(353 S. K. m. 211, 212, 215)
I - KONU: Temyiz eden tarafa, 353 sayılı kanunun 215 nci maddesine göre hükmün gerekçesi ile tebliği şart ve kanuni bir lazime olduğu hususundaki As. Yargıtay 2 nci Dairesinin 24.3.1966 gün ve 966/314-3 sayılı kararı ile kısa karar halinde yüzüne karşı tefhim edilen hükmü kanuni süresi içinde verdiği aynı tarihli dilekçesiyle temyiz eden ve temyiz sebeblerini de bildirmiş olan sanığın bu talebinin As. Mahkeme kıdemli hakimi tarafından kabul edilmesiyle yapılan işlemin kanuna uygun olduğu hususundaki As.Yargıtay 1 nci Dairesinin 28.3.1966 gün ve 966/316 sayılı kararı arasındaki mübayenetin giderilerek içtihatların birleştirilmesinin Başsavcılığın 11.4.1966 gün ve 966/1389-1087 sayılı yazılarıyla taleb edilmesinden ibarettir.
II - İNCELEME: 1 - (....Sanığa gerekçeli karar tefhim edilmemiş ise tebliği şart ve kanuni bir lazime olduğundan bunda yapılan yanılma sebebi ile temyiz incelemesinin bu noksanlığın izalesine deyin şimdilik sanığın temyiz itirazlarının tetkikine yer olmadığına ve tebliğnamede resen ileri sürülen sebeple gerekçeli kararın sanığa tefhimi için dosyanın mahal mahkemesine iadesine...) dair olan As.Yargıtay 2 nci Dairesinin 24.3.1966 gün ve 966/314-3 sayılı kararı,
2 - Kısa karar halinde yüzüne karşı tefhim edilen hükmü, kanuni süresi içinde verdiği aynı tarihli dilekçesiyle temyiz eden ve temyiz sebeplerinide bildirmiş olan sanığın bu talebinin As. Mahkeme kıdemli hakimi tarafından kabul edilmesiyle yapılan işlemin kanuna uygun bulunduğuna ve böylece temyiz layihasının usulüne uygun ve süresinde verildiğinin kabul edildiğine dair olan As. Yargıtay 1nci dairesinin 28.3.1966 gün ve 966/316-2 sayılı kararı,
3 - (...Hüküm kısa karar halinde yüze karşı tefhimden sonra, kanuni süresi içinde verdiği dilekçesiyle temyiz isteminde bulunan ve temyiz sebeblerini beyan eden sanığa, gerekçeli karara göre temyiz layihasını hazırlayabilme imkanının sağlanması için 353 sayılı kanunun 215 nci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince gerekçeli kararın tebliği icabedeceği ) mütelaasıyla, mezkur 1 ve 2 nci daire kararları arasındaki mübayenetin giderilmesi için konunun içtihatlari birleştirme kurulunda incelenmesi talebini muhtevi, As.Yargıtay Başsavcılığının 11.4.1966 gün ve 966/1399-1087 sayılı yazısı,
4 - 353 sayılı kanunun 180 nci maddesinin amir hükmüne mütenazir olarak vazedilen aynı kanunun 215 nci maddesi 2 nci fıkrasına göre, talepte bulunan şahsa gerekçeli hükmün bir hafta zarfında tebliğ edilmesinin mecburi olduğu, bu sürenin mahkemece uzatılamıyacağı, hükmün yüzüne karşı tefhiminden sonra süresi içinde sebeblerini de bildirerek hükmü temyiz eden sanığa ayrıca gerekçeli hüküm de tebliği gerektiğinin kabulü halinde, sanığın hukuki durumu itibarıyle neticeye müessir olmıyacak fuzuli bir işlemle usul kanunlarının ana gayesi olan kolaylık ve sür'at temininin bertaraf olunacağı ve sonuç olarak "süresinde temyiz sebeblerini de bildirerek temyiz layihasını veren sanığa ayrıca gerekçeli kararın tebliğinin şart olmadığı" mütelaasıyla aykırılığın nedenlerini açıklayan 1nci Daire Başkanlığının 26.4.1966 gün ve 66-316/13 sayılı yazıları,
5 - Raportör üyenin konuya ait muhtırası okunup ilgili mevzuat ve gerekçeleri incelendi.
III - MÜZAKERE VE GEREKÇE: Her ne kadar Askeri Yargıtay Başsavcılığının 11.4.1966 gün ve 966/1399-1087 sayılı yazılarında; As. Yargıtay 1 nci Dairesinin 28.3.1966 gün ve 966/316-2 sayılı kararı ile As. Yargıtay 2 nci Dairesinin 24.3.966 gün ve 966/314-3 sayılı kararı arasında mübayenet bulunduğu ileri sürülerek içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; her iki daire kararının, ayrı ayrı konuları ihtiva ettiği ve 127 sayılı kanunun 13 ncü maddesine göre içtihatların birleştirilmesi için lüzumu şart unsur olan "benzer olaylara" ait kararlardan bulunmadıkları anlaşılmıştır. Şöyle ki;
As. Yargıtay 2 nci dairesinin 24.3.1966 gün ve 966/314-3 sayılı ilamına göre, kısa karar taraflar hazır olduğu halde tefhim edilmiş, sanık bu kararı temyiz edip sebeplerini göstermemiş ve sanığa gerekçeli karar tebliğ edilmeden dosya As.Yargıtay'a gönderilmiş ve 2 nci Dairece tetkik sonucunda gerekçeli kararın sanığa tebliği icabedeceği mülahazasıyla dosyanın mahal mahkemesine iadesine karar verilmiştir. 353 sayılı kanunun 212 ve 215 nci maddeleri kapsamı içerisinde mütelaa olunan mezkur işlem ve kararda gayri kanuni herhangi bir cihet görülmemektedir.
As. Yargıtay 1 nci Dairesinin 28.3.1966 gün ve 966/316-2 sayılı ilamına göre ise, kısa karar halinde yüzüne karşı tefhim edilen hükmü, sanığın süresi içerisinde sebeblerini de belirterek temyiz etmesi üzerine gönderilen dava dosyasının 1 nci dairece tetkiki sonucunda, temyiz isteminin kanuna uygun olduğuna ayrıca gerekçeli hükmün tebliğine lüzum olmadığına tebliğname hilafına karar verilmiştir. İş bu kararda 353 sayılı kanunun 211 nci maddesi kapsamı içerisinde mütelaa olunmuş ve kanuna uygun bulunmuştur.
Böylece mahiyetleri birbirinden farklı olaylar hakkında, olayların özellikleri itibariyle kanunun mahsus maddelerine uygun şekilde değişik kararlar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.
IV - SONUÇ VE KARAR: Yukarıda izah olunan sebebler muvacehesinde
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Benzer olaylara ait kararları ihtiva etmiyen ve mahiyetleri ve sonuçları itibariyle birbirlerinden farklı konuları kapsayan 2 nci Dairenin 24.3.1966 gün ve 966/314-3 sayılı kararı ile 1 nci Dairenin 28.3.1966 gün ve 966/316-2 sayılı kararı arasında herhangi bir mübayenet bulunmadığına oy çokluğu ile karar verildi. 20.5.1966
MUHALEFET SEBEBİ: 20 Mayıs 1966 tarihinde Askeri Yargıtay İnanları Birleştirme Kurulu toplanmıştır.
Toplantının konusu: 353 sayılı kanunun 215 nci maddesinin amir hükmüne göre gerekçeli kararın sanığa tebliğ edilmeden sanığın kısa karardan sonra temyiz layihasını vermiş olması halinde dahi temyiz incelemesinin yapılmıyacağına ait 2 nci Daire kararı ile 1 nci Dairenin bu şartlar içerisinde temyiz incelemesinin kabil olacağına ait görüş farkları sebebiyle bu ihtilafın inanların birleştirilmesi yolu ile halline dair idi.
İnanların birleştirilmesine ait böyle ihtilaflı bir konunun olup olmadığı hususu önce görüşülüp kabul edilmiş iken bilahare İnanları Birleştirmeye ait sebebin olmadığı yolunda tekriri müzakere yapılmadan karar alınması kanunun koyduğu Prosedüre aykırıdır.
Esas bakımından mesele ele alındığında da her iki daire arasında görüş aykırılığı mevcuttur. Çünkü 2 nci daire 334 no.lu Anayasanın emredici hükmünden de kuvvet alarak her kararın gerekçeli yazılmasının nedenini bir amme intizamı addetmekte ve 353 sayılı kanunun 215 nci maddesinde amir bir hükümle gerekçeli kararın sanığa tebliğinin şart olduğunu kabul edip göstermektedir.
Amir olan kâide tasarrufları dışına ne idare, ne fertler irâdeleri ile, akitle çıkamazlar.Bu emredici hükmü değiştiremezler, başkalıyamazlar; yani, sanık kısa karardan sonra temyiz layihasını vermiştir; gerekçeli karar bu zimni kabul üzerine kendisine tebliğ edilmese de olur, denemez.Diğer taraftan, gerekçesizlik kanuna mutlak muhalefet sebebidir. Sanık gerekçeli kararı tebellüğ edince; bu kararın gerekçesiz olduğunu görünce başka temyiz sebebi serdetmeğe lüzum görmez. Yahutta gerekçeli karar o derece müdellel ve tatminkardır ki temyiz isteğinden vazgeçer. Bu haller içinde kanun koyucu gerekçeli kararın tebliğini her halikarda şart kılmıştır.
Gerekçe esasen sonuncu, kısa kararın nedenini gösterir. Bu nedenler olmadan sonuç yani kısa karar bir şey ifade etmez.
Umumi Yargıtayda da kanun tatbikati ve teessüs etmiş içtihatlar bu merkezde olduğundan inanları birleştirmeğe lüzum yoktur, şeklindeki karara muhalifiz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy