(1632 S. K. m. 66)
ASKERİ YARGITAY GENEL KURUL KURUL KARARI: Askeri Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 531 esas 523 karar sayı 27.5.1936 tarihli karariyle Askeri Yargıtay Genel kurulunun 559 esas 1716 karar sayılı 14.9.1948 tarihli kararlarının birbirlerine mugayir bulunması sebebiyle As. Y.U.K.nun 248. maddesine dayanılarak inanların birleştirilmesi savcılığın 3171 esas 3317 sayılı ve 9.11.1948 tarihli tebliğnamesiyle istenmiş olduğundan bu kararlar genel kurulda okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği düşünüldü:
Birinci ceza dairesinin 27.5.1936 tarihli kararının özeti:
İstirahatli bulunan bir erin bu istirahatini kıtasında geçirmeyerek evine gitmiş ve süresi hitamından itibaren beşinci günü kendiliğinden kıtasına iltihak etmiş olduğuna göre bu eylemi firar suçu olduğu ve As. C.K.68 ve 73. maddelerine göre cezalandırılması lazım geldiği halde bunda zuhul edilmesi sebebiyle hükmün bozulmasına mütedair olduğu görülmüştür.
Genel kurulun 14.9.1948 tarihli kararının özeti ise:
Müteaddit firardan sanık diğer bir erin mahkumiyetine dair verilen kararın As. C.K.nun 73 ve 68. maddelerinin uygulanması tarzında hata edildiğine dair üst adli amir tarafından ve aynı kanunun 66. maddesinin C bendinin de uygulanmasını gerektiren sebebin hüküm fıkrasında açıklanmaması dolayısıyla savcılıkça kendiliğinden yapılan temyizle dosyanın yargıtay birinci ceza dairesinde 19.3.1948 tarihinde incelendiği ve istirahat müddetini hariçte geçirmiş olan sanığın bu fiilinin mahkemece firar suçu mahiyetinde kabul edilerek ceza verilmesi yolsuzdur, şeklindeki kararla hükmün bozulduğu ve bu karar üzerine savcılığın karar tashihi yoluna gittiği, bu istemin de (Kararda meskut geçilmiş bir nokta olmadığı beyaniyle ) birinci ceza dairesince 11.6.1948 tarihinde reddedilmesi üzerine savcılıkça itiraz yoluna gidildiğinden dosyanın Askeri Yargıtay genel kuruluna geldiği ve 14.9.1948 tarihinde incelendiği ve genel kurulca verilen kararın yalnız karar tashihi isteminin reddine veya kabulüne mütedair olması lazım gelirken esasa da girilerek olayda karar tashihini icabettirecek bir sebebin de bulunmadığı beyanı ile itirazın reddedildiği ve bunun üzerine savcılıkça inanların birleştirilmesi istenildiği anlaşılmıştır.
Ordu Dahili Hizmet Kanununun 56.maddesinin son fıkrasında hastaneden dönen erlerin kıta tabibine gösterileceği amir bulunmakta ve ordu dahili hizmet talimatnamesinin 291. maddesi de; herhangi bir erin iyileşerek hastaneden döndüğü zaman ilk amirlerine müracaatla hastaneden döndüklerini ihbar etmeğe mecbur olduklarını belirttiğine göre, velevki taburcu kağıdında (kıtasında istirahat) kaydı olmasa dahi alelitlak istirahat alarak hastaneden çıkan erlerin çıktıklarında doğruca kıtalarına gidecekleri anlaşılmaktadır.
Ordu dahili hizmet kanunu 2.maddesi ise eri, (ihtiyaçları devlet tarafından deruhte ve temin olunan rütbesiz asker) olarak tarif ettiğine ve bu ihtiyaçların ise iaşe, ilbas ve iskan gibi hususlar olacağına ve binaenaleyh hava değişiminde izinde ve görevde bulunmayan her hangi bir erin ancak kıtasında bulunabileceği anlaşılmaktadır.
Esasen bunun aksinin düşünülmesi ordunun zaptı raptını kökünden sarsacağı cihetle hastaneden istirahat alan her hangi bir erin vazifesinin isbatı vücud etmeğe mecbur ettiği mahal, kıtası olduğundan ve As. C.K.nun 66.maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi de kıtasından veya vazifenin isbatı vücud etmeğe mecbur ettiği mahalden izinsiz altı günden fazla uzaklaşanların eylemlerinin firar suçu olduğunu belirttiğine göre, olayı bu çerçeve dahilinde mütelaa ve kabul etmek kanunun ruhuna uygun bulunmaktadır.
Bu itibarla birinci ceza dairesinin 531 esas 523 karar sayılı 27.5.1936 tarihli kararıyla genel kurulun 559 esas 1716 sayılı 14.9.1948 tarihli kararının bu esas dahilinde ve tebliğname veçhile As. Y.U.K.nun 248. maddesine dayanılarak birleştirilmesine 14.12.1948 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy