(353 S. K. m. 212, 213)
KONU: Hükmü temyiz edeceğini bildiren ve gerekçeli hükmü isteyen sanık ve vekilinin gerekçeyi tebellüğünden itibaren 7 gün geçtikten sonra verdikleri temyiz layihasının tetkik sırasında nazara alınıp alınmıyacağı hususundaki mütebayin içtihatlarin birleştirilmesinden ibarettir. Bu konu müzakere olunmuş ve sonunda aşağıdaki karara erişilmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Askeri Yargıtay 1.Dairenin 31.1.1966 tarihli ve esas 1965/1131, karar 1966/95 sayılı ilamında (hükmü temyiz edeceklerini bildirerek gerekçeli hükmü isteyen sanık vekiline, bu gerekçeli hüküm usulen tebliğ edildikten sonra temyiz layihasının As.Mh.Krlş.ve Yrg.Us.K.nun 212 ve 213.maddelerine göre tayin kılınan bir haftalık süre zarfında verilmesi gerektiği, bu bir hafta aşırılarak verilen temyiz layihasına binaen As.Yargıtay'ca temyiz incelemesi yapılamayıp, artık temyiz incelemesinin re'sen yapılacağı) kararlaştırılmış, buna karşılık As.Yargıtay 2.Dairenin 24.3.1966 tarihli ve esas 1966/284, karar 1966/297 sayılı ilamında ise (sanık veya vekili tarafından kanun yolunun işlemesini sağlayacak muameleye - temyiz isteminde bulunmak - başvurduktan sonra As.Yargıtayda temyiz incelemesi hitama erene kadar temyiz layihası verilebileceği ve böylece verilmiş bir temyiz layihasının varlığı halinde de As.Mh.Krlş. ve Yrg. Us. K.nun 212 ve 213.maddeleri mucibince temyiz incelemesinin bu layihaya binaen olacağı) kararlaştırılmış ve şu suretle 1 ve 2 nci Daireler kararları arasında içtihad ayrılığı baş göstermiştir. İşin İçtihadı Birleştirme Kuruluna bu şekliyle gelmesi üzerine kurulda yapılan incelemede görülmüştür ki, As. Mh. Krlş. ve Yrg. Us. K.nun, temyiz isteminin süresi ve şartlarını tespit bakımından konulmuş olan 209 ncu maddesi, temyiz için istem şartını, muhakkak surette bir haftalık bir süreye bağlı tutmuştur ve bu tutum bahsedilen maddede (temyiz istemi, karar veya hükmün tefhiminden, tefhim sanığın yokluğunda yapılmış ise tebliğinden itibaren bir hafta içerisinde olur) şeklinde açıkça gösterilmiştir. Buna mukabil, Usul Kanununun 212 veya 213 ncü maddesi ise, temyiz istemi sanıklarca süresinde bildirildikten ve bu istem üzerine gerekçeli hüküm tebelluğ edildikten (alındıktan) sonra, temyiz layihası, hükmün bu tebellüğ tarihinden itibaren muhakkak surette bir haftalık süre içinde verileceğini şart koşmuş değildir. Bilakis As. Mh. Krlş. ve Yrg. Us. K.nun 212 nci maddesi, (temyiz dilekçesinde veya beyanında temyiz sebepleri gösterilmemiş ise, temyiz dilekçesi için belirli olan sürenin bitmesinden veyahut hükmün gerekçesi henüz tebliğ edilmemiş ise tebliğinden bir hafta içinde hükmü temyiz olunan mahkemeye bu sebepleri kapsayan bir layiha da verilebilir) yolundaki hükmü ile, temyiz layihasını bir hafta içinde vermeyi hükmü temyiz edicinin ihtiyarına bırakmaktadır ve bunun sonucu olarak da, hükmü temyiz edicinin, temyiz dilekçesine veya beyanına ek olarak (bunlarda temyiz sebeplerini göstermemiş oldukça) As. Yargıtayda temyiz incelemesi bitene kadar bu sebepleri kapsayan bir temyiz layihasını verebileceği anlaşılmaktadır. Kaldı ki As. Mh. Krlş. ve Yrg. Us. K.nun 213 ncu maddesi de temyiz layihasının verilmemesi halini (artık As. Yargıtayda iş temyizen inceleme safhasına intikal ettiğine göre) temyiz incelemesi yapılmasına mani bir hal görmeyerek, 212 nci maddeyi ve dolayısiyle bahse konu meseleyi teyit eylemektedir. Esasen hükmü süresinde (bir hafta içinde) temyiz eyleyen sanığın, bu istem şartını yerine getirmiş olmasına rağmen ayrıca temyiz layihasını vermesini dahi bir haftalık süreyle kısıtlamak, (diğer bir deyimle As. Yargıtayda temyiz incelemesi başlayıncaya kadar verilebileceğini kabul etmemek) hükmü temyiz gibi bir hukuki müessesenin amacı ile uyuşur bir kural değildir ve doktrine de aykırı düşeceği bir gerçektir.
SONUÇ: 1) Askeri Mahkemelerden verilmiş bir hükmü temyiz etmek hakkına sahip bulunan sanık veya vekilleri, temyiz için belirli bir haftalık süre içinde hükmü temyiz isteklerini bildirmeleri üzerine, şayet bu istemi kapsayan temyiz dilekçesinde veya beyanında ayrıca temyiz sebepleri gösterilmemiş ise, temyiz dilekçesi için belirli sürenin bitmesinden sonraki veya gerekçeli hükmün istek üzre tebliği ile geçecek süreden sonraki bir haftalık zaman içinde temyiz sebeplerini kapsayan temyiz layihalarını da hüküm mahkemesine verebilecekleri;
2) Temyiz dilekçesinde veya beyanında temyiz sebepleri gösterilmemesi ve bu sebepleri kapsayan layihanın, yukarda zikredilen bir haftalık süre içinde verilmemiş olması halinde, temyiz layihası, As. Yargıtayda temyiz incelemesine geçilinceye kadar verilebileceği ve bu taktirde de As. Yargıtayda temyiz incelemesi bu layihadaki sebepler dahi dikkate alınarak yapılacağı cihetle, As. Yargıtay 1 ve 2 nci Dairelerinin bu bahiste çelişik olan içtihatlarının bu suretle birleştirilmesine 17.2.1967 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET SEBEBİ: 353 sayılı As. Yrg. Us. K.nun 212 ve 213 ncü maddelerinin tatbikine dair 1 ve 2 nci Daireler arasında görüş ayrılığını ihtiva eyleyen mütebayin kararların telifi maksadiyle 17.2.1967 günü yapılan toplantıda Tevhidi İçtihat Kurulunun; 2 nci Dairenin noktai nazırını benimsiyerek As. Yrg. Us. K.nun 212nci maddesinde 7 gün zarfında verilebileceği kesin surette ifade edilmiş olan temyiz lâyıhasının müddete tabi bulunmadığı ve temyiz istemini zamanında yapmış olan mümeyyizin müddete bakılmaksızın temyiz tetkikatı sonuna kadar lâyıha vermesinin kanunen mümkün olabileleceği ve bu takdirde tetkikatın aynı kanunun 213 ncü maddesi mucibince re'sen değil mümeyyizin temyiz lâyıhasına istinaden yapılması gerektiği ve bu görüşü umumi Yargıtay'ın Ceza Muhakemeleri Usulû Kanununun aynı konuyu ilgilendiren maddeleri üzerine müesses tevhidi içtihat kararının da desteklediği gerekçesiyle ekseriyetle ittihaz edilmiş olan kararına aşağıda maruz sebeblerden dolayı iştirak edilememiştir.
1- As. Yrg. Us. K.nun 212 nci maddesi, her hangi bir tereddüde ve şüpheye meydan bırakmıyacak surette açık hüküm taşımaktadır. Bu madde, lâyıha verme süresini esbabı mücibeli hükmün tebliğinden itibaren bir hafta olarak kabul etmiştir. Temyiz istemi 7 gün zarfında yapılmamış ise istem reddedilir. Ancak, lâyıha kanunun koyduğu zaman içinde verilmemiş ise ve önce müddetinde yapılmış bir temyiz istemi bulunduğundan bu haktan mahrum edilemiyeceği için aynı kanunun 213 ncü maddesi hükmünden yararlanılarak temyiz tetkikatı re'sen yapılır. Lâyıhanın 7 gün zarfında verilmemiş olmasının müeyyidesi bir hakkın tamamen sükûtunu mucip olmayıp yapılacak temyiz tetkikatının şeklini tayin etmekten ibaret olup mümeyyize temyiz lâyıhasında zikredilen kanuna muhalefet hallerinin kabule şayan görülmemesi halinde yegân yegân mucip sebep göstermemektedir. 1 nci Dairenin bahse konu kararında (lâyıha müddetinde verilmediğinden temyiz isteminin reddine) denilmek suretiyle bir zuhul yapılmış ise de kararın devam eden kısmında temyiz tetkikatının As.Yrg.Us.K.nun 213 ncü maddesi mucibince re'sen yapılacağına işaret edilmek suretiyle kanunla çelişir gibi görünen kısım düzeltilmiştir. Kaldı ki bundan sonra Daireler Kurulu konuyu çözmüş ve aydınlığa kavuşturarak madde metnine ve ruhuna sadık kalınmak kaydiyle müddetinde bir temyiz istemi bulunduğu takdirde temyiz lâyıhası verilmemiş veya lâyıha verme müddeti geçirilmiş ise tetkikatın aynı kanunun 213 ncü maddesine göre re'sen yapılalcağını kararlaştırmıştır.
2- Tevhidi İçtihat Kurulu, 7 gün zarfında lâyıha verilebilir ibaresinin mümeyyizleri ilgilendirmeyip de dosyayı Yargıtay'a gönderecek yetkili bir mahkemenin hakkı olduğunu kabul eylemesi ile de hatâya düşmüştür. Şöyle ki:
a) Kanunlardaki boşluklar ancak İçtihat yoluyle doldurulur. Fakat bu hiç bir zaman tefsir değildir. Kanunun metninde ibare sarih olduğu müddetçe ve başka suretle anlaşılmasına müsait bulunmadıkça ilâveler yapılarak maddenin maksat ve ruhu değiştirilemez. 212 nci madde o derece sarihtir ki bir boşluğu olmadığı gibi ayrı mânalara gelebilecek ibare ve kelimeleri dahi ihtiva eylememektedir. Şayet kanun vazıı bu müddeti dava dosyalarını vakit geçirmeden Yargıtay'a göndermeleri için mahkemelere ait bir hak olarak vermeyi düşünmüş olsa idi metni de bu manâya gelecek tarzda tedvin edebilirdi. Mümeyyizlerin temyiz isteminde bulunmalarından ayrı olarak gerekçeli hükmün tebliğinden itibaren bir hafta zarfında temyiz lâyıhası verebilirler demekle bu müddetin mümeyizlere ait olduğunu en kesin surette ifade etmiştir.
b) Temyiz lâyıhalarını ve temyiz beyanlarını muhtevi zabıtları ek lâyıhalardan ayırmak gerekir. Bu husus mülga As.Yrg.Us.K.nunda sarih olarak belirtilmiştir. Temyiz istemiyle temyiz yolu açılır. Ancak istemle birlikte kanuna muhalefet halleri gösterilmemişse temyiz lâyıhasının istemle kazanılan müddetin hitamından itibaren 7 gün zarfında verilmesi şart idi. Verilmediği hatta kanuna muhalefet halleri gösterilmediği takdirde Re'sen temyiz tetkikatı yapılmasına dahi müsait değildi. Bu itibarla birinci lâyıhanın verilmesi esas olup bundan sonra temyiz tetkikatına kadar verilecek lâyıhalar ek temyiz lâyıhası addolunur. 353 sayılı kanun eski usule nazaran sadece müddetinde yapılmış bir temyiz isteği bulundukça re'sen tetkik müessesesini getirmiş fakat birinci lâyıhanın verilmesi için yine muayyen bir müddet koymuştur. Bu birinci lâyıha verilmedikçe sonradan verilecek lâyıhaların ek lâyıha olarak kabulüne ve bu sebeble de temyiz tetkikatının mümeyyizlerin lâyıhalarına göre yapılmasına metnin sarih ifadesi müsait değildir. Ancak bu hal müddet dışında verilmiş olsa bile temyiz lâyıhalarının re'sen yapılacak tetkikte nazara alınmıyacağı manâsını tazammun etmez. Aksi görüşün kabulü ancak maddenin o yolda yeniden tedvini ile mümkün olur.
3- Re'sen tetkik en geniş manâsıyle yapılan tetkiktir. Bu tetkikte temyiz lâyıhası gözden uzak tutulacak değildir. As. Yargıtay Başsavcılığın raporunda re'sen tetkikte temyiz lâyıhasının inceleme dışı bırakılacağı gibi bir endişe hâkimdir. Bu endişeye yukarıda işâret edildiği üzere 1 nci Daire kararını hatalı yazılmış olması sebebiyet vermiş olabilir. Halbuki müddet dışı verilen lâyıhanın dosya içinde bulundukça tetkik edilmesine kanuni bir engel yoktur. Bu husus bilâhere ittihaz edilmiş olan Daireler Kurulu kararı ile de kesin surette halledilmiştir. Hattâ sanığın müddetinde vermiş olduğu temyiz lâyıhası üzerine inceleme yapılırken dahi lâyıhada zikredilmemiş olduğu halde re'sen görülecek kanuna muhalefet halleri nazara alınır ve hüküm bu suretle dahi bozulur. Bu izahattan anlaşıldığı üzere re'sen tetkik en geniş bir tetkik olup temyiz beyanı veya sebeplerini gösteren lâyıhaları ihtiva eylemekle beraber bunların dışına kaçmaktadır. Hal böyle olunca her hangi bir mağduriyetin bahis konusu olamıyacağı gibi bu suretle yapılan bir tetkikatın kanunda yer alan diğer kanun yollarına baş vurulmasına engel teşkil etmiyeceği de aşıkârdır.
4- Umumi Yargıtay'ın bu konudaki tevhidi içtihadı faydalanmaya değer olmakla beraber As. Yargıtay için uyulması mecburi bir kaide değildir. Kaldı ki mezkûr karar dahi ekseriyetle verilmiş ve ekseriyetin görüşüne iştirak etmiyenler olmuştur. Yukarıda izah edilen esaslar dahilinde bu tevhidi içtihad kararı da hukuki görüşümüze ve kanaatimize uygun değildir. Zira Yargıtay'lar kanunların metinlerini değiştiremez. Metindeki açık ibarelere (gayi tefsir) yoluna gidilerek maddeyi değiştirircesine "kanun vazıının hakiki maksadı bu değildi fakat ifade edememiş biz bunu böyle anlıyoruz" gibi görüşlerle onun yerine geçemez. Tereddüt olduğu ahvalde kanunların esbabı mucibelerinden istifade edilir, ancak bu maddenin esbabı mucibesinde tevhidi içtihat kurulunun çıkardığı manâya gelecek bir izah ve kabul tarzı da mevcut değildir.
NETİCE: Yukarıda 4 madde halinde zikrolunan esbabtan dolayı mümeyyizler tarafından müddetinde temyiz lâyıhası verilmediği takdirde temyiz tetkikatının mümeyyizlerin müddetinde vaki temyiz istemlerine atfen re'sen yapılması lâzım geleceği düşünce ve kanaatiyle ekseriyet kararına muhalifiz.(1969/1-2, 1969/2-3, 1990/3-3 sayılı Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararlarıyla ilişkilidir.) (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy