoluna müracaatları hakkı olacağı ve bu hakkın kabulüde sureti sevki dava bakımından yerinde bulunduğu ve nitekim Adalet Yargıtay inanlarının da bu merkezde olduğu binaenaleyh Um. C.Muh. Us. K.nun 305. maddesine mütenazır bulunan usulümüzün 229.maddesinin bu manada anlaşılması ve tatbik edilmesi gerekeceği merkezindedir.
Diğeri ise:
Ordu camiasının ihtiyaçlarına göre özel bir yargılama usulü kanunu tedvin edilmiş olması bakımından bunda tatbik ve ihticaca medarı ahkam mevcut bulundukça umumi usul kanununa veya buna müteferri inanlara gidilemiyeceği ve bu konuda Adalet Yargıtay dairelerinin veya Genelkurulunun Askeri Yargıtay inanları ile mübayenet halinde bulunsa bile bu hususda içtihad tevhidi yapılamıyacağı Askeri Yargıtay Genel Kurulunun 7.9.1936 gün ve 722/1007 sayılı kararile kabul ve tesis edilmiş müstekar bir inan bulunduğu ve buna takaddüm eden 10/Ocak/1934 tarih ve 3/10 sayılı bir diğer Genel kurul kararında dahi kısa hapis cezalarının mutlak surette kabili temyiz olmadığı içtihat olunmuştur. Bununla beraber bu cezaları mucib olan suçlar esasen mevadı basiteden bulunmuş ve disiplin amirleri tarafından cezalandırılmaları lazım gelen ve mülga As. C.K.ununda yazılı ve işaret olunduğu veçhile mücerret tekdir muamelesini icab eden disiplin suçlarından olması bakımından bunlar mahkemeye intikal etse bile umumi prensip bakımından temyiz olunamazlar.
As. Y.Us. K.nun 188. maddesinde açıklanmış olduğu gibi sevki davayı belirten iddianame muhteviyatı ise de mahkemeler suçun takdirinde iddianameler ile bağlı bulunmadıklarından duruşmadan edinilen kanaata ve irad ve ikame edilmiş delailin takdiri suretile istinbat olunan neticeye göre tayin eden cezanın nevi kanun yollarına destek tutulduğundan buna teban hüküm edilmiş tazminatın miktarı ne olursa olsun bizatihi bir ceza olmadığından bunun kanun yollarını açmağa veya genişletmeye müessir olamıyacağı tabiidir.
Nitekim Umumi Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 305. maddesinde dahi:
1 - Yirmi liraya kadar hafif para cezalarına dair olan hükümlerin,
2 - Yukarı haddi elli lirayı geçmeyen hafif para cezasını müstelzim suçlardan dolayı verilen beraat hükümlerinin,
3 - Bu kanun ile sair kanunlarda kati olduğu yazılı bulunan hükümlerin temyiz olunamıyacağı gösterilmiş ve bila istisna hep cezadan bahsedilmiş tazminat kale alınmamıştır.
As. Y.Us. K.nun 281. maddesi müdahaleden bahseylemiş isede bunu umumi usul ahkamına bağlamış ve umumi usulde sahibi içtihat bulunan Adalet Yargıtay ise müdahili davanın hukuki amme cihetinden temyizi davaya selahiyattar olmadığına 7/5/1937, 10/6/1937 tarih ve 6900/8885 sayılı kararlar ile içtihat etmiş ve bila istisna savcıların tazminat yani şahsi hak noktasından kanun yoluna müracaat hakları bulunmadığına da yine 18/10/931 gün ve 6190 sayılı kararla müstekar bir inan vazeylemiştir. Binaenaleyh kısa hapis cezalarına dair olan hükümlerde temyiz kabiliyetinin tayininde sureti sevke nazaran hadisenin istilzam ettiği ceza miktarının değil duruşma neticesinde varılan kanaatla hükmolunan ceza nevi ve miktarının esas tutulması ve usulümüzün 229.maddesinin 3 sayılı fıkrasının mutlak surette bulunması ve ıtlakında kemaline masruf bulunması yönünden kanun yolunun tayin ve takdirinde bunun selabetle muhafazası lazım geleceği, aksi takdirde hiç bir hüküm ve cezanın adı geçen bende idhali kabil bulunamıyacağı noktasında toplanmış ve temerküz etmiş bulunmaktadır.
C - Bu tartışmalar sonunda mevzuın aydınlandığı ve müzakerenin kifayeti anlaşıldıktan sonra gereği düşünüldü:
Asli ceza kısa hapis cezası olmasına ve bunun zımnında verilen feri ceza asla tabi bulunmasına ve kanun yolunu tayin de feri ceza veya tazminat değil cezayı asli esas teşkil etmesine mebni As. Y.Us. K.nun 229. Maddesinin 3 sayılı bendinin mutlak surette kabul ile alelıtlak kısa hapis cezalarının kabili temyiz olmadığına ve böylelikle mütebayin kararların birleştirilmesine ve işbu inanın evvelki kararlara tesir etmemesine ve bundan sonra işbu tevhidi içtihat kararının Yargıtay Ceza Dairelerinde ve bilcümle askeri mahkemelerce tatbikatta nazarı dikkate alınmasına As. Y.Us. K.nun 248. maddesinin 3 sayılı bendi gereğince ve tebliğname vechile 3/Aralık/1946 tarihinde üyelerden ikisinin muhalefetine karşı oy çokluğu ile karar verildi.
AYRIŞIKLIK: As. Y.Us. K.nun 229/3. bendi kısa hapis cezalarına dair olan hükümlerin temyiz olunamıyacağını amirdir. Bu bendin kısa hapis ile birlikte tazminata dair olan hükümlere de kapsamlı kılmağa, ceza işlerinde bir kanun maddesi hükmünün tevsii mahiyetinde olacağından, ceza nazariyatı müsait değildir. Bundan başka hukuk davalarının mercii esasen hukuk mahkemeleri iken ceza davasile birlikte şahsi davalarında adli olsun askeri olsun ceza mahkemelerinde görülmesi istisnai bir hükümdür. Her istisna mevridine maksurdur. Şu halde hukuk mahkemelerinde görülen ve hukuk usulü muhakemeleri kanunun 427. maddesi tarifatı dahilindeki davaların temyiz kabiliyeti olduğu halde istisnai bir hükümle ceza muhakemelerinde görülmesine cevaz verilen ve olayda olduğu gibi yukarıda sözü geçen 427. maddesi tarifatına dahil şahsi davalarda şahsi davacıya veya mahkuma temyiz hakkı tanınmaması Ana Usul Kanunu olan Hukuk Muhakemeleri Usuli Kanunile tanınmış olan bir hakkın iptali mahiyetinde olması itibarile adalete uygun değildir. Bununla beraber temyiz kabiliyeti olmayan kısa hapis cezalarına dair hükümlerde bir adli hata varsa yazılı emir yolu ile islahı mümkün iken şahsi davalarda yazılı emir olmadığı cihetle kısa hapis ile birlikte tazmine dair olan hükümlerin temyiz yolu kapalı olduğuna göre bu kabil hükümlerde adli hatanın islahıda hiç bir suretle mümkün olamıyacaktır. Bu sebeplerle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427. maddesi tarifatına dahil şahsi davalarda kısa hapis ile birlikte tazmine dair olan hükümlerin alakalılar tarafından temyiz kabiliyeti olduğu düşüncesindeyiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy