(1631 S. K. m. 86)
Yoklama kaçağından sanık Mustafa Kutlucan hakkında verilip Yargıtay 1.ceza dairesince 26 Ağustos 1946 tarihinde red olunarak kesinleşen hüküm kararların birleştirilmesi isteği ile savcılığın 26 Eylül 1946 tarihli tebliğnamesi ile gelmiştir.
TEBLİĞNAMEDE: Sanık hakkında tahkikata mahal olmadığına karar verildikten ve bu karar kat'ileştikten sonra As. Us.272 nci maddesinin 5.fıkrası hükmü dairesinde kaldırılmadıkça yeniden takibata tevessül edilemiyeceği hakkında Askerî Yargıtay ceza dairesinin 4 Mayıs 1946 tarih ve esas 1571, karar 1947 sayılı karara mevcut olduğu halde ahiren ittihaz olunan 1.ceza dairesinin 26 Ağustos 1946 tarih ve esas 3102, karar 3399 sayılı kararında takibata lüzum olmadığına dair olan kararın kazai bir mahiyette karar olmadığı ve bu sebeple As. Us.272. maddesinin 5. fıkrası gereğince kaldırılmasına lüzum görülmediği zikr olunmakta ve şu suretle evvelki içtihat ve karara mugayir bir karar zuhur etmiş bulunmaktadır.
As. Us. 86. maddesinin 6.fıkrası mucibince tahkikata mahal olmadığına dair kesinleşen karar, hazırlık tahkikati neticesinde ittihaz edilmiş olan bir karardır ve kazai mahiyeti haiz değildir.
Yeni deliller ve yeni vak'alar zuhur ederse yine hukuki amme davası açılabilir. Nitekim bu maddenin mutenazırı bulunan umumi ceza usulünün 167 nci maddesinin son fıkrasında tahkikata mahal olmadığına dair olan karara karşı vaki itiraz red edildikten sonra hukuki amme davasının yeni vakalara ve yeni delillere müsteniden C.Savcılığınca açılabileceğini sarahaten göstermektedir.
Kazai mahiyeti haiz olmayan kararların Askerî Yargıtayca tetkikine kanuni cevaz verilmemektedir.
Hukuku amme davası (ilk tahkikat) açılmadan ittihaz olunan ve müteaddit amiri adliler arasında zuhur eden ihtilafları Askerî Yargıtay haletmemektedir.
Kazii mahiyette olan meni muhakeme kararının en son tetkik merciide As. Us.126. ve 127. maddelerinde Askerî Yargıtay olarak gösterilmiştir.
Şu halde amme davası açılmamış yani ilk tahkikat emri verilmemiş olan hazırlık tahkikatı mahiyetinde bulunan kararların Askerî Yargıtayca tetkikine ve kaldırılmasına lüzümu kanunî görülmemektedir.
Binaenaleyh birbirine aykırı görülen ve yukarıda arz edilen iki kararın As. Us.248.maddesinin 3.fıkrasında tevfikan tevhidini talep eder ve ilişik dosyayı genel kurul'a sunarım.
YARGITAY GENEL KURUL KARARI: Sanık hakkında tahkikata mahal olmadığına karar verildikten ve bu karar kesinleştikten sonra As. Y.U.K.nun 272.maddesinin 5.fıkrası gereğince bu karar kaldırılmadıkça yeniden takibata tevessül edilmesi kanunen caiz bulunmadığı Yargıtay ikinci ceza dairesinin 4 Mayıs 1946 tarih ve 1571/1947 esas, karar sayılı kararı ile kabul edilmişken Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 26 Ağustos 1946 tarih 1102 esas 3399 karar sayılı kararında takibata lüzum olmadığı hakkındaki kararın kazai bir mahiyette bulunmaması sebebi ile yeni bir delil zuhurunda bu kararın yetkili hiç bir yerden kaldırılmasına lüzum olmadan adli amir tarafından yeniden soruşturmaya başlanacağı ve As. Y.U.K.nun 272. maddesinin 5. fıkrası hükmünün meni muhakeme gibi kazai kararlara raci bulunduğu belirtilmiş ve bu suretle Yargıtay ceza dairelerinden birbirine mütebayin iki karar çıkmış olması sebebi ile her iki kararın As. Y.U.K.nun 248. maddesinin 3.fıkrası gereğince birleştirilmesi 26 Eylül 1946 tarih ve 3102 esas 3271 tebliğname sayılı tebliğname ile istenmekle gereği düşünüldü;
As. Y.U.K.nun 86. maddesinin 4. fıkrasında bahsi geçen (takibata lüzum olmadığı) kararı ile aynı maddenin 5. fıkrasındaki (tahkikata mahal olmadığına) kararları kazai mahiyette verilmiş birer karar olmadığına ve 26 Eylül 1946 tarihli tebliğnamede belirtildiği vechile yeni bir delil zuhurunda bu kararların yetkili merciler tarafından kaldırılmasına lüzum kalmaksızın adli amir tarafından davanın takip olunabileceğine ve ceza muhakemeleri Us.K.nunda bu görüşü teyit ettiğine göre ikinci ceza dairesinin 4 Mayıs 1946 tarih ve 1571 esas 1947 karar sayılı kararında isabet görülememiş ve birinci ceza dairesinin 26 Ağustos 1946 tarih 3012 esas 3399 karar sayılı kararı kanunun ruhuna ve kanun vaziinin maksadına daha uygun bulunmuş olduğundan As.Y.U.K.nun 248. maddesinin son fıkrasına dayanılarak inanların bu şekilde birleştirilmesine 15 Ekim 1946 tarihinde Oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy